Hud 11:105
Hud · Juz 12 · Page 233
يَوۡمَ يَأۡتِ لَا تَكَلَّمُ نَفۡسٌ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ فَمِنۡهُمۡ شَقِيّٞ وَسَعِيدٞ ١٠٥
The Day it comes no soul will speak except by His permission. And among them will be the wretched and the prosperous.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 11:103–108
103- Elbette bunda âhiret azabından korkanlar için bir ibret vardır. O, kendisinde bütün insanların toplanacakları bir gündür. O, (herkes tarafından) tanık olunacak bir gündür. 104- Biz, onu ancak sayılı bir süre(nin dolması) için ertelemekteyiz. 105- Onun geleceği gün, Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse konuşamayacaktır. İçlerinden kimi bedbaht, kimi de bahtiyar olacaktır. 106- Bedbaht olanlara gelince onlar ateştedirler. Orada onlar, inleyerek ve hırıltılı bir şekilde nefes alıp verirler. 107- Rabbinin dilediği kadarı müstesnâ gökler ve yer durduğu müddetçe orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz ki Rabbin, dilediğini yapandır. 108- Bahtiyar olanlara gelince onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği kadarı müstesna gökler ve yer durduğu müddetçe orada ebedi kalacaklardır. Bu, kesintisi olmayan bir bağıştır.
103. “Elbette bunda” sözü edilen zalimleri çeşitli cezalarla yakalayışında “âhiret azabından korkanlar için bir ibret” hem de zalim ve günahkâr kimselere hem dünyevî ceza hem de uhrevî cezanın olduğuna dair bir delil “vardır.” Daha sonra Yüce Allah âhiretin niteliklerine geçerek şöyle buyurmaktadır: “O kendisinde bütün insanların toplanacakları bir gündür.” Bütün insanlar, o günde amellerinin karşılıklarını görmek ve Yüce Allah’ın azametini ve yüce adaletini görüp O’nu hakkı ile tanımak üzere toplanacaklardır. “O, tanık olunacak bir gündür.” O günde Allah, melekleri ve bütün mahlukat hazır bulunacaklardır.
104. “Biz onu” kıyamet gününün gelişini “sayılı bir süre(nin dolması) için ertelemekteyiz.” Dünyanın eceli dolup Yüce Allah’ın orada takdir etmiş olduğu mahlukatın sonu geldiği zaman Allah, onları âhiret yurduna döndürecektir. Dünya hayatında onlara şer’î hükümlerini uyguladığı gibi ahirette de amellerinin karşılığı olacak cezaî hükümleri uygulayacaktır.
105. “Onun geleceği gün” insanların toplanacağı o gün “Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse” peygamberler ve melaike-i kiram da dahil “konuşamayacaktır.” O’nun izni olmaksızın şefaatte de bulunamayacaklardır. “İçlerinden” Allah’ın yarattıklarından “kimi bedbaht, kimi de bahtiyar olacaktır.” Bedbaht olanlar, Allah’ı inkar edip kafir olanlar, peygamberlerini yalanlayanlar ve emrine isyan edenlerdir. Bahtiyar olanlar ise takvâ sahibi mü’minlerdir. Bunların amellerinin karşılıklarına gelince;
106. “Bedbaht olanlara gelince onlar” yani bedbaht olup rezil ve rüsvay olanlar “ateştedirler.” Onun azabına daldırılmış olacaklar ve oranın cezası onlara pek ağır gelecek. “Orada onlar” içinde bulundukları azabın şiddetinden dolayı “inleyerek ve hırıltılı bir şekilde nefes alıp verirler.” Bu ise çıkartılan seslerin en çirkini ve en dehşet vericisidir.
107. “Rabbinin dilediği kadarı müstesna gökler ve yer durduğu müddetçe orada ebedi kalacaklardır.” Onlar, azabı böyle şiddetli olan cehennem ateşinde ebediyen kalacaklardır. Ancak Yüce Allah’ın -müfessirlerin çoğunluğunun dediği gibi- orada kalmamalarını dilediği müddet bundan müstesnadır. Buradaki istisna da onların cehenneme girişlerinden öncesiyle ilgilidir. O halde onlar -oraya girmelerinden önceki zaman müstesna- tüm zamanlar boyunca cehennemde kalacaklardır. “Şüphesiz ki Rabbin, dilediğini yapandır.” O, ne yapmak dilerse ve hikmeti neyi gerektirirse onu yapar. O’nun şanı yüce ve mübarektir. Hiç kimse O’nun, irade ettiğini yapmaktan alıkoyamaz.
108. “Bahtiyar olanlara gelince” yani mutluluk ve başarıya mazhar olup umduklarına kavuşanlara gelince “onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği kadarı müstesna gökler ve yer durduğu müddetçe orada ebedi kalacaklardır.” Daha sonra Yüce Allah, onların cennette ebedi kalışlarını:“Bu kesintisi olmayan bir bağıştır.” buyruğu ile pekiştirmektedir. Yani Yüce Allah’ın onlara vermiş olduğu kalıcı nimetler, üstün lezzetler, süreklidir, devamlıdır. Hiçbir zaman kesintiye uğramayacaktır. Kerim olan Allah’tan lütfu ile bizleri onlardan kılmasını niyaz ederiz.
Page 233
11:98
يَقۡدُمُ قَوۡمَهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَأَوۡرَدَهُمُ ٱلنَّارَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡوِرۡدُ ٱلۡمَوۡرُودُ ٩٨
He will precede his people on the Day of Resurrection and lead them into the Fire; and wretched is the place to which they are led.
11:99
وَأُتۡبِعُواْ فِي هَٰذِهِۦ لَعۡنَةٗ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ بِئۡسَ ٱلرِّفۡدُ ٱلۡمَرۡفُودُ ٩٩
And they were followed in this [world] with a curse and on the Day of Resurrection. And wretched is the gift1 which is given.
1 translator’s note
- i.e., the curse which follows them in both worlds. ↩
11:100
ذَٰلِكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡقُرَىٰ نَقُصُّهُۥ عَلَيۡكَۖ مِنۡهَا قَآئِمٞ وَحَصِيدٞ ١٠٠
That is from the news of the cities, which We relate to you; of them, some are [still] standing and some are [as] a harvest [mowed down].1
1 translator’s note
- Their structures have been completely destroyed. ↩
11:101
وَمَا ظَلَمۡنَٰهُمۡ وَلَٰكِن ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡۖ فَمَآ أَغۡنَتۡ عَنۡهُمۡ ءَالِهَتُهُمُ ٱلَّتِي يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٖ لَّمَّا جَآءَ أَمۡرُ رَبِّكَۖ وَمَا زَادُوهُمۡ غَيۡرَ تَتۡبِيبٖ ١٠١
And We did not wrong them, but they wronged themselves. And they were not availed at all by their gods which they invoked other than Allāh when there came the command of your Lord. And they did not increase them in other than ruin.
11:102
وَكَذَٰلِكَ أَخۡذُ رَبِّكَ إِذَآ أَخَذَ ٱلۡقُرَىٰ وَهِيَ ظَٰلِمَةٌۚ إِنَّ أَخۡذَهُۥٓ أَلِيمٞ شَدِيدٌ ١٠٢
And thus is the seizure of your Lord when He seizes the cities while they are committing wrong. Indeed, His seizure is painful and severe.
11:103
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗ لِّمَنۡ خَافَ عَذَابَ ٱلۡأٓخِرَةِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمٞ مَّجۡمُوعٞ لَّهُ ٱلنَّاسُ وَذَٰلِكَ يَوۡمٞ مَّشۡهُودٞ ١٠٣
Indeed in that is a sign for those who fear the punishment of the Hereafter. That is a Day for which the people will be collected, and that is a Day [which will be] witnessed.
11:104
وَمَا نُؤَخِّرُهُۥٓ إِلَّا لِأَجَلٖ مَّعۡدُودٖ ١٠٤
And We do not delay it except for a limited term.
11:105
يَوۡمَ يَأۡتِ لَا تَكَلَّمُ نَفۡسٌ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ فَمِنۡهُمۡ شَقِيّٞ وَسَعِيدٞ ١٠٥
The Day it comes no soul will speak except by His permission. And among them will be the wretched and the prosperous.
11:106
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ شَقُواْ فَفِي ٱلنَّارِ لَهُمۡ فِيهَا زَفِيرٞ وَشَهِيقٌ ١٠٦
As for those who were [destined to be] wretched, they will be in the Fire. For them therein is [violent] exhaling and inhaling.1
1 translator’s note
- i.e., their sighs and sobs, resembling the bray of a donkey. ↩
11:107
خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَۚ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٞ لِّمَا يُرِيدُ ١٠٧
[They will be] abiding therein as long as the heavens and the earth endure, except what your Lord should will. Indeed, your Lord is an effecter of what He intends.
11:108
۞ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ سُعِدُواْ فَفِي ٱلۡجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَۖ عَطَآءً غَيۡرَ مَجۡذُوذٖ ١٠٨
And as for those who were [destined to be] prosperous, they will be in Paradise, abiding therein as long as the heavens and the earth endure, except what your Lord should will - a bestowal uninterrupted.