Al-Isra 17:92
The Night Journey · Juz 15 · Page 291
أَوۡ تُسۡقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمۡتَ عَلَيۡنَا كِسَفًا أَوۡ تَأۡتِيَ بِٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا ٩٢
Or you make the heaven fall upon us in fragments as you have claimed or you bring Allāh and the angels before [us]
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 17:89–96
89- Andolsun biz, bu Kur’an’da insanlara her misalden türlü türlü açıklamalar yaptık. Yine de insanların çoğu küfürde diretmişlerdir. 90- Dediler ki:“Bize yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız.” 91- “Yahut senin hurmalıklardan ve asmalardan bir bahçen olmalı ve aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın.” 92- “Ya da iddia ettiğin gibi gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmelisin veya Allah’ı ve melekleri topluca karşımıza getirmelisin.” 93- “Yahut altından bir evin olmalı veya göğe çıkmalısın ki bize (gökten) okuyacağımız bir kitap indirmedikçe oraya çıktığına da inanmayız.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim! Ben ancak peygamber olarak gönderilmiş bir insanım!” 94- Kendilerine hidâyet geldiği zaman insanları iman etmekten alıkoyan tek şey, onların:“Allah bir insanı mı peygamber göndermiş?” demeleri olmuştur. 95- De ki:“Eğer yeryüzünde (insanlar yerine) yerleşip yürüyenler melekler olsaydı biz de onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik.” 96- De ki:“Benim ve sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır ve onları hakkıyla görendir.”
89. “Andolsun biz, bu Kur’an’da insanlara her misalden türlü türlü açıklamalar yaptık.” Yani biz, bu Kur’an’da öğütleri ve misalleri çeşit çeşit anlattık. Kulların ihtiyaç duydukları anlamları da tekrar tekrar beyan ettik ki insanlar öğüt alsın ve sakınsınlar. Ancak Yüce Allah’ın kendilerini mutlu kimseler arasında takdir etmiş olduğu ve tevfiki ile kendilerine yardımını esirgemediği pek az kimse dışında öğüt ve ibret alan olmadı. İnsanların çoğunluğu ise bütün nimetlerin en büyüğü olan bu nimeti nankörlükle karşılamaktan başka bir şey yapmadı ve bu nimet karşısında zalim ve cahil nefislerinin arzu ettiği, Kur’an’ın âyetleri dışında birtakım mucizeler gösterilmesini teklif ettiler ve ona karşı inatlaşmaya koyuldular. Her türlü delil ve belgeyi ihtiva eden bu Kur’an’ı getiren Allah’ın Rasûlüne şöyle dediler: 90-93. “Bize yeryüzünden bir pınar” akıp duran ırmaklar “fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız. Yahut senin hurmalıklardan ve asmalardan bir bahçen olmalı” tâ ki pazarlarda dolaşma, gidip gelmek ihtiyacından kurtulasın “ve aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. Yahut iddia ettiğin gibi gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmelisin” Gökten üzerimize azap getirmelisin. “Allah’ı ve melekleri topluca karşımıza getirmelisin.” Onları hep birlikte getir yahut da karşımıza göreceğimiz şekilde gelsinler ve senin getirdiklerinin lehine şahitlik etsinler. “Ya da altından” altın ve başka değerli şeylerle süslenmiş “bir evin olmalı veya göğe” görüp fark edeceğimiz bir şekilde “çıkmalısın” bununla birlikte “bize (gökten) okuyacağımız bir kitap indirmedikçe oraya çıktığına da inanmayız.” Bütün bunlar, işi yokuşa sürmek ve muhatabı zora sokmak maksadıyla ileri sürülmüş, insanların en akılsızlarının ve zalimlerinin hakkı reddetmeyi ve Allah’a karşı saygısızlığı içeren sözleri olduğu için Allah Rasûlü de bu âyetleri getiren elçi olduğundan dolayı Yüce Allah, ona kendi zatını tenzih etmesini emrederek:“Rabbimi tenzih ederim!” demesini emretmektedir. Yani benim Rabbim sizin söylediklerinizden pek yüce ve münezzehtir. O, hüküm ve mucizelerinin, onların bozuk heva ve sapık görüşlerine tabi olmasından münezzehtir. “Ben, ancak peygamber olarak gönderilmiş bir insanım!” Bu söylediğiniz hususlarda elimden hiçbir şey gelmez.
94. İşte insanların pek çoğunu iman etmekten alıkoyan sebep de budur. Çünkü onlara gönderilen peygamberler kendi cinslerinden birer insan idi. Yüce Allah’ın kendilerinden bir insanı peygamber olarak göndermiş olması, insanlara rahmetinin bir tecellisidir. Çünkü insanlar, bu vahiyleri meleklerden direkt olarak alamazlar.
95. “De ki: Eğer yeryüzünde (insanlar yerine) yerleşmiş yürüyen” melekleri görmeye ve onlardan vahyi almaya tahammül gösterebilecek “melekler olsaydı biz de onlara gökten” ondan vahyi alma imkânları dolayısıyla “melek bir peygamber gönderirdik.”
96. “De ki: Benim ve sizin aranızda şahit olarak Allah yeter.” Yüce Allah’ın, rasûlüne olan tanıklıklarından birisi onu mucizelerle ve indirmiş olduğu âyetlerle desteklemesi, ayrıca ona düşman olan ve onunla mücadeleye girişenlere karşı da ona yardım etmesidir. Eğer Yüce Allah’a birtakım sözleri uydurup yaşlan düzmüş olsaydı şüphesiz Allah, ona ilahî azabını göndererek şahdamarını kopartırdı. “Şüphesiz ki O, haberdardır ve onları hakkıyla görendir.” O, her şeyden haberdar olan ve her şeyi görendir. Kullarının da hiçbir hali O’na asla gizli kalmaz.
Page 291
17:87
إِلَّا رَحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّ فَضۡلَهُۥ كَانَ عَلَيۡكَ كَبِيرٗا ٨٧
Except [We have left it with you] as a mercy from your Lord. Indeed, His favor upon you has ever been great.
17:88
قُل لَّئِنِ ٱجۡتَمَعَتِ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأۡتُواْ بِمِثۡلِ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لَا يَأۡتُونَ بِمِثۡلِهِۦ وَلَوۡ كَانَ بَعۡضُهُمۡ لِبَعۡضٖ ظَهِيرٗا ٨٨
Say, "If mankind and the jinn gathered in order to produce the like of this Qur’ān, they could not produce the like of it, even if they were to each other assistants."
17:89
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٖ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورٗا ٨٩
And We have certainly diversified for the people in this Qur’ān from every [kind of] example, but most of the people refused except disbelief.
17:90
وَقَالُواْ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفۡجُرَ لَنَا مِنَ ٱلۡأَرۡضِ يَنۢبُوعًا ٩٠
And they say, "We will not believe you until you break open for us from the ground a spring
17:91
أَوۡ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٞ مِّن نَّخِيلٖ وَعِنَبٖ فَتُفَجِّرَ ٱلۡأَنۡهَٰرَ خِلَٰلَهَا تَفۡجِيرًا ٩١
Or [until] you have a garden of palm trees and grapes and make rivers gush forth within them in force [and abundance]
17:92
أَوۡ تُسۡقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمۡتَ عَلَيۡنَا كِسَفًا أَوۡ تَأۡتِيَ بِٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا ٩٢
Or you make the heaven fall upon us in fragments as you have claimed or you bring Allāh and the angels before [us]
17:93
أَوۡ يَكُونَ لَكَ بَيۡتٞ مِّن زُخۡرُفٍ أَوۡ تَرۡقَىٰ فِي ٱلسَّمَآءِ وَلَن نُّؤۡمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيۡنَا كِتَٰبٗا نَّقۡرَؤُهُۥۗ قُلۡ سُبۡحَانَ رَبِّي هَلۡ كُنتُ إِلَّا بَشَرٗا رَّسُولٗا ٩٣
Or you have a house of ornament [i.e., gold] or you ascend into the sky. And [even then], we will not believe in your ascension until you bring down to us a book we may read." Say, "Exalted is my Lord! Was I ever but a human messenger?"
17:94
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاْ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَبَعَثَ ٱللَّهُ بَشَرٗا رَّسُولٗا ٩٤
And what prevented the people from believing when guidance came to them except that they said, "Has Allāh sent a human messenger?"
17:95
قُل لَّوۡ كَانَ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَلَٰٓئِكَةٞ يَمۡشُونَ مُطۡمَئِنِّينَ لَنَزَّلۡنَا عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَلَكٗا رَّسُولٗا ٩٥
Say, "If there were upon the earth angels walking securely,1 We would have sent down to them from the heaven an angel [as a] messenger."
1 translator’s note
- i.e., who were settled and established there, as is man. ↩
17:96
قُلۡ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرٗا ٩٦
Say, "Sufficient is Allāh as Witness between me and you. Indeed He is ever, concerning His servants, Aware and Seeing."