Ibrahim 14:38
Abraham · Juz 13 · Page 260
رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعۡلَمُ مَا نُخۡفِي وَمَا نُعۡلِنُۗ وَمَا يَخۡفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَيۡءٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ ٣٨
Our Lord, indeed You know what we conceal and what we declare, and nothing is hidden from Allāh on the earth or in the heaven.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 14:35–41
35- Bir vakit İbrahim şöyle demişti:“Rabbim! Şu beldeyi emniyetli kıl! Beni de oğullarımı da putlara tapmaktan uzak tut.” 36- “Çünkü, Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa işte o bendendir, kim de bana isyan ederse gerçek şu ki sen Ğafûrsun, Rahîmsin.” 37- “Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılsınlar diye. Artık sen insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve kendilerini birtakım meyvelerle rızıklandır. Olur ki şükrederler.” 38- “Rabbimiz! Doğrusu sen, gizlediklerimizi de açığa vurduklarımızı da bilirsin. Zaten yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” 39- “Bana ihtiyarlığıma rağmen İsmail’i ve İshak’ı bağışlayan Allah’a hamdolsun. Şüphesiz Rabbim duaları işitendir.” 40- “Rabbim, beni de zürriyetimden gelenleri de namazı dosdoğru kılanlardan eyle! Rabbimiz duamı kabul buyur! 41- “Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, ana-babamı ve bütün iman edenleri bağışla!”
35. Yani İbrahim aleyhisselam’ın şu güzel halini an! Hani “bir vakit İbrahim şöyle demişti: Rabbim! Şu” haram “beldeyi emniyetli kıl.” Allah da onun duasını hem şer’i yönden hem de ilâhi takdiri yönünden kabul etmiş ve şeriatte o beldeyi harem bölgesi kılmış, ilahi takdiri gereği de emniyetinin ve saygınlığının sebeplerini kolaylaştırmıştır. Öyle ki zalim bir kimse, bu beldeye bir kötülük yapmak isteyecek olursa mutlaka Yüce Allah, Fil ashabına ve başkalarına yaptığı gibi onu perişan eder. İbrahim aleyhisselam şehrin emniyetli olması için dua ettikten sonra hem kendisi hem de çocukları için de emniyet dileğinde bulunarak şöyle demiştir:“Beni de oğullarımı da putlara tapmaktan uzak tut.” Yani hem beni hem çocuklarımı putlara ibadet etmekten, onlara meyletmekten uzak tut.
36. Daha sonra İbrahim, kendisi ve oğulları için korku duymasının sebebinin putlara tapmak sureti ile fitneye düşmüş ve bunlara müptelâ olmuş kimseler olduğunu söz konusu ederek şöyle demiştir:“Çünkü, Rabbim, onlar insanlardan birçoğunu saptırdılar.” Yani pek çok insan o putlar yüzünden saptılar. “Artık kim” benim getirmiş olduğum tevhidde ve salih amellerin yanlızca âlemlerin Rabbi olan Allah’a ihlasla yapılması hususunda “bana uyarsa” tam bir uyum göstermesi dolayısı ile ve bir kavmi sevip onlara uyan bir kimse onlara katılmış olacağından “işte o, bendendir, kim de bana isyan ederse gerçek şu ki sen Ğafûrsun, Rahimsin.” Bu ifadeler, İbrahim aleyhisselam’ın ne derece şefkatli olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü o, isyankârlar için Allah’tan bağışlanma ve rahmet dileğinde bulunmuştur. Allah ise kullarına İbrahim’den daha merhametlidir. O, ancak kendisine baş kaldırıp inatla isyan edenlere azap eder.
37. İbrahim, Hacer’i ve oğlu İsmail’i daha süt emmekte olan bir çocuk iken Şam topraklarından getirmiş, Mekke’de bırakmıştı. O sırada Mekke’de oturan hiçbir kimse yoktu. Ne ses verecek, ne de sese karşılık verecek kimse bulunmuyordu. İbrahim ikisini oraya yerleştirince Rabbine dua etti ve yalvarıp yakararak, O’na tevekkül ederek şunları söyledi:“Rabbim! Ben zürriyetimden bir kısmını” hepsini değil, çünkü İshak da diğer çocukları da Şam’da bulunuyordu. Mekke’de yalnızca İsmail’i ve onun soyundan gelecekleri yerleştirmişti. “senin mukaddes evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim.” Mekke toprakları ziraate elverişli olmadığından böyle söylemiştir. “Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılsınlar diye.” Yani sen, onları namazı dosdoğru kılan muvahhidler eyle. Çünkü namaz, dini ibadetlerin en özel ve en faziletlilerindendir. Onun dosdoğru kılan dinini de dosdoğru yaşar. “Artık sen, insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir.” Hem onları hem de onların yerleştikleri bu yeri sevsinler. Yüce Allah, onun duasını kabul buyurdu. İsmail’in soyundan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i çıkardı. O da onun soyundan gelenleri İslâm dinine, ataları İbrahim’in dinine davet etti. Onlar da onun çağrısını kabul edip namazı dosdoğru kılmaya başladılar. İbrahim’in, yakınında zürriyetini yerleştirmiş olduğu mukaddes evi haccetmelerini onlara farz kıldı. Bu Ev’e kalpleri kendisine doğru çeken, şaşırtıcı bir sır verdi. Öyle ki onun ümmeti bu Ev’i sürekli haccettikleri halde bir türlü ona doyamamaktadır. Hatta kul, oraya ne kadar çok giderse ona karşı duyduğu şevk o kadar artar, ona duyduğu özlemi ve onsuz edememe duygusu daha bir büyür. Bu da Yüce Allah’ın bu Ev’i kendi münezzeh zatına izafe etmesinden dolayıdır. “ve kendilerini birtakım meyvelerle rızıklandır, olur ki şükrederler.” Yüce Allah, onun bu duasını da kabul buyurdu. Her türlü mahsüllerden oraya getirilir oldu. Mekke-i Mükerreme’de her zaman için çeşitli meyve ve mahsüllerin bol bol bulunduğunu, çeşitli rızıkların oraya dört bir yandan ardı arkasına geldiğini görüyoruz.
38. “Rabbimiz! Doğrusu sen, gizlediklerimizi de açığa vurduklarımızı da” hepsini, hem de bizden çok daha iyi “bilirsin.” Senden bildiğimiz ve bilmediğimiz hususlarda bilginin ve rahmetinin gereği olan şeyleri bizlere kolaylaştırmanı niyaz ederiz. “Zaten yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” Bunlardan biri de bu duadır ki bu duada İbrahim aleyhisselam’ın maksadı, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a çokça şükretmektir.
39. “Bana ihtiyarlığıma rağmen İsmail’i ve İshak’ı bağışlayan Allah’a hamdolsun.” Çünkü bu, nimetlerin en büyüklerindendir. Özellikle çocuk sahibi olmaktan ümit kesme hali olan yaşlılıkta bu çocukların ihsan edilmesi, ayrı bir nimettir. Bunların salih birer peygamber olması ise daha büyük ve daha üstün bir fazilettir. “Şüphesiz Rabbim duaları işitendir.” Kendisine dua edenin duasını çabucak kabul eder. Ben de O’na dua ettim ve benim umudumu boşa çıkarmadı.
40-41. Daha sonra İbrahim kendisine ve soyundan gelecek olanlara dua etti:“Rabbim, beni de zürriyetimden gelenleri de namazı dosdoğru kılanlardan eyle! Rabbimiz duamı kabul buyur! Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, ana-babamı ve bütün iman edenleri bağışla!” Yüce Allah, onun bütün bu dualarını -babasına yaptığı dua müstesna- kabul etti. Babasına yapmış olduğu bu dua, ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Ancak babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca artık ondan uzaklaştı.
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Page 260
14:34
وَءَاتَىٰكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلۡتُمُوهُۚ وَإِن تَعُدُّواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ لَا تُحۡصُوهَآۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَظَلُومٞ كَفَّارٞ ٣٤
And He gave you from all you asked of Him.1 And if you should count the favor [i.e., blessings] of Allāh, you could not enumerate them. Indeed, mankind is [generally] most unjust and ungrateful.2
14:35
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجۡعَلۡ هَٰذَا ٱلۡبَلَدَ ءَامِنٗا وَٱجۡنُبۡنِي وَبَنِيَّ أَن نَّعۡبُدَ ٱلۡأَصۡنَامَ ٣٥
And [mention, O Muḥammad], when Abraham said, "My Lord, make this city [i.e., Makkah] secure and keep me and my sons away from worshipping idols.
14:36
رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضۡلَلۡنَ كَثِيرٗا مِّنَ ٱلنَّاسِۖ فَمَن تَبِعَنِي فَإِنَّهُۥ مِنِّيۖ وَمَنۡ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٣٦
My Lord, indeed they have led astray many among the people. So whoever follows me - then he is of me;1 and whoever disobeys me - indeed, You are [yet] Forgiving and Merciful.
1 translator’s note
- i.e., of my religion. ↩
14:37
رَّبَّنَآ إِنِّيٓ أَسۡكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيۡرِ ذِي زَرۡعٍ عِندَ بَيۡتِكَ ٱلۡمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱجۡعَلۡ أَفۡـِٔدَةٗ مِّنَ ٱلنَّاسِ تَهۡوِيٓ إِلَيۡهِمۡ وَٱرۡزُقۡهُم مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَشۡكُرُونَ ٣٧
Our Lord, I have settled some of my descendants in an uncultivated valley near Your sacred House, our Lord, that they may establish prayer. So make hearts among the people incline toward them and provide for them from the fruits that they might be grateful.
14:38
رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعۡلَمُ مَا نُخۡفِي وَمَا نُعۡلِنُۗ وَمَا يَخۡفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَيۡءٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ ٣٨
Our Lord, indeed You know what we conceal and what we declare, and nothing is hidden from Allāh on the earth or in the heaven.
14:39
ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى ٱلۡكِبَرِ إِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَۚ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ ٣٩
Praise to Allāh, who has granted to me in old age Ishmael and Isaac. Indeed, my Lord is the Hearer of supplication.
14:40
رَبِّ ٱجۡعَلۡنِي مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِيۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلۡ دُعَآءِ ٤٠
My Lord, make me an establisher of prayer, and [many] from my descendants. Our Lord, and accept my supplication.
14:41
رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيَّ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ يَوۡمَ يَقُومُ ٱلۡحِسَابُ ٤١
Our Lord, forgive me and my parents and the believers the Day the account is established."
14:42
وَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعۡمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَۚ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمۡ لِيَوۡمٖ تَشۡخَصُ فِيهِ ٱلۡأَبۡصَٰرُ ٤٢
And never think that Allāh is unaware of what the wrongdoers do. He only delays them [i.e., their account] for a Day when eyes will stare [in horror].