An-Nahl 16:28
The Bee · Juz 14 · Page 270
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡۖ فَأَلۡقَوُاْ ٱلسَّلَمَ مَا كُنَّا نَعۡمَلُ مِن سُوٓءِۭۚ بَلَىٰٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ٢٨
The ones whom the angels take in death [while] wronging themselves,1 and [who] then offer submission, [saying], "We were not doing any evil." But, yes! Indeed, Allāh is Knowing of what you used to do.
1 translator’s note
- i.e., having made punishment due to them for their numerous sins and crimes. ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 16:24–29
24- Onlara:“Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman: “Eskilerin efsaneleri” derler. 25- (Bu nedenle) kıyamet gününde kendi (günah) yüklerini eksiksiz yüklendikleri gibi bilgisizce saptırdıkları kimselerin yüklerinden bir kısmını da yükleneceklerdir. Haberiniz olsun, yüklendikleri, ne kötüdür! 26- Kendilerinden öncekiler de (peygamberlere) tuzak kurmuşlardı. Nihayet Allah, binalarına temellerinden geldi de üstlerindeki tavan başlarına çöktü ve azap onlara hiç farkında olmadıkları yerden geldi. 27- Sonra kıyamet gününde Allah, onları rüsvay edecek ve:“Hani nerede uğruna çekiştiğiniz ortaklarım?!” diyecek. Kendilerine ilim verilenler de diyecekler ki:“Hiç şüphesiz bugün zillet ve azap, kâfirlerin üzerinedir.” 28- O (kafirler) ki nefislerine zulmeder bir halde iken melekler, onların ruhlarını aldığı sırada:“Biz hiçbir kötülük işlemezdik” diyerek teslim olurlar. “Elbette (işliyordunuz), Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” 29- “O nedenle içinde ebediyen kalmak üzere girin cehennemin kapılarından! Büyüklenenlerin yeri ne kötüdür!”
24. Allah müşriklerin Allah’ın âyetlerini aşırı derecedeki yalanlayışlarını da haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Onlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman” yani onlara Allah’ın kullara ihsan etmiş olduğu en büyük nimet olan Kur’an ve vahye dair soru sorulduğunda ve bu konuda kanaatiniz nedir, sizler acaba bu nimete şükredip itiraf mı ediyorsunuz, yoksa bunu inkâr edip ona karşı inatla direniyor musunuz, denildiğinde onların verdikleri cevap, cevapların en çirkini ve en aşağısı olur:“Eskilerin efsaneleri” yani Muhammed’in sallalahu aleyhi ve sellem uydurup Allah’a isnat ettiği bir yalandır. O, ancak insanların nesilden nesile, birbirinden nakledegeldikleri, kimisi doğru, kimisi yalan olan geçmişlere ait hikayelerden ibarettir “derler.”
25. Bu iddiada bulunmakla kalmayıp kendilerine tâbi olanları da buna çağırırlar. O nedenle onların günahlarını da kıyamet gününe kadar onlara uyacakların günahlarının bir kısmını da yüklenirler:“Bilgisizce saptırdıkları kimselerin yüklerinden bir kısmını da yükleneceklerdir” yani onların, kendilerine yaptığı davet dışında hiçbir bilgisi bulunmayan ve sadece onları taklit eden kimselerin günahlarının da bir kısmını, yani onları davet etmelerinin günahını yüklenirler. Ne yaptıklarını bilenlere gelince herkes, bağımsız olarak kendi suç ve günahından sorumlu olacaktır. Çünkü o da kendisini çağıranların bildiği şeyleri bilmektedir. “Haberiniz olsun, yüklendikleri, ne kötüdür!” Yani hem kendilerinin hem de saptırdıkları kimselerin günahlarından oluşan ve sırtlarına oldukça ağır gelen o günah yükü, pek kötü bir yük olacaktır.
26. “Kendilerinden öncekiler de” peygamberlerine “tuzak kurmuşlardı.” Onların getirdikleri gerçeği reddetmek için çeşitli hileli yollara baş vurmuşlardı. Bu tuzaklarının bir parçası olarak da dehşet verici saraylar bina etmişlerdi de “Nihâyet Allah, binalarına temellerinden geldi de” Yani Yüce Allah’ın emri bunlara temellerinden ve esaslarından geldi ve “üstlerindeki tavan başlarına çöktü.” Böylelikle kurdukları binalar, kendisi ile cezalandırıldıkları bir azap oldu. “Azap onlara hiç farkında olmadıkları yerden geldi.” Çünkü onlar, inşa ettikleri binaların kendilerine fayda vereceğini, azaba karşı kendilerini koruyacağını sanıyorlardı. Ama azap, bizzat yaptıkları binaların ve temellerini sağlamlaştırdıkları yapıların içinde başlarına geldi. u, Yüce Allah’ın, düşmanlarının hile ve tuzaklarını boşa çıkarmasına dair en güzel örneklerden birisidir. Şöyle ki onlar, peygamberleri yalanlamaya koyulunca düşündüler, ölçüp biçtiler. Kendileri için batıldan hareketle başvuracakları ve kendisi vasıtası ile peygamberlerin getirdiklerini reddedecekleri birtakım esaslar ve ilkeler ortaya attılar. Aynı şekilde peygamberlere ve onlara tabi olanlara kötülük yapmak ve onlara zarar vermek için de çeşitli hilelere başvurdular. Sonunda onların hile ve tuzakları aleyhlerine bir vebal oldu. Onların aldıkları tedbirler yıkımlarına sebep oldu. Çünkü onların giriştikleri hile ve tuzaklar, kötü amaçlı idi. “Kötü düzen ise ancak sahiplerini kuşatır.”(Fatır, 35/43) Bu, onların dünyadaki azabıdır. Âhiret azabı ise elbetteki daha rezil edicidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sonra kıyamet gününde de onları rüsvay edecek” yani bütün insanların gözü önünde onları rezil edecek, Allah’a karşı iftiralarını ve yalanlarını herkesin önünde açıklayacak “ve: Hani nerede uğruna çekiştiğiniz ortaklarım? diyecek.” Yani kendileri için Allah’a ve O’nun tarafında olanlara karşı savaş açıp düşmanlık ettiğiniz ve “Allah’ın ortakları” olduğunu iddia ettiğiniz ortaklar? Onlara bu soru sorulacağı vakit kendi sapıklıklarını itiraf etmekten ve bilerek inat ettiklerini kabul etmekten başka verecek bir cevapları olmayacak, o nedenle de:“Onlar bizi terk edip kayboldular, diyecekler ve kendi aleyhlerine kâfir olduklarına dair şahitlik edeceklerdir.”(el-Araf, 7/37)“Kendilerine ilim verilenler” yani Rabbanî âlimler de “diyecekler ki: Hiç şüphesiz bugün” yani kıyamet günü “zillet ve azap kâfirlerin üzerinedir.” Bu buyruk, ilim ehlinin üstünlüğüne, onların bu dünyada da şahitlerin ayağa kalkacağı günde de hak ile konuşup doğruyu söyleyeceklerine, söyleyecekleri sözlerin gerek Allah nezdinde, gerek insanlar nezdinde muteber olduğuna bir delildir.
28. Daha sonra Yüce Allah, ölümleri esnasında ve kıyamet gününde bu gibi zalimlere neler yapacağını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O (kafirler) ki nefislerine zulmeder bir halde iken” yani zulüm ve azgınlıklarının ileri dereceye varmış olduğu ve artık zalimlerin karşı karşıya kalacakları çeşitli azapların, rezilliklerin ve zilletin anlaşıldığı o halde “melekler, onların ruhlarını aldığı sırada: “Biz hiçbir kötülük işlemezdik” diyerek teslim olurlar.” ve Allah’tan başka ibadet ettikleri varlıkları inkâr ederek bu sözleri söylerler. Bunun üzerine onlara:“Elbette (işliyordunuz)” sizler kötü işler yapıyordunuz, “Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” Dolayısı ile yaptıklarınızı inkârın size hiçbir faydası olmayacaktır, denilecektir. Bu, kıyametin bir aşamasında olacaktır. Orada kendilerine fayda vereceği zannı ile dünyadaki hallerini inkâr edeceklerdir. Ancak azaları, aleyhlerine şahitlik edip izledikleri yol açıkça ortaya çıktığında itirafta bulunacaklardır. O nednele günahlarını itiraf etmedikçe cehennem ateşine girmeyeceklerdir.
29. “O nedenle içinde ebediyen kalmak üzere girin cehennemin kapılarından!” Cehennemin kapılarından girdiklerinde de belli amelleri işleyen herkes, kendi durumuna uygun olan kapıdan girecektir. “Büyüklenenlerin yeri” olan cehennem ateşi “ne kötüdür!” Çünkü orası pişmanlık duyulacak bir yerdir. Bedbahtlığın ve acının mekanıdır. Üzüntü ve kederlerin yurdudur. Hayy ve Kayyum olan Allah’ın gazab mahallidir. Üzerlerindeki azap hafifletilmeyecek, bir gün olsun o can yakıcı cezaları kaldırılmayacaktır. Çünkü artık Rahîm olan Rab onlardan yüz çevirmiş ve o büyük azabı onlara tattırmıştır.
Page 270
16:27
ثُمَّ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يُخۡزِيهِمۡ وَيَقُولُ أَيۡنَ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ كُنتُمۡ تُشَٰٓقُّونَ فِيهِمۡۚ قَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ إِنَّ ٱلۡخِزۡيَ ٱلۡيَوۡمَ وَٱلسُّوٓءَ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ ٢٧
Then on the Day of Resurrection He will disgrace them and say, "Where are My 'partners' for whom you used to oppose [the believers]?" Those who were given knowledge will say, "Indeed disgrace, this Day, and evil are upon the disbelievers" -
16:28
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡۖ فَأَلۡقَوُاْ ٱلسَّلَمَ مَا كُنَّا نَعۡمَلُ مِن سُوٓءِۭۚ بَلَىٰٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ٢٨
The ones whom the angels take in death [while] wronging themselves,1 and [who] then offer submission, [saying], "We were not doing any evil." But, yes! Indeed, Allāh is Knowing of what you used to do.
1 translator’s note
- i.e., having made punishment due to them for their numerous sins and crimes. ↩
16:29
فَٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَلَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ ٢٩
So enter the gates of Hell to abide eternally therein, and how wretched is the residence of the arrogant.
16:30
۞ وَقِيلَ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ مَاذَآ أَنزَلَ رَبُّكُمۡۚ قَالُواْ خَيۡرٗاۗ لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةٞۚ وَلَدَارُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرٞۚ وَلَنِعۡمَ دَارُ ٱلۡمُتَّقِينَ ٣٠
And it will be said to those who feared Allāh, "What did your Lord send down?" They will say, "[That which is] good." For those who do good in this world is good; and the home of the Hereafter is better. And how excellent is the home of the righteous -
16:31
جَنَّٰتُ عَدۡنٖ يَدۡخُلُونَهَا تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ لَهُمۡ فِيهَا مَا يَشَآءُونَۚ كَذَٰلِكَ يَجۡزِي ٱللَّهُ ٱلۡمُتَّقِينَ ٣١
Gardens of perpetual residence, which they will enter, beneath which rivers flow. They will have therein whatever they wish. Thus does Allāh reward the righteous -
16:32
ٱلَّذِينَ تَتَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمُ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ٣٢
The ones whom the angels take in death, [being] good and pure; [the angels] will say, "Peace be upon you. Enter Paradise for what you used to do."
16:33
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ أَوۡ يَأۡتِيَ أَمۡرُ رَبِّكَۚ كَذَٰلِكَ فَعَلَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٣٣
Do they [i.e., the disbelievers] await except that the angels should come to them or there comes the command of your Lord? Thus did those do before them. And Allāh wronged them not, but they had been wronging themselves.
16:34
فَأَصَابَهُمۡ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٣٤
So they were struck by the evil consequences of what they did and were enveloped by what they used to ridicule.