Al-Baqarah 2:199
The Cow · Juz 2 · Page 31
ثُمَّ أَفِيضُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ١٩٩
Then depart from the place from where [all] the people depart and ask forgiveness of Allāh. Indeed, Allāh is Forgiving and Merciful.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 2:198–202
198- Rabbinizin lütfunu aramanızda size bir günah yoktur. Arafat’tan hep birlikte geri döndüğünüzde Meş’ar-ı Haram’da Allah’ı anın. O’nu size olan hidayetine karşılık/O’nun size gösterdiği gibi anın. Zira daha evvel gerçekten sapmışlardandınız. 199- Sonra siz de insanların döndüğü yerden dönün. Allah’tan mağfiret dileyin. Muhakkak Allah çokça mağfiret edendir, pek merhametlidir. 200- Menasikinizi bitirince babalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan bazıları:“Rabbimiz, bize dünyada ver” der. Âhirette ise onun hiçbir nasibi yoktur. 201- Bazıları da:“Rabbimiz bize dünyada güzellik ver, âhirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru” der. 202- İşte onların, kazandıklarından nasipleri vardır. Allah hesabı pek çabuk görendir.
198. “Rabbinizin lütfunu aramanızda size bir günah yoktur.” Yüce Allah takvâ emrini verdikten sonra, hac günlerinde olsun, diğer zamanlarda olsun kazanç yollarına başvurmak sureti ile Allah’ın lütfunu aramakta bir vebal olmadığını haber vermektedir. Ancak kişinin bu arayışı, onu esas maksadı olan hacdan alıkoymamalı, meşgul etmemelidir. Kazanç da helâl olmalı, kulun becerisine değil “Allah’ın lütfu”na nispet edilmelidir. Sebeple meşgul olup asıl müsebbibi de unutturmamalıdır. Çünkü bunlar günahın tâ kendisidir. Yüce Allah’ın:“Arafat’tan hep birlikte geri döndüğünüzde Meşâr-ı Haram’da Allah’ı anın” buyruğu bir takım hususlara delalet etmektedir. 1. Arafat’ta vakfe yapmak ki bu, haccın rükünlerinden bir rükün olarak bilinmekte idi; çünkü Arafat’tan dönüş (ifada) ancak vakfeden sonra olur. 2. Meşâr-ı Haram’ın yakınında Allah’ın anılması emredilmektedir. Meşâr-ı Haram ise Müzdelife’dir. Bu uygulama da bilindiği üzere şöyledir: Kurban bayramı gecesi orada geçirilir. Sabah namazının kılınmasından sonra da Müzdelife’de vakfe yapılarak dua edilir, ortalık iyice aydınlanıncaya kadar da duaya devam edilir. Meşâr-ı Haramın yakınında Allah’ın anılmasının kapsamına orada farzların eda edilmesi ve nafilelerin işlenmesi de girmektedir. 3. Müzdelife’de vakfe yapmak, Arafat’taki vakfeden sonradır. Nitekim ayette sıra ifade etmek için getirilen “ف/fa” harfi de buna delildir. 4-5. Arafat ile Müzdelife (vakfeleri) hacda yapılmaları, maksat olarak gözetilmeleri ve açıkça işlenmeleri gereken fiillerdendir. 6. Müzdelife, Harem bölgesinin sınırları içerisindedir. Zira ayet-i kerimede “Haram” kaydı ile gelmiştir. 7. “Müzdelife”nin Haram” kaydı ile gelmesinden anlaşıldığı üzere Arafat Harem bölgesinin dışındadır. “O’nu size olan hidayetine karşılık/O’nun size gösterdiği gibi anın. Zira daha evvel gerçekten sapmışlardandınız.” Yani Yüce Allah size sapıklıktan sonra hidâyet-i lütfettiği için ve daha önce bilmezken size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin. Bunlar şükür ile karşılanması ve bu nimetleri ihsan edenin kalp ve dil ile anılarak karşılık gösterilmesi gereken en büyük nimetler arasında yer alır.
199. “Sonra siz de insanların döndüğü yerden dönün.” Yani tâ İbrahim aleyhisselam’dan bugüne kadar insanların döndüğü (ifadada bulunduğu) yer olan Müzdelife’den siz de dönün. Buradaki dönüşten maksat onlar tarafından bilinen bir dönüştür. Maksat cemrelere taş atmak, kurbanları kesmek, tavaf etmek, sa’y etmek, teşrik günlerinin gecelerinde Mina’da kalmak ve hac ibadetlerinin diğerlerini tamamlamaktır. Bu dönüşten kasıt sözü edilenler olup bunlar menasikin geri kalanları olduğundan dolayı Yüce Allah, bunların bitirilmesinden sonra çokça kendisinden mağfiret dilemelerini ve kendisini çokça anmalarını emretmektedir. Bu ibadetin eda edilişindeki ihlalleri ve kusurları dolayısıyla kulun mağfiret dilemesi gerekir. Allah’ı zikretmek ise, bu büyük ibadeti gerçekleştirme muvaffakiyetini ihsan ettiğinden, bu büyük lütfa kendisini mazhar kılma nimetini bağışladığından dolayı Allah’a şükretmek demektir. İşte kul her bir ibadeti bitirdikten sonra böylece o ibadetteki kusurlarından dolayı Allah’tan mağfiret dilemeli ve bu ibadeti yapma muvaffakiyeti dolayısıyla da O’na şükretmelidir. İbadeti en mükemmel bir şekilde yaptığını zanneden ve onu yaptığından dolayı Rabbine karşı övünerek ibadetinin kendisini üstün bir mevkiye çıkardığını kabul eden kimse gibi olmamalıdır. Böyle birisinin gazaba uğraması ve yaptığı işin de yüzüne çarpılması daha uygundur. Ancak ilk tutumu sergileyen kulun amelinin ise kabul edilmesi ve diğer amellere muvaffak kılınması da daha layıktır.
200-202. Daha sonra Yüce Allah insanların değişik hallerini şöyle haber vermektedir: Hepsi ihtiyaçlarını ondan ister, kendileri için zararlı olan şeylerin bertaraf edilmesini O’ndan bekler bununla birlikte maksatları farklı farklıdır. Bu insanlardan kimisi “Rabbimiz, bize dünyada ver” der, yani Allah’tan arzuladığı dünyevi ihtiyaçlarını vermesini ister. Âhiretten yüz çevirdiği ve bütün gayretini dünyaya hasrettiği için böylesinin “ahirette hiçbir nasibi yoktur.” Kimileri ise her iki dünyanın menfaatini elde etmek için Allah’a dua eder, hem dinin hem de dünyasının önemli meselelerini ve ihtiyaçlarını Allah’a arzeder. Bunların da berikilerin de kazançlarından ve amellerinden bir payları vardır. Yüce Allah amellerine, gayretlerine ve niyetlerine göre adalet ve lütfuna uygun olarak karşılıklarını verecektir. O’nun bu karşılığı dolayısıyla Allah’a en mükemmel ve en eksiksiz hamd-ü senalar olsun. Bu âyet-i kerimede Yüce Allah’ın müslüman olsun, kâfir veya fasık olsun, dua eden herkesin duasını kabul ettiğine delil vardır. Ancak Allah’ın dua edenin duasını kabul etmesi o kimseyi sevdiğine, o kimsenin kendisine yakın olduğuna delil olmaz. Bu, ancak âhiret isteklerinde ve din ile ilgili dualarda söylenebilir. Dünyada istenen “güzellik” kapsamına kulun nazarında güzel görünen geniş ve rahat rızık, saliha bir zevce, göz aydınlığı olan evlat, rahat, faydalı bilgi, salih amel ve buna benzer sevilen ve mubah olan bütün istek ve ihtiyaçlar dahildir. Âhiretteki “güzellik” ise kabirdeki, mahşerdeki ve Cehennemdeki her türlü cezadan yana esenlikte olmak, Allah’ın rızasını elde etmek, ebedi nimetlere kavuşmak ve Rahim olan Rabbe yakın olmaktır. O bakımdan bu dua, en kapsamlı, en mükemmel ve özellikle tercih edilmeye en layık olan bir duadır. Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu duayı çokça yapar ve yapılmasını teşvik ederdi.
Page 31
2:197
ٱلۡحَجُّ أَشۡهُرٞ مَّعۡلُومَٰتٞۚ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلۡحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي ٱلۡحَجِّۗ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرٖ يَعۡلَمۡهُ ٱللَّهُۗ وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيۡرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقۡوَىٰۖ وَٱتَّقُونِ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ ١٩٧
Ḥajj is [during] well-known months,1 so whoever has made ḥajj obligatory upon himself therein [by entering the state of iḥrām], there is [to be for him] no sexual relations and no disobedience and no disputing during ḥajj. And whatever good you do - Allāh knows it. And take provisions, but indeed, the best provision is fear of Allāh. And fear Me, O you of understanding.
1 translator’s note
- See previous footnote. ↩
2:198
لَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَبۡتَغُواْ فَضۡلٗا مِّن رَّبِّكُمۡۚ فَإِذَآ أَفَضۡتُم مِّنۡ عَرَفَٰتٖ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ عِندَ ٱلۡمَشۡعَرِ ٱلۡحَرَامِۖ وَٱذۡكُرُوهُ كَمَا هَدَىٰكُمۡ وَإِن كُنتُم مِّن قَبۡلِهِۦ لَمِنَ ٱلضَّآلِّينَ ١٩٨
There is no blame upon you for seeking bounty1 from your Lord [during ḥajj]. But when you depart from ʿArafāt, remember Allāh at al-Mashʿar al-Ḥarām.2 And remember Him, as He has guided you, for indeed, you were before that among those astray.
2:199
ثُمَّ أَفِيضُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ١٩٩
Then depart from the place from where [all] the people depart and ask forgiveness of Allāh. Indeed, Allāh is Forgiving and Merciful.
2:200
فَإِذَا قَضَيۡتُم مَّنَٰسِكَكُمۡ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَذِكۡرِكُمۡ ءَابَآءَكُمۡ أَوۡ أَشَدَّ ذِكۡرٗاۗ فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِي ٱلدُّنۡيَا وَمَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقٖ ٢٠٠
And when you have completed your rites, remember Allāh like your [previous] remembrance of your fathers or with [much] greater remembrance. And among the people is he who says, "Our Lord, give us in this world," and he will have in the Hereafter no share.
2:201
وَمِنۡهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِي ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةٗ وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِ حَسَنَةٗ وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ ٢٠١
But among them is he who says, "Our Lord, give us in this world [that which is] good and in the Hereafter [that which is] good and protect us from the punishment of the Fire."
2:202
أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ نَصِيبٞ مِّمَّا كَسَبُواْۚ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ٢٠٢
Those will have a share of what they have earned, and Allāh is swift in account.