Maryam 19:12
Mary · Juz 16 · Page 306
يَٰيَحۡيَىٰ خُذِ ٱلۡكِتَٰبَ بِقُوَّةٖۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحُكۡمَ صَبِيّٗا ١٢
[Allāh said], "O John, take the Scripture [i.e., adhere to it] with determination." And We gave him judgement [while yet] a boy
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 19:12–15
12- “Ey Yahya, Kitab’a sımsıkı sarıl!”(dedik ve) daha çocuk iken ona hüküm/hikmet verdik. 13- Katımızdan bir kalp inceliği ve bir arınmışlık da verdik. O, takvâ sahibi bir kimse idi. 14- Ana-babasına karşı itaatkârdı. Zorba ve isyankâr değildi. 15- Doğduğu günde, öldüğü günde ve diri olarak kabirden kaldırılacağı günde selâm onun üzerinedir!
12. Bundan önceki ayetler, Yahya’nın doğumuna, gençliğine ve terbiyesine dairdir. Yahya hitabı kavrayabilecek bir çağa ulaşınca Allah ona tam bir kuvvet ile Kitaba sarılmasını emretmişti. Yüce Allah’ın Kitab’a sımsıkı sarılma emri, onun lafızlarını bellemek, anlamlarını iyice kavramak, emir ve yasakları gereğince amel etmekle olur. İşte tam manasıyla Kitab’a sımsıkı sarılmak budur. O da Rabbinin emrine uydu, Kitab’a yöneldi, onu belledi ve kavradı. Allah, ona başkasında bulunmayacak türden bir zekâ ve kavrayış kabiliyeti ihsan etmişti. Bundan dolayı Yüce Allah:“daha çocuk iken ona hüküm/hikmet verdik” buyurmaktadır. Yani kçükyaşta bir çocuk iken Allah'ın hükümlerini bilme ve onlarla hükmetme imkanı vermiştik.
13. Yine Biz ona, “Katımızdan bir kalp inceliği” rahmet ve şefkat verdik ki bununla işleri kolaylaştı, hali ıslah oldu ve fiilleri istikamet buldu. “ve bir arınmışlık da verdik.” Çeşitli afetlerden ve günahlardan onu arındırdık. O bakımdan kalbi tertemiz, aklı arı-duru idi. Bu da ondan yerilmeyi gerektiren sıfatların ve kötü huyların uzak olmasını, güzel ahlâkın ve övülmeye değer sıfatların ileri derece olmasını gerektirir. Onun için Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O, takvâ sahibi bir kimse idi.” Emrolunduğu şeyleri yapan, yasak kılınan şeyleri de terk eden bir kimse idi. Takvâ sahibi mü’min olan bir kimse ise Allah’ın gerçek dostu olur. Takvâ sahipleri için hazırlanmış olan cennetin varislerinden olur ve Yüce Allah’ın takvâ dolayısıyla ihsan edeceğini belirttiği dünyevi ve uhrevi mükâfatları elde eder.
14. Aynı şekilde o:“Ana-babasına karşı itaatkârdı.” Anne-babasına kötülük yapan, onlara karşı gelen bir kimse değildi. Aksine söz ve davranışlarıyla onlara iyilikte bulunan bir kişi idi. “Zorba ve isyankâr değildi.” Allah’a ibadete karşı büyüklenen, Allah’ın kullarına karşı, anne-babasına karşı büyüklük taslayan bir kişi değildi. Aksine mütevazı, itaatkar ve sürekli Allah'a yönelen biri idi. Böylelikle hem Allah’ın hakkını, hem de kullarının hakkını bir arada yerine getirirdi. Bundan dolayı başından sonuna bütün hallerinde Allah’tan yana esenliğe kavuşturulmuştu. Bunun için Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
15. “Doğduğu günde, öldüğü günde ve diri olarak kabirden kaldırılacağı günde ona selâm olsun.” Bu da bu üç halde ve bu üç halin arasındaki bütün hallerde şeytandan, kötülükten ve cezadan yana esenlikte olmasını, cehennem ateşinden ve dehşetli hallerden yana esenliğe kavuşturulmuş olmasını ve selamet/esenlik yurdu olan cennetin ehlinden olmasını gerektirmektedir. Allah’ın salât ve selâmları ona, onun babasına ve diğer bütün peygamberlere olsun. Allah bizleri onlara uyanlardan kılsın. Şüphesiz ki O, pek cömert ve lütufkârdır.
Page 306
19:12
يَٰيَحۡيَىٰ خُذِ ٱلۡكِتَٰبَ بِقُوَّةٖۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحُكۡمَ صَبِيّٗا ١٢
[Allāh said], "O John, take the Scripture [i.e., adhere to it] with determination." And We gave him judgement [while yet] a boy
19:13
وَحَنَانٗا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةٗۖ وَكَانَ تَقِيّٗا ١٣
And affection from Us and purity, and he was fearing of Allāh
19:14
وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَيۡهِ وَلَمۡ يَكُن جَبَّارًا عَصِيّٗا ١٤
And dutiful to his parents, and he was not a disobedient tyrant.
19:15
وَسَلَٰمٌ عَلَيۡهِ يَوۡمَ وُلِدَ وَيَوۡمَ يَمُوتُ وَيَوۡمَ يُبۡعَثُ حَيّٗا ١٥
And peace be upon him the day he was born and the day he dies and the day he is raised alive.
19:16
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَرۡيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتۡ مِنۡ أَهۡلِهَا مَكَانٗا شَرۡقِيّٗا ١٦
And mention, [O Muḥammad], in the Book [the story of] Mary, when she withdrew from her family to a place toward the east.
19:17
فَٱتَّخَذَتۡ مِن دُونِهِمۡ حِجَابٗا فَأَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرٗا سَوِيّٗا ١٧
And she took, in seclusion from them, a screen. Then We sent to her Our Angel [i.e., Gabriel], and he represented himself to her as a well-proportioned man.
19:18
قَالَتۡ إِنِّيٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحۡمَٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيّٗا ١٨
She said, "Indeed, I seek refuge in the Most Merciful from you, [so leave me], if you should be fearing of Allāh."
19:19
قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَٰمٗا زَكِيّٗا ١٩
He said, "I am only the messenger of your Lord to give you [news of] a pure boy [i.e., son]."
19:20
قَالَتۡ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمٞ وَلَمۡ يَمۡسَسۡنِي بَشَرٞ وَلَمۡ أَكُ بَغِيّٗا ٢٠
She said, "How can I have a boy while no man has touched me and I have not been unchaste?"
19:21
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٞۖ وَلِنَجۡعَلَهُۥٓ ءَايَةٗ لِّلنَّاسِ وَرَحۡمَةٗ مِّنَّاۚ وَكَانَ أَمۡرٗا مَّقۡضِيّٗا ٢١
He said, "Thus [it will be]; your Lord says, 'It is easy for Me, and We will make him a sign to the people and a mercy from Us. And it is a matter [already] decreed.'"
19:22
۞ فَحَمَلَتۡهُ فَٱنتَبَذَتۡ بِهِۦ مَكَانٗا قَصِيّٗا ٢٢
So she conceived him, and she withdrew with him to a remote place.
19:23
فَأَجَآءَهَا ٱلۡمَخَاضُ إِلَىٰ جِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ قَالَتۡ يَٰلَيۡتَنِي مِتُّ قَبۡلَ هَٰذَا وَكُنتُ نَسۡيٗا مَّنسِيّٗا ٢٣
And the pains of childbirth drove her to the trunk of a palm tree. She said, "Oh, I wish I had died before this and was in oblivion, forgotten."
19:24
فَنَادَىٰهَا مِن تَحۡتِهَآ أَلَّا تَحۡزَنِي قَدۡ جَعَلَ رَبُّكِ تَحۡتَكِ سَرِيّٗا ٢٤
But he1 called her from below her, "Do not grieve; your Lord has provided beneath you a stream.
1 translator’s note
- There is a difference of opinion among scholars as to whether "he" refers to the baby or to the angel. ↩
19:25
وَهُزِّيٓ إِلَيۡكِ بِجِذۡعِ ٱلنَّخۡلَةِ تُسَٰقِطۡ عَلَيۡكِ رُطَبٗا جَنِيّٗا ٢٥
And shake toward you the trunk of the palm tree; it will drop upon you ripe, fresh dates.