Al-Baqarah 2:165
The Cow · Juz 2 · Page 25
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادٗا يُحِبُّونَهُمۡ كَحُبِّ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَشَدُّ حُبّٗا لِّلَّهِۗ وَلَوۡ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ إِذۡ يَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ أَنَّ ٱلۡقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعٗا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعَذَابِ ١٦٥
And [yet], among the people are those who take other than Allāh as equals [to Him]. They love them as they [should] love Allāh. But those who believe are stronger in love for Allāh. And if only they who have wronged would consider [that] when they see the punishment, [they will be certain] that all power belongs to Allāh and that Allāh is severe in punishment.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 2:165–167
165- (Bütün bunlara rağmen) insanlardan bir kısmı Allah’ın yanı sıra birtakım ortaklar ediniyorlar da onları Allah sever gibi seviyorlar. İman edenlerin Allah’a olan sevgisi ise çok daha güçlüdür. Zulmedenler azabı görecekleri vakit (anlayacakları gibi şimdi de) kuvvetin bütünüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının gerçekten çok şiddetli olduğunu bir bilseler! 166- O zaman kendilerine uyulanlar, uyanlardan uzaklaşacaklardır. O azabı görecekler ve aralarındaki bütün bağlar da kopacaktır. 167- (Onlara) uyanlar da: “Keşke, bizim için (dünyaya) bir dönüş imkânı olsa da onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak!” derler. İşte böylece Allah onlara amellerini üzerlerine çökmüş pişmanlıklar halinde gösterecektir. Onlar o ateşten çıkacak da değillerdir.
165. Bu âyet-i kerimenin bir önceki âyetle bağlantısı ne kadar da güzeldir! Yüce Allah vahdaniyetini, bunun kat’i delillerini ve her türlü şüpheyi ortadan kaldıran ve kesin bilgiye ulaştıran apaçık belgelerini beyan ettikten sonra, burada da şöyle buyurmaktadır:“İnsanlardan bir kısmı” bunca eksiksiz açıklamaya rağmen bazı yaratılmışları “Allah’ın yanı sıra birtakım ortaklar ediniyorlar…” Yani ibadet, muhabbet, tazim ve itaatte Allah’a denk ve benzer tutuyorlar. Artık delilin ortaya konulmasından ve tevhidin açıklanmasından sonra bu durumda olan bir kimsenin, Allah’a karşı inatlaşan, Allah’a karşı çıkan bir kimse olduğu yahut da Allah’ın âyetleri ve Allah’ın yarattıkları üzerinde tefekkür ve düşünmekten yüz çeviren bir kimse olduğu anlaşılır. O nedenle de böylesinin bu yüz çevirmesinde ve inatlaşmasında en küçük bir mazereti dahi olamaz. Aksine böyleleri hakkında azap hak olmuştur. Allah’la birlikte ortaklar edinen bu kimseler, onları yaratma, rızık verme ve varlıkların işlerini idare etme gibi hususlarda Allah’a eşit görüyor değillerdi. Sadece, ortak edindiklerini ibadette Allah’a eşit kabul ediyor ve kendilerini Allah’a yakınlaştırsınlar diye bu varlıklara ibadet ediyorlardı. Yüce Allah’ın:“ediniyorlar” buyurmasında Allah’ın hiçbir denginin olmadığına, müşriklerin birtakım yaratılmışları O’na denk tutmalarının ise sadece mücerret bir adlandırma ve anlamsız boş sözlerden ibaret olduğuna delil vardır. Nitekim bir başka yerde de şöyle buyrulmaktadır:“Onlar Allah’a ortak koştular. De ki: Bunların adlarını söyleyin bakalım! Siz yeryüzünde ona bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz; yoksa siz üstünkörü söz mü söylüyorsunuz?”(er-Râd, 13/33); “Onlar ancak sizin ve atalarınızın adlandırdığı ve Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği birtakım isimlerden ibarettir. Onlar ancak zanna uyarlar.”(en-Necm, 53/23) Hiçbir yaratılmış Allah’a denk olamaz; çünkü Allah yaratıcıdır, onun dışındaki varlıklar ise yaratılmıştır. O Rabdir, rızık verendir. Onun dışındakiler ise rızık verilendir. Allah hiçbir şeye muhtaç olmayan zengindir, yaratılmışlar ise O’na muhtaçtır. O her bakımdan kâmildir, eksiklikten münezzehtir. Kullar ise bütün yönleri ile eksiktirler. Fayda da veren, zarar da veren Allah’tır. Yaratılmış varlıkların ise kendiliklerinden fayda ve zarar verme güçleri, herhangi bir şeye sahip olmaları söz konusu değildir. Böylelikle kesin olarak Allah’tan başka ilâhlar ve ortaklar edinenlerin sözlerinin bâtıl olduğu ortaya çıkmaktadır. Ortak edinilen bu varlık ister bir melek, ister bir peygamber, ister salih bir kul, ister bir put, ister başka bir şey olsun fark etmez. Yine kesin olarak kâmil sevgiye ve huzurunda tam bir zilletle boyun eğmeye müstahak olan yalnız Allah’tır. Bundan dolayı Yüce Allah mü’minleri:“İman edenlerin Allah’a olan sevgisi ise çok daha güçlüdür.” diyerek övmektedir. Yani mü’minler ortak edinenlerin ortaklarına duydukları sevgiden çok daha kuvvetli bir sevgi ile Allah’ı severler. Çünkü onlar sevgilerini Allah’a tahsis etmişler. Onlar ise o sevgiye başkalarını ortak etmişlerdir. Ayrıca mü’minler gerçek anlamda sevgiye layık olan, sevilmesi kulun salahının, mutluluğunun ve kurtuluşunun tâ kendisi olan bir zatı sevmişlerdir. Müşrikler ise hiçbir şekilde sevilmeye layık olmayan ve sevilmesi de kulun bedbahtlığının, fesada ermesinin, işlerinin darmadağınık olmasının ve yüzüstü kalmasının sebebi olan varlıkları sevmişlerdir. Bundan dolayı da Yüce Allah böylelerini şu buyruğu ile tehdit etmektedir: Allah’a ortaklar koşmak, kulların gerçek Rabbinden başkasına boyun eğmek, Allah’ın yolundan alıkoymak ve insanların zararına çalışmak suretiyle “Zulmedenler” Kıyamet gününde gözleri ile ayan beyan “azabı görecekleri vakit (anlayacakları gibi şimdi de) kuvvetin bütünüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının gerçekten çok şiddetli olduğunu bir bilseler!” Yani azabı göreceklerinde kuvvet ve kudretin bütünü ile Allah’a ait olduğunu, koştukları ortakların ise hiçbir güce sahip olmadıklarını, anlayacaklardır. İşte o gün ortaklarının güçsüz ve aciz olduklarını dünya hayatında iken sandıkları gibi herhangi bir yetkiye sahip olmadıklarını, bu ortakların kendilerini Allah’a yakınlaştıramadığını, Allah’a ulaştıramadıklarını göreceklerdir. Böylelikle zanlarının boş olduğu ortaya çıkacak, çabaları boşa gitmiş olacaktır. Ağır ve çetin azap onlara hak olacak ve ortakları onların azaplarından hiçbir şeyi geri çeviremeyecek, onlara zerre ağırlığı kadar bir faydaları dokunmayacaktır. Tam aksine faydalı olacaklarını sandıkları bu varlıklardan dolayı zarar göreceklerdir. 166-167. “O zaman kendilerine uyulanlar, uyanlardan uzaklaşacaklardır. O azabı görecekler ve aralarındaki bütün bağlar da kopacaktır.” Kendilerine uyulanlar kendilerine uyanlar ile hiçbir ilişkilerinin olmadığını ilan edecek, dünyada iken aralarında bulunan her türlü bağ paramparça olacaktır. Çünkü aradaki bu bağlar Allah’tan başkası içindi ve Allah’ın emrine uygun değildi ve hiçbir aslı olmayan bâtıl ile alakalıydı. Bundan dolayı amelleri darmadağınık ve halleri de perişan olacaktır. Yalan söylemiş olduklarını açıkça anlayacaklar. Fayda vereceğini, sonuç alacaklarını sandıkları amelleri ise aleyhlerine bir hasret ve bir pişmanlığa dönüşmüş olacaktır. Onlar ebediyen, bir daha hiç çıkmamak üzere Cehenneme gireceklerdir. O halde bu hüsrandan öte bir hüsran var mıdır? Buna sebep ise onların bâtıla uymaları, umut bağlanmaması gereken şeye umut bağlamaları, bağlanılmaması gereken yere bağlanmalarıdır. Böylece amellerinin bağlı olduğu şey batıl ve boş olunca amelleri de boşa çıkacaktır. Amelleri boşa çıkınca da umdukları boşa çıktığı için pişmanlık duyacaklar ve umut bağladıkları bu varlıklar kendileri için çok büyük zarara neden olacaktır. Mutlak Melik ve apaçık hakkın kendisi olan Allah’a bağlanan, amelini yalnız O’nun için ihlâsla yapan ve O’nun faydasını uman kişin durumu ise çok farklıdır. Böylesi hakkı yerli yerine koymuştur. O nedenle amelleri de hak olmuştur. Çünkü amelleri hakka bağlıdır. Bundan dolayı böyle bir kimse amelinin neticesini elde ederek kurtulur. Amelinin karşılığını Rabbinin nezdinde kesintisiz ve eksiksiz olarak bulur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfir olup Allah’ın yolundan alıkoyanların amellerini (Allah) boşa çıkartır. İman edip salih amel işleyenler ve Muhammed’e indirilene -ki o Rabb’lerinden gelen hakkın tâ kendisidir- iman edenlerin ise (Allah) günahlarını bağışlar ve hallerini ıslah eder. Bu böyledir çünkü kâfir olanlar bâtıla uymuşlardır. İman edenler ise Rablerinden gelen hakka uymuşlardır. İşte Allah insanlara misallerini böyle açıklar.”(Muhammed, 47/1-3) İşte o vakit bâtıl önderlerin peşinden gidenler dünya hayatına geri döndürülerek Allah’a ortak koşmayı terk etmek ve ameli Allah için ihlâsla yapmaya yönelmek suretiyle uydukları önderlerden uzaklaşmayı temenni edeceklerdir. Ancak iş işten geçmiş olacaktır. Çünkü o vakit, mühlet verilecek ve süre tanınacak bir vakit değildir. Buna rağmen onlar bu temennilerinde de yalancıdırlar. Zira eğer dünyaya geri döndürülecek olsalar yine kendilerine yasak kılınmış şeylere tekrar dönerler. Onların bu sözleri, uydukları kimseler kendilerinden uzaklaştıklarında öfke ve kızgınlıkla söyledikleri bir sözden ve kuruntudan ibaret bir temenniden öte bir şey değildir. Zira günah onların günahıdır. Kötülüklerde kendisine uyulanların başı İblistir. Bununla beraber o kendilerine uyanlara şöyle diyecektir:“İş olup bitince şeytan da der ki: Doğrusu Allah’ın size verdiği söz gerçekti, ben de size vaadde bulunmuştum ama size verdiğim sözde durmadım. Zaten benim sizin üzerinizde hiçbir nüfuzum da yoktu. Yalnız ben sizi çağırdım, siz de çağrımı kabul ettiniz, o halde beni kınamayın, bilakis kendinizi kınayın.”(İbrahim, 14/22).
Page 25
2:164
إِنَّ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلۡفُلۡكِ ٱلَّتِي تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءٖ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٖ وَتَصۡرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلۡمُسَخَّرِ بَيۡنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ لَأٓيَٰتٖ لِّقَوۡمٖ يَعۡقِلُونَ ١٦٤
Indeed, in the creation of the heavens and the earth, and the alternation of the night and the day, and the [great] ships which sail through the sea with that which benefits people, and what Allāh has sent down from the heavens of rain, giving life thereby to the earth after its lifelessness and dispersing therein every [kind of] moving creature, and [His] directing of the winds and the clouds controlled between the heaven and earth are signs for a people who use reason.
2:165
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادٗا يُحِبُّونَهُمۡ كَحُبِّ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَشَدُّ حُبّٗا لِّلَّهِۗ وَلَوۡ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ إِذۡ يَرَوۡنَ ٱلۡعَذَابَ أَنَّ ٱلۡقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعٗا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعَذَابِ ١٦٥
And [yet], among the people are those who take other than Allāh as equals [to Him]. They love them as they [should] love Allāh. But those who believe are stronger in love for Allāh. And if only they who have wronged would consider [that] when they see the punishment, [they will be certain] that all power belongs to Allāh and that Allāh is severe in punishment.
2:166
إِذۡ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ وَرَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَ وَتَقَطَّعَتۡ بِهِمُ ٱلۡأَسۡبَابُ ١٦٦
[And they should consider that] when those who have been followed disassociate themselves from those who followed [them], and they [all] see the punishment, and cut off from them are the ties [of relationship],
2:167
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُواْ لَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةٗ فَنَتَبَرَّأَ مِنۡهُمۡ كَمَا تَبَرَّءُواْ مِنَّاۗ كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعۡمَٰلَهُمۡ حَسَرَٰتٍ عَلَيۡهِمۡۖ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ ١٦٧
Those who followed will say, "If only we had another turn [at worldly life] so we could disassociate ourselves from them as they have disassociated themselves from us." Thus will Allāh show them their deeds as regrets upon them. And they are never to emerge from the Fire.
2:168
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ حَلَٰلٗا طَيِّبٗا وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوّٞ مُّبِينٌ ١٦٨
O mankind, eat from whatever is on earth [that is] lawful and good and do not follow the footsteps of Satan. Indeed, he is to you a clear enemy.
2:169
إِنَّمَا يَأۡمُرُكُم بِٱلسُّوٓءِ وَٱلۡفَحۡشَآءِ وَأَن تَقُولُواْ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ ١٦٩
He only orders you to evil and immorality and to say about Allāh what you do not know.