Maryam 19:40
Mary · Juz 16 · Page 308
إِنَّا نَحۡنُ نَرِثُ ٱلۡأَرۡضَ وَمَنۡ عَلَيۡهَا وَإِلَيۡنَا يُرۡجَعُونَ ٤٠
Indeed, it is We who will inherit the earth and whoever is on it, and to Us they will be returned.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 19:39–40
39- Sen, onları (hesabın görülüp) işin hükme bağlanacağı o pişmanlık günü ile uyar. Zira onlar gaflet içindedirler ve iman etmiyorlar. 40- Yeryüzüne ve üzerindekilere ancak biz mirasçı olacağız ve onlar yalnız bize döndürüleceklerdir.
39-40. İnzâr/uyarı, korkulu bir şeyi uyarı amacıyla bildirmek ve onun niteliklerini sakındırma amaçlı haber vermektir. Kulların uyarılıp sakındırılmasına en layık olan şey, işin hükme bağlanacağı o pişmanlık günüdür. O gün ki öncekiler de sonrakiler de aynı yerde durdurulacaklar ve amelleri hakkında sorguya çekileceklerdir. Allah’a iman edip peygamberlerine uyan kimse, bir daha bedbahtlık söz konusu olmaksızın mutlu ve bahtiyar olacaktır. Allah’a iman etmeyip peygamberlerine uymayan kimseler ise bir daha mutluluk yüzü görmeksizin ebediyen bedbaht olacaklar, hem kendileri hem de aile halklarını ziyana uğratmış olacaklardır. İşte o vakit pişmanlık duyacak ve üzülecekledir. Öyle ki bu keden ve pişmanlıktan dolayı kalpler parçalanacaktır. Yeniden amelde bulunabilmek için geri dönme imkânı ve dünyaya dönüp durumunu değiştirme fırsatı bulunmayacak bir şekilde Allah’ın rızasını ve cennetini elden kaçırıp O’nun gazabını ve cehennem ateşini hak etmekten daha büyük pişmanlık sebebi olabilir mi? İşte onları bekleyen son, budur. Ancak onlar, bu dünya hayatında hatırlarına bile getirmedikleri bu büyük işten gaflettedirler. Hatırlarına gelecek olsa dahi gaflet içerisinde kalmaya devam ederler. Çünkü gaflet, onları büsbütün kuşatmış, sarhoşlukları her yanlarını kaplamıştır. Onlar, ne Allah’a iman ederler, ne peygamberlerine uyarlar. Dünyaları onları oyalayıp durmakta, fani ve geçici arzuları iman etmelerine engel olmaktadır. Başından sonuna kadar içindeki her şeyle birlikte dünya, dünyada yaşayanların elinden çıkacaktır. Onlar da bu dünyayı bırakıp gidecektir. Yüce Allah, yeryüzüne ve onun üzerindekilere mirasçı olacak, onları kendi huzuruna döndürecek ve dünyada iken yaptıkları amellerinin karşılığını onlara verecektir. Neyi kaybetmişler yahut neyi kazanmışlarsa onu göreceklerdir. Bundan dolayı hayır amel işleyen kimse, Yüce Allah’a hamdetsin. Bundan başka şeylerle karşılaşanlar ise kendilerinden başka kimseyi kınamasınlar.
Kitapların en üstünü, en faziletlisi, en yücesi bu Kitâb-ı mubîn, bu hikmet dolu Zikirdir. Eğer bu kitapta birtakım haberler zikredilmiş ise hiç şüphesiz haberlerin en doğru, en gerçek ve en faydalıları onlardır. Eğer bu kitapta emir ve yasak söz konusu edilmiş ise elbetteki bunlar emir ve yasakların en yüceleri, en dengelileri ve en adaletlileridir. Eğer bu kitapta ceza, vaat ve tehditler söz konusu edilmiş ise şüphesiz bunlar bilgilerin en doğrusu, en gerçeği, hikmete, adalete ve fazilete en ileri derecede yol gösterici olanlarıdır. Eğer bu kitapta nebiler ve rasûller söz konusu edilmiş ise elbetteki bu kitapta kendilerinden söz edilenler, başkalarından daha kâmil ve daha faziletlidir. İşte bundan dolayı Kur’ân-ı Kerim’de başkalarına üstün kılınmış, kadirleri yüksek tutulmuş, şanları yüceltilmiş peygamberlerin kıssaları tekrar tekrar zikredilmektedir. Buna sebep de onların Allah’a karşı ifa ettikleri ibadet, O’na olan sevgileri, yönelişleri, O’nun haklarını yerine getirmeleri, kullarının haklarını ifa etmeleri, bütün insanları Allah’a davet edip bu hususta sabır göstermeleri, üstün makam ve yüce mevkilerde sebatlarını sürdürmeleridir. İşte Yüce Allah bu sûrede, birtakım peygamberleri söz konusu etmektedir ve Rasûlüne de onları anmasını emretmektedir. Çünkü onları anmak suretiyle Yüce Allah’a hamd-ü sena edilmiş, o peygamberler övülmüş, Allah’ın o peygamberlere yapmış olduğu lütuf ve ihsanlar açıklanmış olur. Ayrıca bu yolla onlara iman, onları sevmek, onlara uymak da teşvik edilmiş olur. O yüzden bu buyruğunda Yüce Allah:
Page 308
19:39
وَأَنذِرۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡحَسۡرَةِ إِذۡ قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةٖ وَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ٣٩
And warn them, [O Muḥammad], of the Day of Regret, when the matter will be concluded;1 and [yet], they are in [a state of] heedlessness, and they do not believe.
1 translator’s note
- i.e., "judged" or "accomplished." ↩
19:40
إِنَّا نَحۡنُ نَرِثُ ٱلۡأَرۡضَ وَمَنۡ عَلَيۡهَا وَإِلَيۡنَا يُرۡجَعُونَ ٤٠
Indeed, it is We who will inherit the earth and whoever is on it, and to Us they will be returned.
19:41
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ إِبۡرَٰهِيمَۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقٗا نَّبِيًّا ٤١
And mention in the Book [the story of] Abraham. Indeed, he was a man of truth and a prophet.
19:42
إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ يَٰٓأَبَتِ لِمَ تَعۡبُدُ مَا لَا يَسۡمَعُ وَلَا يُبۡصِرُ وَلَا يُغۡنِي عَنكَ شَيۡـٔٗا ٤٢
[Mention] when he said to his father, "O my father, why do you worship that which does not hear and does not see and will not benefit you at all?
19:43
يَٰٓأَبَتِ إِنِّي قَدۡ جَآءَنِي مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَمۡ يَأۡتِكَ فَٱتَّبِعۡنِيٓ أَهۡدِكَ صِرَٰطٗا سَوِيّٗا ٤٣
O my father, indeed there has come to me of knowledge that which has not come to you, so follow me; I will guide you to an even path.
19:44
يَٰٓأَبَتِ لَا تَعۡبُدِ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ كَانَ لِلرَّحۡمَٰنِ عَصِيّٗا ٤٤
O my father, do not worship [i.e., obey] Satan. Indeed Satan has ever been, to the Most Merciful, disobedient.
19:45
يَٰٓأَبَتِ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٞ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيۡطَٰنِ وَلِيّٗا ٤٥
O my father, indeed I fear that there will touch you a punishment from the Most Merciful so you would be to Satan a companion [in Hellfire]."
19:46
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنۡ ءَالِهَتِي يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ لَأَرۡجُمَنَّكَۖ وَٱهۡجُرۡنِي مَلِيّٗا ٤٦
[His father] said, "Have you no desire for my gods, O Abraham? If you do not desist, I will surely stone you, so avoid me a prolonged time."
19:47
قَالَ سَلَٰمٌ عَلَيۡكَۖ سَأَسۡتَغۡفِرُ لَكَ رَبِّيٓۖ إِنَّهُۥ كَانَ بِي حَفِيّٗا ٤٧
[Abraham] said, "Peace [i.e., safety] will be upon you.1 I will ask forgiveness for you of my Lord. Indeed, He is ever gracious to me.
1 translator’s note
- Meaning "You are secure" or "I will not harm you." ↩
19:48
وَأَعۡتَزِلُكُمۡ وَمَا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدۡعُواْ رَبِّي عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّي شَقِيّٗا ٤٨
And I will leave you and those you invoke other than Allāh and will invoke1 my Lord. I expect that I will not be in invocation to my Lord unhappy [i.e., disappointed]."
1 translator’s note
- i.e., worship. ↩
19:49
فَلَمَّا ٱعۡتَزَلَهُمۡ وَمَا يَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبۡنَا لَهُۥٓ إِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَۖ وَكُلّٗا جَعَلۡنَا نَبِيّٗا ٤٩
So when he had left them and those they worshipped other than Allāh, We gave him Isaac and Jacob, and each [of them] We made a prophet.
19:50
وَوَهَبۡنَا لَهُم مِّن رَّحۡمَتِنَا وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ لِسَانَ صِدۡقٍ عَلِيّٗا ٥٠
And We gave them of Our mercy, and We made for them a mention [i.e., reputation] of high honor.
19:51
وَٱذۡكُرۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مُوسَىٰٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ مُخۡلَصٗا وَكَانَ رَسُولٗا نَّبِيّٗا ٥١
And mention in the Book, Moses. Indeed, he was chosen, and he was a messenger and a prophet.1
1 translator’s note
- A messenger (rasūl) is one who was charged by Allāh to reform society. A prophet (nabī) is one who received revelation from Allāh, the latter being more numerous than the former. ↩