Al-KahfJuz 16 · Page 304

Al-Kahf 18:108

The Cave · Juz 16 · Page 304

خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يَبۡغُونَ عَنۡهَا حِوَلٗا ١٠٨

Wherein they abide eternally. They will not desire from it any transfer.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 18:107–108

107- İman edip salih ameller işleyenlere gelince oların konakları Firdevs cennetleridir. 108- Onlar orada ebediyen kalırlar. Oradan ayrılmak da istemezler.

107. Kalpleriyle “iman edip” azalarıyla “salih ameller işleyenler”... Bu vasıf, akidesiyle, zahir ve batın amelleriyle, itikat ve ahkam ile dinin tümünü kapsar. Bunlara -iman ve salih amelleri itibariyle farklı tabakalarda olmakla birlikte- Firdevs cennetleri vardır. Firdevs cennetlerinden kastın cennetin en yükseği, tam ortası ve en faziletlisi olma ihtimali vardır. Bu mükâfat, iman ve salih ameli kemal derecesinde olanlar içindir. Bunlar ise peygamberler ve mukarreb kimselerdir. Firdevs cennetleriyle bütün cennet konakları kastedilmiş de olabilir. O takdirde bu mükâfat, ister mukarreblerden olsun, ister ebrar/iyilerden olsun, isterse de orta halli amelde bulunanlar olsun çeşitli tabakalarıyla bütün iman ehlini kapsar. Hepsi de kendi durumuna göre cennette mükâfatını görecektir. Bu sonuncusu mana kapsamlılığı, cennetin Firdevs’e çoğul olarak izafe edilmesi ve “Firdevs” kelimesinin üzüm bağları yahut birbirine sarmaş dolaş olmuş ağaçları ihtiva eden bahçeler demek olduğundan -ki bu bütün cennet hakkında doğru ve uygun bir tabirdir- dolayı iki anlamdan daha uygun görünenidir. Buna göre Firdevs cenneti iman ehli ve salih amel işleyenler için bir konaklama ve ikram yeridir. Kalplerin, ruhların ve bedenler için her türlü nimet ve lezzeti ihtiva eden, içinde canların çektiği, gözlerin zevk aldığı, oldukça mükemmel konaklar, göz alıcı bahçeler, meyvesi bol ağaçlar, insanı coşturan sesleri olan kuşlar, lezzetli yiyecekler, canların çektiği içecekler, güzel kadınlar, hizmetçiler, çocuklar, bol akan nehirler, parlak manzaralar, maddi ve manevi güzellikler, daimi nimetler bulunan bu ziyafet ve ikramdan daha büyük, daha muazzam, daha değerli bir ikram ve ziyafet olabilir mi? Bütün bunlardan daha üstün, daha yüce ve daha değerli bir lütuf olarak da Rahman olan Allah’a yakın ve O’nun rızasına nail olma nimeti vardır ki bu nimet cennetlerdeki bütün nimetlerin en büyüğüdür. O’nun kerim cemalini görmek, son derece şefkatli ve merhametli olanın sözünü işitmek… Allah’a andolsun ki böyle bir ziyafet ve ikramdan daha üstün, daha güzel, daha kalıcı, daha mükemmel bir ziyafet ve ikram olamaz! Bu ziyafet ve ikram, hiçbir yaratılmışın vasfedemeyeceği ve akılların tasavvur edemeyeceği kadar muazzamdır. Eğer kullar bu nimetlerin bir bölümünü dahi gerçek anlamda bilecek olsalardı ve bu bilgi kalplerinde yer etseydi, şüphesiz bu nimetlere duyacakları şevk ile kalpler yerlerinden uçup giderdi, bu nimetlerden ayrı kalmanın acısı ile ruhları darmadğın olur, kafileler halinde olsun, tek tek olsun bu nimetlere doğru yola koyulurlardı. Fani dünyayı, kaybolup giden ve hevesi kursakta bırakan zevkleri bu nimetlere tercih etmezlerdi. Her bir lahzası binlerce yıllık nimetlere dönüştürülebilecek zamanlarını boşa geçirmezler ve zarara uğramamaya çalışırlardı. Ancak gaflet, her tarafı kuşatmış, iman zayıflamış, ilim azalmış ve irade gevşemiş bulunuyor. Bu nedenle de olanlar oldu. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l-azim.

108. “Onlar orada ebediyen kalırlar.” İşte nimetin kemal derecesi budur. Orada eksiksiz nimetler vardır ve bu nimetlerin kesintisiz oluşu da kemalindendir. “Oradan ayrılmak da istemezler.” Başka bir yere geçsinler, taşınsınlar istemezler. Çünkü onlar orada beğendikleri, gözlerini kamaştıracak, kendilerini sevince gark edecek şeylerden başkalarını görmeyecekleri gibi içinde bulundukları nimetlerden daha üstün nimetlerin olduğu kanaatinde de olmayacaklardır.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 304

Al-KahfJuz 16 · Page 304

18:98

قَالَ هَٰذَا رَحۡمَةٞ مِّن رَّبِّيۖ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ رَبِّي جَعَلَهُۥ دَكَّآءَۖ وَكَانَ وَعۡدُ رَبِّي حَقّٗا ٩٨

[Dhul-Qarnayn] said, "This is a mercy from my Lord; but when the promise of my Lord1 comes [i.e., approaches], He will make it level, and ever is the promise of my Lord true."

1 translator’s note
  1. i.e., the Hour of Resurrection. ↩

18:99

۞ وَتَرَكۡنَا بَعۡضَهُمۡ يَوۡمَئِذٖ يَمُوجُ فِي بَعۡضٖۖ وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَجَمَعۡنَٰهُمۡ جَمۡعٗا ٩٩

And We will leave them that day1 surging over each other, and [then] the Horn will be blown, and We will assemble them in [one] assembly.

1 translator’s note
  1. The day the dam is destroyed. ↩

18:100

وَعَرَضۡنَا جَهَنَّمَ يَوۡمَئِذٖ لِّلۡكَٰفِرِينَ عَرۡضًا ١٠٠

And We will present Hell that Day to the disbelievers, on display -

18:101

ٱلَّذِينَ كَانَتۡ أَعۡيُنُهُمۡ فِي غِطَآءٍ عَن ذِكۡرِي وَكَانُواْ لَا يَسۡتَطِيعُونَ سَمۡعًا ١٠١

Those whose eyes had been within a cover [removed] from My remembrance,1 and they were not able to hear.2

2 translator’s notes
  1. i.e., Allāh's signs or the Qur’ān.

    [802] They refused to listen to the Qur’ān or to understand it.

    ↩
  2. ↩

18:102

أَفَحَسِبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَن يَتَّخِذُواْ عِبَادِي مِن دُونِيٓ أَوۡلِيَآءَۚ إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَٰفِرِينَ نُزُلٗا ١٠٢

Then do those who disbelieve think that they can take My servants instead of Me as allies? Indeed, We have prepared Hell for the disbelievers as a lodging.

18:103

قُلۡ هَلۡ نُنَبِّئُكُم بِٱلۡأَخۡسَرِينَ أَعۡمَٰلًا ١٠٣

Say, [O Muḥammad], "Shall we [believers] inform you of the greatest losers as to [their] deeds?

18:104

ٱلَّذِينَ ضَلَّ سَعۡيُهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُمۡ يَحۡسَبُونَ أَنَّهُمۡ يُحۡسِنُونَ صُنۡعًا ١٠٤

[They are] those whose effort is lost in worldly life, while they think that they are doing well in work."

18:105

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمۡ وَلِقَآئِهِۦ فَحَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فَلَا نُقِيمُ لَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَزۡنٗا ١٠٥

Those are the ones who disbelieve in the verses of their Lord and in [their] meeting Him, so their deeds have become worthless; and We will not assign to them on the Day of Resurrection any weight [i.e., importance].

18:106

ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُمۡ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُواْ وَٱتَّخَذُوٓاْ ءَايَٰتِي وَرُسُلِي هُزُوًا ١٠٦

That is their recompense - Hell - for what they denied and [because] they took My signs and My messengers in ridicule.

18:107

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَانَتۡ لَهُمۡ جَنَّٰتُ ٱلۡفِرۡدَوۡسِ نُزُلًا ١٠٧

Indeed, those who have believed and done righteous deeds - they will have the Gardens of Paradise1 as a lodging,

1 translator’s note
  1. i.e., the highest part of Paradise, al-Firdaus. ↩

18:108

خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يَبۡغُونَ عَنۡهَا حِوَلٗا ١٠٨

Wherein they abide eternally. They will not desire from it any transfer.

18:109

قُل لَّوۡ كَانَ ٱلۡبَحۡرُ مِدَادٗا لِّكَلِمَٰتِ رَبِّي لَنَفِدَ ٱلۡبَحۡرُ قَبۡلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَٰتُ رَبِّي وَلَوۡ جِئۡنَا بِمِثۡلِهِۦ مَدَدٗا ١٠٩

Say, "If the sea were ink for [writing] the words1 of my Lord, the sea would be exhausted before the words of my Lord were exhausted, even if We brought the like of it in [continual] supplement."

1 translator’s note
  1. The words of Allāh's unlimited knowledge or words describing His attributes and His grandeur or praise of Him (subḥānahu wa taʿālā). ↩

18:110

قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٞ مِّثۡلُكُمۡ يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهٞ وَٰحِدٞۖ فَمَن كَانَ يَرۡجُواْ لِقَآءَ رَبِّهِۦ فَلۡيَعۡمَلۡ عَمَلٗا صَٰلِحٗا وَلَا يُشۡرِكۡ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦٓ أَحَدَۢا ١١٠

Say, "I am only a man like you, to whom has been revealed that your god is one God. So whoever would hope for the meeting with his Lord - let him do righteous work and not associate in the worship of his Lord anyone."

As-Sa'diTafsir · 18:108

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском