Al-Isra 17:49
The Night Journey · Juz 15 · Page 286
وَقَالُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمٗا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ خَلۡقٗا جَدِيدٗا ٤٩
And they say, "When we are bones and crumbled particles, will we [truly] be resurrected as a new creation?"
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 17:49–52
49- Dediler ki:“Biz bir yığın kemik ve çürüyüp toprak olduğumuz zaman mı, evet biz (bu haldeyken) mi yeniden yaratılıp diriltileceğiz!?” 50- De ki:“Evet, ister taş ister demir olun; 51- “İsterse de gözünüzde büyük (diriltilmesi daha imkansız) kabul ettiğiniz başka bir varlık (olun yine de diriltileceksiniz).” Bu sefer: “Bizi kim diriltecek?” diyecekler. De ki:“İlk defa sizi yoktan yaratmış olan!” Sana (alaylı bir tavırla) başlarını sallayacaklar ve “O ne zamanmış?” diyecekler. De ki:“Belki de çok yakındır.” 52- (Zira) sizi çağıracağı gün O’na hamdederek çağrısına uyup (mahşerde toplanacaksınız) ve (dünyada) ancak çok az bir süre kaldığınızı zannedeceksiniz.
49. Allah öldükten sonra dirilişi inkâr edenlerin sözlerini, onların dirilişi inkâr edip bunu uzak bir ihtimal gördüklerini ve şöyle dediklerini şöyle haber vermektedir:“Biz bir yığın kemik ve çürüyüp toprak” çürümüş cesetler “olduğumuz zaman mı, evet biz (bu haldeyken) mi yeniden yaratılıp diriltileceğiz!?” Yani böyle bir şey olmayacaktır. Onların kanaatlarına göre bu imkânsız bir şeydir. Böylece Allah Rasûlünü yalanladıkları ve Allah’ın âyetlerini inkâr ettikleri, gökleri ve yeri yaratanın kudretini kendilerinin zayıf ve aciz güçleriyle kıyas ettikleri için en ileri derecede bilgisizlik içerisinde olduklarını ortaya koydular. Kendilerinin böyle bir şeyi yapmalarının imkânsız olduğunu ve buna güç yetiremediklerini görünce Allah’ın kudretinin de böyle olduğunu zannettiler. Yarattıkları içinden kendilerinin üstün akıllara sahip olduklarını iddia eden bir topluluğu, cehalette örnek kılan Allah ne yücedir! Zira onlar olabilecek en açık, en kolay anlaşılır, delilleri en üstün ve en belirgin bir konuda hakkında cahil kalmışlardı. Böylece Allah, kulları için ya tevfikinin ve yardımının olduğunu ya da helak ve sapıklığın olduğunu göstermektedir. “Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma! Bize katından bir rahmet bağışla! Muhakkak sen, bol bol bağışlayansın.”(Âl-i İmran, 3/8)
50-51. Devamla Yüce Allah, Rasûlüne öldükten sonra dirilişi uzak görerek inkâr eden bu kimselere şunları söylemesini emretmektedir:“De ki: “Evet, ister taş ister demir olun, isterse de gözünüzde büyük (diriltilmesi daha imkansız) kabul ettiğiniz başka bir varlık olun.” Belki bu sayede o batıl zannınıza göre Allah’ın kudretini kendinizden uzak tutmuş yahut Allah’ın iradesinin üzerinizde geçerli olmasını önlemiş ve dirilmekten kurtulmuş olursunuz!? Hayır, hiç şüphesiz sizler hangi durumda olursanız olun, hangi niteliğe sahip bir varlığa dönüşürseniz dönüşün, Allah’ı âciz bırakamazsınız. Ne hayatta, ne de ölümden sonra kendi idareniz üzerinde hiçbir yetkiniz yoktur. Öyleyse tedbir ve tasarrufu, her şeye yeten ve her şeyi kuşatana bırakın! Öldükten sonra dirilişe dair onlara karşı delil ortaya konduğu vakit de “Bizi kim diriltecek? diyecekler. De ki: İlk defa sizi yoktan yaratan!” Siz kendisinden söz edilmeye değer bir şey değilken, nasıl sizi yoktan var ettiyse yeni bir hilkat ile tekrar yaratacaktır:“İlk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar iade ederiz.”(el-Enbiyâ, 21/104)“Sana (alaylı bir tavırla) başlarını sallayacaklar.” Söylediklerinden dolayı hayrete düşmüş olarak ve inkâr ederek başlarını sallayacaklar: “O ne zamanmış? diyecekler.” Senin iddiana göre öldükten sonra diriliş ne zaman olacak? Onlar bu sözü öldükten sonra dirilişi kabul ettikleri için söylemiyorlardı. Aksine onlar, bu sözü Peygamber’i âciz bırakmak için söylüyorlardı. “De ki: Belki de çok yakındır.” Onun vaktini tayin etmenin bir faydası yoktur. Faydası olan şey ve esas amaç, onu kabul etmek, kabul ettiğini ifade etmek ve gerçekleşeceğine inanmaktır. Yoksa ilerde kesin olarak gelecek olan her şey, pek yakın sayılır.
52. “Sizi” öldükten sonra diriliş ve amel defterlerinizin verilmesi için “çağıracağı” ve sûra üfürüleceği “gün O’na hamdederek çağrısına uyup (mahşerde toplanacaksınız).” O’nun emrine uyacak, O’na karşı gelemeyeceksiniz. “O’na hamdederek” buyruğunun anlamı şudur: Yüce Allah, yaptıkları dolayısıyla hamde, övgüye layık olandır. O, çağrışma ve seslenme günü olan kıyamet gününde onları bir araya getirmesinde ve kullarına buna uygun olarak amellerinin karşılığını vermesinde övülmeye layıktır. “Ve” o günün süratle gerçekleşmesinden ve karşı karşıya kalmış olduğunuz nimetlerle hiç karşılaşmamış gibi olacağınızdan dolayı “(dünyada) ancak çok az bir süre kaldığınızı zannedeceksiniz.” İşte inkârcıların kendisi hakkında: “O ne zamanmış?” dedikleri gün, bu gündür. O günde bunu görecekleri vakit son derece pişman olacaklar ve kendilerine:“İşte kendisini yalanlamakta olduğunuz gün, bugündür?”(el-Mutaffifin, 83/17) denilecektir.
Page 286
17:39
ذَٰلِكَ مِمَّآ أَوۡحَىٰٓ إِلَيۡكَ رَبُّكَ مِنَ ٱلۡحِكۡمَةِۗ وَلَا تَجۡعَلۡ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتُلۡقَىٰ فِي جَهَنَّمَ مَلُومٗا مَّدۡحُورًا ٣٩
That is from what your Lord has revealed to you, [O Muḥammad], of wisdom. And, [O mankind], do not make [as equal] with Allāh another deity, lest you be thrown into Hell, blamed and banished.
17:40
أَفَأَصۡفَىٰكُمۡ رَبُّكُم بِٱلۡبَنِينَ وَٱتَّخَذَ مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنَٰثًاۚ إِنَّكُمۡ لَتَقُولُونَ قَوۡلًا عَظِيمٗا ٤٠
Then, has your Lord chosen you for [having] sons and taken [i.e., adopted] from among the angels daughters? Indeed, you say a grave saying.
17:41
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لِيَذَّكَّرُواْ وَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا نُفُورٗا ٤١
And We have certainly diversified [the contents] in this Qur’ān that they [i.e., mankind] may be reminded, but it does not increase them [i.e., the disbelievers] except in aversion.
17:42
قُل لَّوۡ كَانَ مَعَهُۥٓ ءَالِهَةٞ كَمَا يَقُولُونَ إِذٗا لَّٱبۡتَغَوۡاْ إِلَىٰ ذِي ٱلۡعَرۡشِ سَبِيلٗا ٤٢
Say, [O Muḥammad], "If there had been with Him [other] gods, as they say, then they [each] would have sought to the Owner of the Throne a way."1
1 translator’s note
- To please Him, recognizing His superiority. Another interpretation is "...they would seek a way" to depose Him (subḥānahu wa taʿālā) and take over His Throne. ↩
17:43
سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوّٗا كَبِيرٗا ٤٣
Exalted is He and high above what they say by great sublimity.
17:44
تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبۡعُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَن فِيهِنَّۚ وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمۡدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفۡقَهُونَ تَسۡبِيحَهُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورٗا ٤٤
The seven heavens and the earth and whatever is in them exalt Him. And there is not a thing except that it exalts [Allāh] by His praise, but you do not understand their [way of] exalting. Indeed, He is ever Forbearing1 and Forgiving.
1 translator’s note
- Refer to footnote in 2:225. ↩
17:45
وَإِذَا قَرَأۡتَ ٱلۡقُرۡءَانَ جَعَلۡنَا بَيۡنَكَ وَبَيۡنَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ حِجَابٗا مَّسۡتُورٗا ٤٥
And when you recite the Qur’ān, We put between you and those who do not believe in the Hereafter a concealed partition.1
1 translator’s note
- Preventing guidance from reaching them. ↩
17:46
وَجَعَلۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ أَكِنَّةً أَن يَفۡقَهُوهُ وَفِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرٗاۚ وَإِذَا ذَكَرۡتَ رَبَّكَ فِي ٱلۡقُرۡءَانِ وَحۡدَهُۥ وَلَّوۡاْ عَلَىٰٓ أَدۡبَٰرِهِمۡ نُفُورٗا ٤٦
And We have placed over their hearts coverings, lest they understand it, and in their ears deafness. And when you mention your Lord alone in the Qur’ān, they turn back in aversion.
17:47
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَسۡتَمِعُونَ بِهِۦٓ إِذۡ يَسۡتَمِعُونَ إِلَيۡكَ وَإِذۡ هُمۡ نَجۡوَىٰٓ إِذۡ يَقُولُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلٗا مَّسۡحُورًا ٤٧
We are most knowing of how they listen to it when they listen to you and [of] when they are in private conversation, when the wrongdoers say, "You follow not but a man affected by magic."
17:48
ٱنظُرۡ كَيۡفَ ضَرَبُواْ لَكَ ٱلۡأَمۡثَالَ فَضَلُّواْ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ سَبِيلٗا ٤٨
Look how they strike for you comparisons;1 but they have strayed, so they cannot [find] a way.
1 translator’s note
- Describing the Prophet (ﷺ) as a poet, a madman or one under the influence of sorcery. ↩
17:49
وَقَالُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمٗا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ خَلۡقٗا جَدِيدٗا ٤٩
And they say, "When we are bones and crumbled particles, will we [truly] be resurrected as a new creation?"