YunusJuz 11 · Page 218

Yunus 10:85

Jonah · Juz 11 · Page 218

فَقَالُواْ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡنَا رَبَّنَا لَا تَجۡعَلۡنَا فِتۡنَةٗ لِّلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٨٥

So they said, "Upon Allāh do we rely. Our Lord, make us not [objects of] trial for the wrongdoing people

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 10:75–93

75- Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi. 76- Katımızdan kendilerine hak geldiği zaman:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 77- Mûsâ:“Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz? Bu mu sihirdir? Halbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler” dedi. 78- Dediler ki:“Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndürmek için ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 79- Firavun:“Bütün bilgin sihirbazları bana getirin” dedi. 80- Nihâyet sihirbazlar gelince Mûsâ onlara:“Atacağınızı atın” dedi. 81- Onlar atınca Mûsâ dedi ki:“Sizin bu yaptığınız sihirdir. Şüphesiz Allah onu boşa çıkartacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” 82- Allah, günahkârların hoşuna gitmese de kelimeleri ile hakkı ortaya koyar. 83- Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi. Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi ve o, gerçekten haddi aşanlardandı. 84- Mûsâ:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız artık O’na güvenip dayanın.” dedi. 85- Onlar da şöyle dediler:“Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma! 86- “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar!” 87- Mûsâ’ya ve kardeşine:“Mısır’da kavminize evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele!” diye vahyettik. 88- Mûsâ:“Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam ve nice mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar! Rabbimiz, mallarını yok et ve kalplerini de mühürle de onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler.” 89- Buyurdu ki:“İkinizin de duası kabul olundu. O halde dosdoğru yürümeye devam edin, sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” 90- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de haddi aşıp saldırganlık etmek üzere onların peşine düştü. Nihâyet Firavun boğulacağı anda şöyle dedi:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım.” 91- (Ona şöyle dendi:) Şimdi mi?! Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun. 92- Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız. Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler. 93- Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Onları hoş ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

75. “Sonra bunların” Yüce Allah’ın yalanlayan ve helâk edilen kavimlere göndermiş olduğu bu peygamberlerin “ardından da Mûsâ’yı” rasûllerden ve azim sahibi peygamberlerden biris olan, üzerine geniş ve muazam şer’î hükümler indirilmiş, kendisine uyulan büyük önderlerden birisi olan, Rahman olan Allah ile konuşmuş, İmran oğlu Musa’yı “ve” onunla birlikte bir yardımcı kıldığımız “Hârûn’u” Yüce Allah’ın tevhidini, Allah’ın dışındaki varlıklara ibadet etmeyi yasaklamayı ihtiva eden ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine” Firavun’un devletinin büyüklerine, önderlerine “gönderdik.” Çünkü avam da bu önderlerin arkasından giderdi. “Fakat onlar” bu âyetlerin doğruluğuna kesin olarak inanmakla birlikte büyüklenerek ve haksızlığa saparak bu aâyetlere karşı “büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi.” Onların ayrılmaz vasfı, günahkârlık ve vahyi yalanlamaktı.

76. “Katımızdan kendilerine” hakkın en büyük ve en muazzam türü olan, azameti önünde boyunların eğildiği ve bütün mahlukatı nimetleri ile terbiye eden âlemlerin Rabbi Allah nezdinden olan “hak geldiği zaman” Allah tarafından Mûsâ vasıtası ile kendilerine hak geldiğinde onu reddettiler, kabul etmediler ve:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir, dediler.” Kahrolasıcalar, haktan yüz çevirmekle ve onu reddetmekle kalmadılar, onu en batıl şey olan sihirle nitelendirdiler. Sihir ise gerçekte bir göz boyamadır. Hatta onlar bununla da yetinmeyip apaçık olan bu hakkı, apaçık ve aşikar bir sihir olarak kabul ettiler. Bundan dolayı Mûsâ onlara şöyle cevap vermişti:

77. “Mûsâ” en zalim insanlardan başkasının reddetmeyeceği hakkı reddetmeleri dolayısı ile onları azarlayarak şöyle dedi: “Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz?” Yani siz onun için “apaçık bir sihirdir” mi diyorsunuz? “Bu mu sihirdir?” Getirdiğim hakkın niteliklerine ve muhtevasına bir bakın. Yalnızca bu bile onun hakkın ta kendisi olduğunu kesin olarak anlamaya yeterlidir. “Halbuki sihirbazlar” dünyada olsun âhirette olsun “kurtuluşa eremezler, dedi.” İşte siz de güzel akıbetin ve kurtuluşun kimin olacağını ve kimin başarıya ulaşacağını göreceksiniz. Daha sonra onlar ve herkes açıkça şunu anladı ki kurtuluşa eren, dünya ve âhirette zafere kavuşan, Musa aleyhisselam olmuştu.

78. Mûsâ’nın sözlerini olmayacak şekilde reddederek ona şöyle dediler:“Sen bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan” atalarımızı üzerinde bulduğumuz şirkten, Allah’tan başkasına ibadetten “döndürmek için” ve bize yalnızca Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmeyi emretmek “ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin?” Siz bize sizler başkanlar olasınız ve bizi yurdumuzdan çıkartasınız diye mi geldiniz? Bu ifadeleri ile onlar, sapık atalarının sözlerini, Mûsâ aleyhisselam’ın kendilerine getirmiş olduğu hakkı reddedecekleri bir dayanak olarak değerlendirdiler. Ayrıca “ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi” şeklindeki sözleri de gerçeği ters yüz etmek, aralarından cahil olanları kandırmak, halkı Mûsâ aleyhisselam’a düşmanlık edip ona iman etmemek için kışkırtmak kastı ile söylenmiş sözlerdi. Gerçekleri bilen, işleri birbirinden ayırt edebilen bir kimse böyle şeyleri gerekçe göstermez. Çünkü deliller, ancak onlar gibi bir delil ve belge ile reddedilebilir. Kendisine gelen hakkı bu gibi şeylerle reddetmeye kalkışan bir kimsenin bu hali, hasmı olan karşı tarafın söylediği sözü reddedecek bir şey bulmaktan aciz olduğunu gösterir. Çünkü hakkı reddeden kimsenin eğer bir delili bulunsaydı, elbette onu ortaya koyar ve hiçbir zaman “Senin maksadın şudur, gayen budur” demeye sığınmazdı. O, söylediği bu sözde ve hasmının maksadına dair verdiği bu haberde ister doğru olsun, ister yalancı olsun fark etmez, böyle bir şey yapmazdı. Üstelik Mûsâ aleyhisselam’ı tanıyan ve onun neye davet ettiğini bilen herkes, onun hiçbir zaman yeryüzünde üstünlük sağlamak gibi bir maksadı olmadığını çok iyi bilir. Onun maksadı, ancak diğer peygamber kardeşlerinin maksadında olduğu gibi insanları hidâyete iletmek ve onlara faydalarına olan şeyleri göstermektir. Ancak işin gerçek mahiyeti, onların bizzat kendi ağızları ile de ifade ettikleri gibi şuydu:“Biz ikinize de inanmıyoruz” yani kibir ve inadımız dolayısı ile dediklerini kabul etmiyoruz. Yoksa Mûsâ ile Hârûn’un getirdiklerinin batıl oluşundan ve hakkında herhangi bir şüphelerinin olduğundan yahut da başka herhangi bir sebep dolayısı ile değil. Bunun tek sebebi, onların zalimlikleri, haksızlıkları ve Mûsâ ile Hârûn’a -ikisine de selam olsun- iftira ile yakıştırdıkları üstünlük sağlama arzularından başkası değildir.

79. “Firavun” Mûsâ aleyhisselam’ın getirdiği hakka karşı çıkarak ve ileri gelenleri ile kavminin galip gelmesini isteyerek: “Bütün bilgin sihirbazları bana getirin, dedi.” Yani sihirde becerikli ve bunu çok iyi bilen kim varsa getirin. Sonra da Mısır şehirlerine, çeşitli tür ve seviyeleri ile değişik sihirbazları kendilerine getirecek kimseler gönderdi.

80. “Nihâyet sihirbazlar” Mûsâ ile yarışmak üzere “gelince Mûsâ onlara: Atacağınızı atın, dedi” Yani siz neyi atmak istiyorsanız atabilirsiniz. Ben size, belirli bir şeyi atın, demiyorum. Çünkü Mûsâ kesin olarak galip geleceğini biliyordu. Onlara ve onların neler yapacaklarına da hiç aldırış etmiyordu.

81. “Onlar” iplerini ve sopalarını “atınca” hepsi de yürüyen yılanlarmış gibi göründü. Bunun üzerine “Mûsâ dedi ki: Sizin bu yaptığınız sihirdir.” Yani bu, büyük ve gerçek bir sihirdir. Fakat büyüklüğüne rağmen “şüphesiz Allah onu boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” Onlar bu yaptıkları ile hakka karşı batılın zafere kavuşmasını istemişlerdi. Bundan daha büyük bir bozgunculuk olabilir mi? İşte herhangi bir iş yapan, herhangi bir tuzak kurmaya çalışan veya herhangi bir komplo düzenleyen her bir fesatçının durumu böyledir. Onun yaptığı mutlaka boşa çıkar, darmadağın olur gider. Bir süre, onun yaptığı iş revaç bulsa da önünde sonunda o yok olacaktır, boşa çıkacaktır. Yaptıkları işlerle maksatları Yüce Allah’ın rızasına kavuşmak olan ve bu işleri esas itibari ile işlenmesi emredilen faydalı işler olan ıslah edicilere gelince şüphesiz Yüce Allah, onların amellerini düzeltir, ilerletir ve sürekli olarak geliştirir.

82. Mûsâ asasını atınca büyük bir olup onların yaptıkları büyüleri yutuvermeye başladı. Böylelikle onların büyüleri boşa çıktı ve batılları yok olup gitti. Böylece Allah, hakkı ortaya koymuş oldu. Sihirbazlar hakkı açıkça görünce secdeye kapandılar. Firavun onları asmakla, el ve ayaklarını kesmekle tehdit ettiyse de buna aldırış etmeyip imanları üzere sebat gösterdiler. Ne Firavun, ne onun yanındaki ileri gelenler ne de onların tabilerinden hiç kimse iman etmedi. Aksine bunlar azgınlıkları içinde bocalamaya devam ettiler. Bu nedenle şöyle buyrulmuştur:

83. “Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi.” Yani İsrailoğullarına mensup birtakım gençler, korkmalarına rağmen iman kalplerinde iyice yerleştiği için sabredip imanlarını sürdürdüler. “Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini” dinlerinden çevirmek suretiyle “fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi.” Onun ülkeden üstünlüğü ve baskın bir gücü vardı. O bakımdan onun cezalandırmasından korkmakta haklı idiler. Özellikle de “o, gerçekten” azgınlıkta ve düşmanlıkta “haddi aşanlardandı.” Mûsâ’ya ancak kavminin gençlerinden bir topluluğun iman edip başka kimselerin iman etmeyişindeki hikmet -doğrusunu en iyi Allah bilir ama- gençlerin ve çocukların hakkı kabule daha yatkın, hakka daha çok itaat edip boyun eğen kimseler oluşundan dolayı olsa gerektir. Küfür üzere yetişen yaşlı ve yetişkinler ise böyle değildir. Çünkü bu yaşlılar, kalplerinde bozuk akidelerin yer etmiş olması ve uzun bir süre öylece kalması dolayısı ile başkalarına göre haktan daha uzaktırlar.

84. Mûsâ kavmine sabrı tavsiye ederek ve bu hususta kimin yardımını alacaklarını hatırlatarak:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız” Allah’a imanın gereğini yerine getirin ve “artık O’na güvenip dayanın, dedi.”

85. “Onlar da” Mûsâ’nın bu emrine uyarak “şöyle dediler: Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma!” Yani onları bize musallat etme! Çünkü o vakit onlar bizi dinimizden çevirmek kastı ile bize işkence yaparlar yahut da bize galip gelirler de böylelikle kendileri de fitneye düşüp: Eğer bunlar hak üzere olsalardı yenik düşmezlerdi, derler.

86. “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar” ki onların şerlerinden kurtulalım ve dinimiz üzere kalmaya devam edelim. Dinimizi ve şer’î hükümlerini, herhangi bir karşı çıkan ve bu konuda bizimle anlaşmazlık çıkartan olmaksızın uygulama imkânını bulabilelim.

87. Firavun ve kavminin İsrailoğulları üzerindeki baskıları ağırlaşıp da onları dinlerinden çevirmeye çalışmaları üzerine “Mûsâ’ya ve kardeşine: Mısır’da kavminize evler hazırlayın” yani onlara içlerinde gizlenebilecekleri şekilde evler yapmalarını emredin. “O evlerinizi namazgah yapın” yani halka açık mabedlerde namaz kılma imkânını bulamadığınızda evlerinizi içlerinde namaz kılabileceğiniz bir yer haline getirin “ve namazı dosdoğru kılın.” Çünkü namaz her türlü sıkıntılara karşı bir yardımcıdır. “Müminleri de” zafer, yardım ve dinlerinin üstün geleceği müjdesiyle “müjdele, diye vahyettik.”“Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık (daha) vardır.”(el-İnşirah, 94/5-6) Sıkıntılar artık bunalım haline dönüştü mü Allah onları giderip ferahlık verir.

88. Mûsâ Firavun’un ve ileri gelenlerin katılığını ve yüz çevirişlerini görünce onlara beddua etmiş, Hârûn da “Amin” demişti. Şöyle ki: “Mûsâ: Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam” süslenecekleri türlü süs eşyaları, elbiseler, dayalı döşeli evler, gösterişli binekler, hizmetçiler “ve nice” pek çok miktarda “mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar!” Yani onlar, bu malları Senin yolundan insanları saptırmak için kullanıyorlar; hem kendileri sapıyorlar hem de başkalarının da sapmasına sebep oluyorlar. “Rabbimiz, mallarını yok et” onları helak etmek yahut da taşa dönüştürmek gibi mallarını yararlanılmayacak bir şekle sokarak telef et! “ve kalplerini de mühürle” yani katılaştır da “onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler!” Mûsâ aleyhisselam bu sözlerini onlara olan öfkesinden dolayı söylemişti. Çünkü onlar, Allah’ın haram kıldığı şeyleri işlemek cüretkârlığını göstermiş, Allah’ın kullarını fesada boğmuş ve insanları Allah’ın yolundan alıkoymuşlardı. Ayrıca Mûsâ aleyhisselam Rabbinin, yüzlerine karşı iman kapısını kapatmak sureti ile yaptıklarına karşılık olarak onları cezalandıracağını tam anlamı ile bildiğinden dolayı böyle yapmıştı.

89. Yüce Allah “buyurdu ki: İkinizin de duası kabul olundu.” Bu, Mûsâ’nın dua ettiğine Hârûn’un da onun duasına “Âmin” dediğine, ayrıca “Âmin” diyen kimsenin de yapılan duada dua edene ortak olduğuna delil vardır. “O halde” dininiz üzere “dosdoğru yürümeye devam edin” davetinizi sürdürün. “Sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” Yani dosdoğru yoldan ayrılmış, cehenneme götüren yolu izleyen sapmışların, dalalete düşen cahillerin yoluna asla uymayın.

Continue in the whole surah's tafsir

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 218

YunusJuz 11 · Page 218

10:79

وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ ٱئۡتُونِي بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٖ ٧٩

And Pharaoh said, "Bring to me every learned magician."

10:80

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ ٨٠

So when the magicians came, Moses said to them, "Throw down whatever you will throw."

10:81

فَلَمَّآ أَلۡقَوۡاْ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئۡتُم بِهِ ٱلسِّحۡرُۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبۡطِلُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصۡلِحُ عَمَلَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ ٨١

And when they had thrown, Moses said, "What you have brought is [only] magic. Indeed, Allāh will expose its worthlessness. Indeed, Allāh does not amend the work of corrupters.

10:82

وَيُحِقُّ ٱللَّهُ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ ٨٢

And Allāh will establish the truth by His words, even if the criminals dislike it."

10:83

فَمَآ ءَامَنَ لِمُوسَىٰٓ إِلَّا ذُرِّيَّةٞ مِّن قَوۡمِهِۦ عَلَىٰ خَوۡفٖ مِّن فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِمۡ أَن يَفۡتِنَهُمۡۚ وَإِنَّ فِرۡعَوۡنَ لَعَالٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ٨٣

But no one believed Moses, except [some] offspring [i.e., youths] among his people, for fear of Pharaoh and his establishment that they would persecute them. And indeed, Pharaoh was haughty within the land, and indeed, he was of the transgressors.

10:84

وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰقَوۡمِ إِن كُنتُمۡ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ فَعَلَيۡهِ تَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّسۡلِمِينَ ٨٤

And Moses said, "O my people, if you have believed in Allāh, then rely upon Him, if you should be Muslims [i.e., submitting to Him]."

10:85

فَقَالُواْ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡنَا رَبَّنَا لَا تَجۡعَلۡنَا فِتۡنَةٗ لِّلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٨٥

So they said, "Upon Allāh do we rely. Our Lord, make us not [objects of] trial for the wrongdoing people

10:86

وَنَجِّنَا بِرَحۡمَتِكَ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ ٨٦

And save us by Your mercy from the disbelieving people."

10:87

وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰ وَأَخِيهِ أَن تَبَوَّءَا لِقَوۡمِكُمَا بِمِصۡرَ بُيُوتٗا وَٱجۡعَلُواْ بُيُوتَكُمۡ قِبۡلَةٗ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٨٧

And We inspired to Moses and his brother, "Settle your people in Egypt in houses and make your houses [facing the] qiblah1 and establish prayer and give good tidings to the believers."

1 translator’s note
  1. In order that they might pray therein unseen by their enemy. ↩

10:88

وَقَالَ مُوسَىٰ رَبَّنَآ إِنَّكَ ءَاتَيۡتَ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَأَهُۥ زِينَةٗ وَأَمۡوَٰلٗا فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِكَۖ رَبَّنَا ٱطۡمِسۡ عَلَىٰٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ وَٱشۡدُدۡ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُواْ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ ٨٨

And Moses said, "Our Lord, indeed You have given Pharaoh and his establishment splendor and wealth in the worldly life, our Lord, that they may lead [men] astray from Your way. Our Lord, obliterate their wealth and harden their hearts so that they will not believe until they see the painful punishment."

As-Sa'diTafsir · 10:85

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском