Al-Baqarah 2:182
The Cow · Juz 2 · Page 28
فَمَنۡ خَافَ مِن مُّوصٖ جَنَفًا أَوۡ إِثۡمٗا فَأَصۡلَحَ بَيۡنَهُمۡ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ١٨٢
But if one fears from the bequeather [some] error or sin and corrects that which is between them [i.e., the concerned parties], there is no sin upon him. Indeed, Allāh is Forgiving and Merciful.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 2:180–182
180- Sizden birine ölüm gelip çattığı zaman eğer bir hayır (mal) bırakacaksa anneye, babaya ve yakın akrabaya maruf bir şekilde vasiyette bulunmak, takvâ sahipleri üzerine bir hak olarak farz kılındı. 181- Artık kim onu işittikten sonra değiştirirse, günah ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz ki Allah her şeyi işitendir, bilendir. 182- Kim vasiyet edenin (hataen haktan) sapmasından yahut (bile bile) günaha düşmesinden korkar da aralarını bulursa, ona hiçbir günah yoktur. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.
180. Ey mü’minler topluluğu “sizden birine ölüm gelip çattığı zaman” yani ölümün kertesine getiren hastalık vb. gibi ölümün belirtileri görülecek olursa ve “eğer hayır (mal) bırakacaksa” vasiyette bulunmayı Allah size farz kılmıştır. Bu buyrukta ve bundan başka birçok buyrukta geçen “hayır” örfen çok mal anlamındadır. Bu durumda olan bir kimsenin annesine, babasına ve insanlar arasında kendisine en yakın olanlara örfe göre vasiyette bulunmakla görevlidir. Bu da durumuna göre israfa sapmadan, yakın olanları bırakıp sadece uzak akrabaya vasiyete kalkışmadan, aksine onları yakınlık derecelerine ve ihtiyaçlarına göre sıraya koyarak yapmalıdır. Nitekim ayette akrabanın “daha yakın olanlar” anlamına gelen “والأقربين” ismi tafdil sîgası ile ifade edilmesi de bundan dolayıdır. “Takvâ sahipleri üzerine bir hak olarak” buyruğu, bunun farz olduğuna delil teşkil etmektedir. Çünkü “hak” sabit olan demektir. Ayrıca Allah bunu takvânın gerekleri arasında saymıştır. Şunu bilmek gerekir ki müfessirlerin çoğunluğu (cumhuru) bu âyet-i kerimenin miras âyetleri ile nesh edildiği görüşündedirler. Bazılarının görüşüne göre ise bu ayet, mirasçılar hakkında değil sadece anne baba ve yakın akrabalar hakkındadır. Ancak böyle bir tahsise dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu hususta en uygun olanı şöyle söylemektir: Anne babaya ve akrabalara dair bu vasiyet ile ilgili buyruk mücmeldir. Yüce Allah bunu (o dönemlerde) cari bir örfe (maruf) göre indirmiştir. Daha sonra Yüce Allah mirasçı olan anne baba ile onların dışında kalan diğer mirasçı akrabaları ve onların haklarını miras âyetleri ile genişçe açıklamış ve böylece daha önce mücmel olan “marûf/örfe göre” tabiri de açıklık kazanmıştır. Böylelikle de anne baba ile onların dışında olup herhangi bir kişi ya da bir nitelik dolayısıyla hacbedilerek miras alamayan kimseler hakkında bu vasiyet hükmü baki kalmıştır. O nedenle kişi, insanlar arasında iyiliğine en layık olan bu kimselere vasiyette bulunmak ile emrolunmuştur. Böyle bir açıklamayı ümmet ittifakla kabul eder. Böylelikle de az önce geçen iki görüşün arası bulunmuş olur. Çünkü her bir görüş sahibi bir hususu göz önünde bulundurmuş ve böylelikle farklı noktalardan hareket etmiştir. Böyle bir açıklama ile de ittifak ve uyum gerçekleşmekte, âyetler bir arada anlaşılabilmektedir. Gerçek şu ki eğer buyrukların bir arada mütalaası mümkün ise bu, sahih delil ile tespit edilemeyen nesh iddiasından daha güzeldir.
Vasiyette bulunan kişi bazen kendisinden sonra kalacak olanların yapacağı vasiyeti değiştirebileceği vehmine kapılarak vasiyette bulunmaktan imtina edebileceğinden dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:
181-182. “Artık kim onu” yani sözü geçenlere veya başkalarına yapılan vasiyeti “işittikten” onu anlayıp kavradıktan, yollarını ve uygulama şeklini öğrendikten sonra “değiştirirse günah ancak onu değiştirenlerin boynunadır.” Vasiyet edenin ise ecrini vermek Allah’a aittir, günah ancak vasiyeti değişikliğe uğratanadır. “Şüphesiz ki Allah her şeyi işitendir,” Bütün sesleri işitir. Vasiyette bulunanın sözleri ile onun vasiyeti de bunlar arasındadır. O bakımdan vasiyette bulunan kimsenin kendisini işitip görenin gözetimi altında bulunduğunu bilmesi, vasiyetinde zulme sapmaması gerekir. “…bilendir” vasiyette bulunanın niyetini ve kendisine vasiyette bulunulan kişinin de amelini bilir. Vasiyette bulunacak kişi bütün gayretini ortaya koyarsa -hata edecek olsa dahi- Allah onun bu niyetini bildiği için onu mükâfatlandırır. Bu buyruk ile kendisine vasiyette bulunulan (vasiyeti gerçekleştirmekle görevli kişi) değişiklikten sakındırılmaktadır. Çünkü Allah onun halini çok iyi bilir. Onun yapacağına muttalidir. O bakımdan o, Allah’tan korkmalıdır. Adil vasiyetin hükmü budur. Herhangi bir haksızlık ve günah bulunan vasiyete gelince; vasiyette bulunana vasiyeti esnasında yanında hazır bulunan kimselerin en güzel ve en adil olanı öğütlemeleri, haksızlık yapmaktan, hataya meyletmekten onu alıkoymaları ve sakındırmaları gerekir. Vasiyette bulunanı hem hata ederek (kasıtsız) yapılan yanlış eğilimlerden hem de kasti olarak günah eğiliminden uzak tutmaya çalışmalıdırlar. Şâyet vasiyette bulunan kişi bunu dinlemeyecek olursa o takdirde kendilerine vasiyette bulunulan kimseler arasında sulh yapmaya ve karşılıklı rıza ve barışma yolu ile aralarında adaleti gerçekleştirmeye çalışmalı, yakınlarına vefat edeni haktan kurtarmaları için öğüt vermelidirler. Bunu yapan bir kimse büyük bir iyilik yapmış olur ve caiz olan vasiyeti değiştiren hakkında söz konusu olan vebal onun için vebal söz konusu olmaz. Bundan dolayı Yüce Allah: “Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır,” Yani tevbe edenlerin bütün yanılmalarını bağışlar ve günahlarını affeder. Hakkından ferâgat edip bir bölümünü kardeşi lehine terk edenlere mağfiret etmesi de buna dâhildir. Çünkü başkasına müsamaha gösterene Allah da müsamaha gösterir. Birbirlerine müsamaha gösterdikleri vakit bunu ölen yakınlarının günahtan kurtulması için gösterecek olurlarsa, vasiyetinde haksızlık yapan ölülerine de mağfiret eder. Kullarına da “pek merhametlidir”. Çünkü O, onlara birbirlerine merhamet edecekleri ve kendi aralarında şefkat gösterecekleri her bir emri meşru kılmıştır. Bu âyet-i kerimede vasiyetin teşvik edildiğine, vasiyetin kimin için olacağına, adil vasiyeti değiştirenin tehdide muhatap olduğuna, haksızlık ihtiva eden vasiyette de arayı düzeltmenin teşvik edildiğine delil bulunmaktadır.
Page 28
2:182
فَمَنۡ خَافَ مِن مُّوصٖ جَنَفًا أَوۡ إِثۡمٗا فَأَصۡلَحَ بَيۡنَهُمۡ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ١٨٢
But if one fears from the bequeather [some] error or sin and corrects that which is between them [i.e., the concerned parties], there is no sin upon him. Indeed, Allāh is Forgiving and Merciful.
2:183
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ ١٨٣
O you who have believed, decreed upon you is fasting as it was decreed upon those before you that you may become righteous -
2:184
أَيَّامٗا مَّعۡدُودَٰتٖۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٖ فَعِدَّةٞ مِّنۡ أَيَّامٍ أُخَرَۚ وَعَلَى ٱلَّذِينَ يُطِيقُونَهُۥ فِدۡيَةٞ طَعَامُ مِسۡكِينٖۖ فَمَن تَطَوَّعَ خَيۡرٗا فَهُوَ خَيۡرٞ لَّهُۥۚ وَأَن تَصُومُواْ خَيۡرٞ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ١٨٤
[Fasting for] a limited number of days. So whoever among you is ill or on a journey [during them] - then an equal number of other days [are to be made up]. And upon those who are able [to fast, but with hardship] - a ransom [as substitute] of feeding a poor person [each day]. And whoever volunteers good [i.e., excess] - it is better for him. But to fast is best for you, if you only knew.
2:185
شَهۡرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلۡقُرۡءَانُ هُدٗى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتٖ مِّنَ ٱلۡهُدَىٰ وَٱلۡفُرۡقَانِۚ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهۡرَ فَلۡيَصُمۡهُۖ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٖ فَعِدَّةٞ مِّنۡ أَيَّامٍ أُخَرَۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلۡيُسۡرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلۡعُسۡرَ وَلِتُكۡمِلُواْ ٱلۡعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمۡ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ١٨٥
The month of Ramaḍān [is that] in which was revealed the Qur’ān, a guidance for the people and clear proofs of guidance and criterion. So whoever sights [the crescent of] the month,1 let him fast it; and whoever is ill or on a journey - then an equal number of other days. Allāh intends for you ease and does not intend for you hardship and [wants] for you to complete the period and to glorify Allāh for that [to] which He has guided you; and perhaps you will be grateful.
1 translator’s note
- Also, "whoever is present during the month." ↩
2:186
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌۖ أُجِيبُ دَعۡوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِۖ فَلۡيَسۡتَجِيبُواْ لِي وَلۡيُؤۡمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمۡ يَرۡشُدُونَ ١٨٦
And when My servants ask you, [O Muḥammad], concerning Me - indeed I am near. I respond to the invocation of the supplicant when he calls upon Me. So let them respond to Me [by obedience] and believe in Me that they may be [rightly] guided.