Al-Baqarah 2:210
The Cow · Juz 2 · Page 32
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأۡتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِي ظُلَلٖ مِّنَ ٱلۡغَمَامِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ٢١٠
Do they await but that Allāh should come to them in covers of clouds and the angels [as well] and the matter is [then] decided? And to Allāh [all] matters are returned.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 2:210
210- Onlar, illa buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin kendilerine gelmesini ve işlerin bitirilmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki bütün işler Allah’a döndürülür.
210. Bu buyrukta kalpleri yerinden oynatacak şekilde ağır bir tehdit ve bir korkutma vardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Bu yeryüzünde fesat çıkartmaya çalışan, şeytanın adımlarına uyan ve Allah’ın emrini bir kenara atanlar amellerin karşılığının verileceği günü mü bekliyorlar? O gün öyle dehşetli, öyle zorlu ve öyle korkunç hallerle dolup taşar ki bunlar zalimlerin kalplerini yerinden oynatır ve o gün fesat çıkartmış olanların etrafını en kötü cezalar çepeçevre sarar. Çünkü Yüce Allah o gün gökleri ve yeri dürecektir. Yıldızlar darmadağın olacak, ay ve güneş tor top edilecek, aydınlıkları giderilecektir. Şerefli melekler inecek, insanların etraflarını kuşatacaktır. Yüce ve Allah “buluttan gölgeler içinde” kullarının arasında adil hükmü ile hüküm vermek üzere inecektir. Tartılar kurulacak, amel defterleri açılacaktır. Mutlu kimselerin yüzleri ağaracak, bedbahtların yüzleri ise kararacaktır. Hayır ehli ile şer ehli birbirinden ayırt edilecek ve herkes amelinin karşılığını görecektir. İşte o vakit zalim, gerçek durumunu kavrayarak pişmanlıktan parmaklarını ısıracaktır. Bu âyet-i kerime ve benzerleri Ehl-i sünnet’in şu görüşünün delilidir: Onlar Allah’ın istivâ/yükselme, nüzul/inme, meci’/gelme gibi ihtiyarî sıfatları olduğunu kabul ederler. Ehl-i sünnet, Yüce Allah’ın kendi zatı hakkında ve Rasulü’nün O’nun hakkında haber verdiği bütün sıfatlara Allah’ın celâl ve azametine yakışır, teşbihsiz ve tahrifsiz bir şekilde kabul ve iman eder. Mutezile, Cehmiyye, Eş’ariyye ve benzeri gibi Allah’ın sıfatlarını iptal eden Muattıla ise aksi bir yol izlemektedir. Onlar, bu gibi sıfatları nefyeder, bu sebepten dolayı da ilgili âyetleri Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şekilde tevil ederler. Bu delilsiz tevillerin gerçek mahiyeti ise Yüce Allah’ın ve Rasûlü’nün beyanına yönelik bir çeşit tenkit ve bu konuda hidâyetin kendi ifadeleri ile gerçekleştiği iddiasıdır. Böylelerinin nakli hiçbir delilleri yoktur, hatta aklî delilleri bile yoktur. Bu tutumu sergileyenlerin naklî delile sahip olamayışlarını şöyle açıklayabiliriz: Bizzat kendileri Kitap ve Sünnet’te varid olan bu kabilden nasların zahirlerinin, hatta sarih ifadelerinin ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebinin doğruluğuna delil teşkil ettiğini ve kendi batıl mezheplerine delil teşkil edebilmesi için zahir anlamlarından uzaklaştırılarak bunlara bir şeyler eklenip onlardan bir şeyler eksiltilmesi gerektiğini itiraf etmişlerdir. Görüldüğü gibi böyle bir şeyi kalbinde zerre ağırlığı kadar iman bulunan bir kimse kabul etmez. Aklî delile gelince aklen bu sıfatları reddetmeye delalet edecek bir delil yoktur. Aksine akıl failin, bir fiile gücü olmayandan daha mükemmel olduğuna delildir. Yüce Allah’ın gerek kendi zâtına taalluk eden fiilleri (konuşma, inme, gelme, istivâ/yükselme gibi) gerekse de yarattıklarına taalluk eden fiilleri (yaratma, rızıklandırma vb. gibi) kemalin tâ kendisidir. Bu sıfatları kabul etmenin Allah’ı yaratılmışlara benzetmek olduğuna dair batıl iddialara ise şöyle denilir: Sıfatlara dair söylenecek sözler, zata dair söylenen sözlere tabidir. Yüce Allah zatı ile nasıl diğer zatlara benzemez ise, işte öylece sıfatları da başkalarının sıfatlarına benzemez. Çünkü Yüce Allah’ın sıfatları zatına tabidir. Yarattıklarının sıfatları da kendi zatlarına tabidir. Dolayısıyla bu sıfatları Allah hakkında kabul etmenin herhangi bir şekilde teşbihi gerektiren bir tarafı olamaz. Diğer taraftan kimi sıfatları kabul ederken kimilerini kabul etmeyen yahut isimleri kabul etmekle birlikte sıfatları kabul etmeyen kimselere de şöyle denilir: Ya Yüce Allah’ın kendi hakkında ve Rasûlü’nün de O’nun hakkında haber verdiği sıfatların hepsini kabul etmelisin yahut da hepsini reddetmelisin. Eğer bütün sıfatları reddedecek olursan alemlerin rabbini inkâr etmiş olursun. Bir bölümünü kabul edip bir bölümünü reddetmek ise bir çelişkidir. Çünkü böyle bir tutum kabul edilen sıfatlar ile edilmeyenler arasında ayırım gözetmek demektir. Oysa böyle bir ayırımı gözetmeyi haklı kılacak bir delil yoktur. Bu tutumu izleyen kişi “Benim kabul ettiğim sıfatlar teşbihi gerektirmez” diyecek olursa ehli sünnet ve sıfatları isbat edenler ona derler ki: Senin kabul etmediğin sıfatlar da teşbihi gerektirmez. Böyle bir kimse: Benim kabul etmediğim sıfatlardan Allah’ın teşbihinden başka bir manayı aklım kavramıyor, diyecek olursa sıfatları tümden reddedenler de şöyle derler: Biz de senin kabul ettiğin sıfatlardan Allah’ın teşbihinden başka bir manayı kavrayamıyoruz. Buna göre bu kanaati taşıyan bir kimsenin sıfatları tümden reddedenlere verdiği cevabın aynısını ehli sünnet ona kabul etmediği sıfatlar hakkında cevap olarak verir. Hülasa Kitap ve sünnetin sabit olduğuna delâlet ettiği herhangi bir şeyi kabul etmeyip nefyeden bir kimse çelişki içerisindedir. Lehine ne şer’i bir delil vardır ne de akli bir delil. Aksine bu tutumu sergileyen bir kişi akıl ile kabul edilene de nakil ile bildirilene de muhalefet etmiş olur.
Page 32
2:203
۞ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ فِيٓ أَيَّامٖ مَّعۡدُودَٰتٖۚ فَمَن تَعَجَّلَ فِي يَوۡمَيۡنِ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِۖ لِمَنِ ٱتَّقَىٰۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُمۡ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ٢٠٣
And remember Allāh during [specific] numbered days. Then whoever hastens [his departure] in two days - there is no sin upon him; and whoever delays [until the third] - there is no sin upon him - for him who fears Allāh. And fear Allāh and know that unto Him you will be gathered.
2:204
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعۡجِبُكَ قَوۡلُهُۥ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَيُشۡهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِي قَلۡبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلۡخِصَامِ ٢٠٤
And of the people is he whose speech pleases you in worldly life, and he calls Allāh to witness as to what is in his heart, yet he is the fiercest of opponents.
2:205
وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيُفۡسِدَ فِيهَا وَيُهۡلِكَ ٱلۡحَرۡثَ وَٱلنَّسۡلَۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلۡفَسَادَ ٢٠٥
And when he goes away, he strives throughout the land to cause corruption therein and destroy crops and animals. And Allāh does not like corruption.
2:206
وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتۡهُ ٱلۡعِزَّةُ بِٱلۡإِثۡمِۚ فَحَسۡبُهُۥ جَهَنَّمُۖ وَلَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ ٢٠٦
And when it is said to him, "Fear Allāh," pride in the sin takes hold of him. Sufficient for him is Hellfire, and how wretched is the resting place.
2:207
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشۡرِي نَفۡسَهُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ رَءُوفُۢ بِٱلۡعِبَادِ ٢٠٧
And of the people is he who sells himself, seeking means to the approval of Allāh. And Allāh is Kind to [His] servants.
2:208
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱدۡخُلُواْ فِي ٱلسِّلۡمِ كَآفَّةٗ وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوّٞ مُّبِينٞ ٢٠٨
O you who have believed, enter into Islām completely [and perfectly] and do not follow the footsteps of Satan. Indeed, he is to you a clear enemy.
2:209
فَإِن زَلَلۡتُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡكُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ٢٠٩
But if you slip [i.e., deviate] after clear proofs have come to you, then know that Allāh is Exalted in Might and Wise.
2:210
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأۡتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِي ظُلَلٖ مِّنَ ٱلۡغَمَامِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ٢١٠
Do they await but that Allāh should come to them in covers of clouds and the angels [as well] and the matter is [then] decided? And to Allāh [all] matters are returned.