Maryam 19:7
Mary · Juz 16 · Page 305
يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسۡمُهُۥ يَحۡيَىٰ لَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ مِن قَبۡلُ سَمِيّٗا ٧
[He was told],1 "O Zechariah, indeed We give you good tidings of a boy whose name will be John. We have not assigned to any before [this] name."
1 translator’s note
- By Allāh (subḥānahu wa taʿālā) through the angels. ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 19:7–11
7- “Ey Zekeriyâ, seni bir oğul ile müjdeliyoruz ki ismi Yahya’dır. Biz, bundan önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.” 8- Dedi ki:“Rabbim! Hanımım kısır olduğu ve ben de yaşlılığın son demlerine vardığım halde benim nasıl oğlum olabilir ki?” 9- Dedi ki:“Öyledir, Rabbin buyurdu ki: Bu, benim için pek kolaydır. Bundan önce de seni, hiçbir şey değilken (yoktan) yaratmıştım.” 10- “Rabbim, bana bir alamet ver” dedi. “Senin alametin, sapasağlam olduğun halde insanlarla üç (gün üç) gece konuşamamandır.” buyurdu. 11- Bunun üzerine mabedden kavminin karşısına çıkıp onlara:“Sabah-akşam tesbih edin” diye işaret etti.
7. Yüce Allah melekler vasıtasıyla Zekeriyâ’ya, Yahya’nın doğacağı müjdesini bildirdi. Allah ona Yahya ismini verdi. Gerçekten de Yahya’nın kendisi ile adı arasında bir uyum vardır. O, hem hissedilir, maddi bir hayat yaşadı ve bununla lütuf tamam oldu, hem de manevi bir hayat sürdü ki bu da kalbin ve ruhun vahiy, ilim ve din ile hayat bulmasıdır. “Biz, bundan önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.” Yani ondan önce bu isimde hiçbir kimse yoktur. Anlamın şöyle olma ihtimali de vardır: Biz, ondan önce onun bir benzeri ve onunla denk bir kimse yaratmadık. O zaman bu, Yahya’nın kemalinin, övülmeye değer sıfatlara sahip oluşunun, kendisinden öncekilere üstün olduğunun bir müjdesi olur. Ancak bu ihtimale göre bu umumun mutlaka İbrahim, Mûsâ, Nuh (hepsine selâm olsun) ve bunlara benzer kat’i olarak Yahya’dan daha faziletli olan peygamberler ile tahsis edilmesi gerekir.
8. İşte o vakit Zekeriyâ’ya istediği bu çocuğun doğacağı müjdesi verilince bunu şaşkınlıkla karşıladı ve hayret ederek şunları söyledi:“Rabbim” çocuğumun olmasının engelleri bende de hanımımda da bulunuyor iken “benim nasıl oğlum olabilir ki?” Sanki Zekeriyâ, bu duasını yaptığı vakit kalbindeki güçlü duygu ile aşırı derecedeki çocuk arzusundan ötürü bu engeli hatırına getirmemiş gibidir. İşte bu halde duası kabul olununca çocuk sahibi olacağından hayrete düştü.
9. Yüce Allah da ona şu şekilde cevap verdi:“Öyledir, Rabbin buyurdu ki: Bu, benim için pek kolaydır.” Yani bu iş, adeten ve Allah’ın yaratıklar arasında geçerli olan sünnetine/kanununa göre anlaşılmadık bir iş olabilir. Ancak Allah’ın kudreti, sebepler olmaksızın da böyle bir şeyi var etmeye yeter. Çünkü bu, Allah’a kolaydır. Zira daha önceden hiçbir şey değilken onu yoktan var etmiştir. O nedenle bu, O’na hiç zor gelmez.
10. “Rabbim, bana bir alamet ver, dedi” ki kalbim onunla mutmain olsun. Bu, Yüce Allah’ın verdiği haberden yana şüphe dolayısıyla söylenmiş bir söz değildir. Bu, İbrahim el-Halil’in şu talebine benzemektedir:“Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster! Yoksa inanmadın mı? diye buyurdu. O da: Elbette (inandım), ama kalbimin mutmain olması için (istiyorum), demişti.”(el-Bakara, 2/260) Böylelikle ilminin daha artmasını, yakîn ilimden sonra ayne’l-yakîne ulaşmayı istemiş, Allah da ona olan rahmetinin tecellisi olarak bu isteğini kabul etmişti. “Senin alametin sapasağlam olduğun halde insanlarla üç (gün üç) gece konuşamamandır, buyurdu.” Diğer bir âyet-i kerimede ise “İşaret ile müstesna üç gün konuşamamandır”(Âl-i İmrân, 3/41) buyrulmaktadır. Anlam aynıdır. Çünkü günü belirtmek için (Arapçada) kimi zaman “gece”, kimi zaman da “gün” tabiri kullanılır, ki her ikisinin de ifade ettiği anlam aynıdır. Hiç şüphesiz ki bu, hayret verici mucizelerdendir. Üç gün süre ile herhangi bir dilsizlik, bir hastalık olmadan konuşmaktan aciz olması, bir eksikliği bulunmayıp her şeyi tastamam olmakla birlikte konuşamaması, Yüce Allah’ın olağanüstü güç ve kudretinin delillerdendir. Bununla birlikte onun, sadece insanlarla ve onlara hitap ile ilgili konularda konuşması engellenmişti. Tesbih, tehlil, zikir ve buna benzer şeyler söylemesi engellenmemişti. O bakımdan bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:“Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”(Al-i İmran, 3/41)
11. Böylelikle kalbi mutmain oldu ve bu büyük müjdeden dolayı sevindi. Allah’ın kendisine verdiği emre uyarak O’na şükretti, ibadet etti ve O’nu andı. Mihrabına/mabedine, ibadete çekildi. Mihrabdan kavminin karşısına çıkarak onlara:“Sabah-akşam tesbih edin, diye işaret etti.” Çünkü Yahya’nın doğum müjdesi herkes hakkında dini bir maslahat idi.
Page 305
سورة مريم
Maryam
Mary · Meccan · 98 ayahs
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
19:1
كٓهيعٓصٓ ١
Kāf, Hā, Yā, ʿAyn, Ṣād.1
1 translator’s note
- See footnote to 2:1. ↩
19:2
ذِكۡرُ رَحۡمَتِ رَبِّكَ عَبۡدَهُۥ زَكَرِيَّآ ٢
[This is] a mention of the mercy of your Lord to His servant Zechariah
19:3
إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيّٗا ٣
When he called to his Lord a private call [i.e., supplication].
19:4
قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ ٱلۡعَظۡمُ مِنِّي وَٱشۡتَعَلَ ٱلرَّأۡسُ شَيۡبٗا وَلَمۡ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيّٗا ٤
He said, "My Lord, indeed my bones have weakened, and my head has filled1 with white, and never have I been in my supplication to You, my Lord, unhappy [i.e., disappointed].
1 translator’s note
- Literally, "ignited." The spread of white hair throughout the head is likened to that of fire in the bush. ↩
19:5
وَإِنِّي خِفۡتُ ٱلۡمَوَٰلِيَ مِن وَرَآءِي وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِي عَاقِرٗا فَهَبۡ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيّٗا ٥
And indeed, I fear the successors1 after me, and my wife has been barren, so give me from Yourself an heir
1 translator’s note
- Those relatives from the father's side who would inherit religious authority. ↩
19:6
يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنۡ ءَالِ يَعۡقُوبَۖ وَٱجۡعَلۡهُ رَبِّ رَضِيّٗا ٦
Who will inherit me1 and inherit from the family of Jacob. And make him, my Lord, pleasing [to You]."
1 translator’s note
- Inherit from me religious knowledge and prophethood. ↩
19:7
يَٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ ٱسۡمُهُۥ يَحۡيَىٰ لَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ مِن قَبۡلُ سَمِيّٗا ٧
[He was told],1 "O Zechariah, indeed We give you good tidings of a boy whose name will be John. We have not assigned to any before [this] name."
1 translator’s note
- By Allāh (subḥānahu wa taʿālā) through the angels. ↩
19:8
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَٰمٞ وَكَانَتِ ٱمۡرَأَتِي عَاقِرٗا وَقَدۡ بَلَغۡتُ مِنَ ٱلۡكِبَرِ عِتِيّٗا ٨
He said, "My Lord, how will I have a boy when my wife has been barren and I have reached extreme old age?"
19:9
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٞ وَقَدۡ خَلَقۡتُكَ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ تَكُ شَيۡـٔٗا ٩
[An angel] said, "Thus [it will be]; your Lord says, 'It is easy for Me, for I created you before, while you were nothing.'"
19:10
قَالَ رَبِّ ٱجۡعَل لِّيٓ ءَايَةٗۖ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَٰثَ لَيَالٖ سَوِيّٗا ١٠
[Zechariah] said, "My Lord, make for me a sign." He said, "Your sign is that you will not speak to the people for three nights, [being] sound."1
1 translator’s note
- i.e., without illness or defect. ↩
19:11
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنَ ٱلۡمِحۡرَابِ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ أَن سَبِّحُواْ بُكۡرَةٗ وَعَشِيّٗا ١١
So he came out to his people from the prayer chamber and signaled to them to exalt [Allāh] in the morning and afternoon.