Al-Baqarah 2:24
The Cow · Juz 1 · Page 4
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ وَلَن تَفۡعَلُواْ فَٱتَّقُواْ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلۡحِجَارَةُۖ أُعِدَّتۡ لِلۡكَٰفِرِينَ ٢٤
But if you do not - and you will never be able to - then fear the Fire, whose fuel is people and stones, prepared for the disbelievers.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 2:23–24
23- Eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz (bu Kur’an’dan) şüphe içinde iseniz, haydi siz de onun dengi bir sûre getirin. Allah’tan başka şahitlerinizi de çağırın. Eğer doğru söyleyen kimselerdenseniz (haydi bunu yapın!). 24- Yok yapmazsanız -ki hiçbir zaman da yapamayacaksınız- o halde yakacağı insanlar ve taşlar olan, kafirler için hazırlanmış o ateşten sakının.
23-24. “Eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz (bu Kur’an’dan) şüphe içinde iseniz…” Bu âyet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in doğruluğuna ve getirdiğinin hak oluşuna dair aklî bir delildir: Ey Allah Rasûlü’ne karşı inatla direnen, onun çağrısını reddedip yalancı olduğunu iddia edenler! Eğer sizler kulumuza indirdiğimizden yana hak mıdır, değil midir diye şüphe ve tereddüt içerisinde iseniz, işte karşınızda, O’nunla sizin aranızda haklıyı haksızdan ayırdedecek, insafla yapılmış bir teklif: O, sizin gibi bir insandır, başka bir tür varlık değildir. Aranızda yetiştiği günden beri siz O’nu tanımaktasınız, okuması da yok, yazması da. O, size bir kitap getirdi ve bu Kitab’ın Allah’tan gönderildiğini haber verdi. Siz ise “O’nu kendisi uydurup ortaya attı” diyorsunuz. Eğer durum, dediğiniz gibi ise haydi onun benzeri bir sûre getirin! Yardımcılarınızdan ve size tanıklık edeceklerden güç yetirdiğiniz kim varsa hepsinin de yardımını isteyin. Çünkü bu, sizin için kolay bir iştir. Zira sizler fesahat ehli kimselersiniz ve hitabetiniz de güçlüdür. Ayrıca Allah Rasûlü’ne karşı düşmanlığınız da çok büyüktür. Eğer Kur’ân’ın benzeri bir sûre ortaya koyabilirseniz, Allah Rasûlü sizin dediğiniz gibi biri demektir. Şâyet ona benzer bir sûre getiremeyecek olur ve bundan tam anlamıyla acze düşecek olursanız -ki bunu asla yapamayacaksınız, ancak bu, insaflı davranma ve size anladığınız dilden hitap etme adına sunulmuş bir tekliften ibarettir- işte bu, O’nun doğru söylediğine ve getirdiğinin doğruluğuna kesin ve açık bir delil, büyük bir belgedir. O zaman O’na tabi olmanız gerekir. Tâ ki son derece sıcak ve çetin bir azap yeri olan ateşten sakınasınız. Bu ateşin yakacağı insanlar ve taşlardır. Odunla tutuşturulan dünya ateşine benzemez. Ayrıca bu ateş, Allah'ı ve rasullerini inkâr edenler için hazırlanmıştır. O halde siz onun Allah Rasûlü olduğunu anladıktan sonra artık küfürden ve inkârdan sakının. Bu âyet-i kerime ve benzerlerine “tahaddi/meydan okuma âyeti” denilir. Bu da bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek veya herhangi bir yönden onun benzerini ortaya koymak açısından bütün insanların acizliklerini açıkça ortaya koyma amacı taşımaktadır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“De ki: Andolsun bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplansalar, birbirine yardımcı olsalar dahi yine de onun benzerini getiremezler.”(el-İsra, 17/88) Topraktan yaratılmış bir varlık, nasıl en Yüce Rabb’in sözüne benzer bir söz söyleyebilir? Yahut bütün yönleri ile eksik ve muhtaç olan bir varlık, nasıl olur da mutlak kemâle ve her bakımdan uçsuz bucaksız zenginliğe sahip o kâmil zâtın Kelâm’ına benzer bir söz ortaya koyabilir? Böyle bir şeye imkân yoktur, bu insanın gücünün altından kalkabileceği bir şey de değildir. Söz çeşitleri ile ilgili asgari bilgisi ve asgari seviyede söz zevki bulunan bir kimse, bu yüce Kur’ân’ı, belagat ehli şahsiyetlerin sözleri ile kıyaslayacak olursa olursa, aradaki büyük farkı görür. Yüce Allah’ın:“Eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz (bu Kur’an’dan) şüphe içinde iseniz...” şeklinde başlayan buyruğu şuna delalet ermektedir: Sapıklıktan kurtulup hidâyet bulacağı ümid edilen kimse, hakkı sapıklıktan ayırt edemeyen, şaşkın ve şüpheli kimselerdir. Böyle biri hakkı araştırmakta samimi ise hak açıklandığı takdirde ona uyması beklenebilir. Hakkı bilmekle birlikte onu terk eden inatçı kimsenin ise dönüşüne imkân yoktur. Çünkü o zaten açıkça gördükten sonra hakkı terk etmiştir. Bilmediği için terk etmiş değildir. Böyle birisine yapılabilecek bir şey yoktur. Aynı şekilde hakkı aramakta samimi olmayan, aksine hakkı aramak için gayret göstermeyen ve yüz çeviren şüpheci de böyledir. Çoğunlukla böyle bir kimse de doğru yolu bulmaya muvaffak olamaz. Allah Rasûlü’nün bu üstün konumda bile “kul” olarak vasfedilmesi O’nun en büyük sıfatının öncekilerden de sonrakilerden hiçbir kimsenin bu hususta kendisine yetişemediği “ubudiyetin gereklerini yerine getirme makamı” olduğunun delilidir. Nitekim Yüce Allah, İsra makamında da onu “kul” olarak nitelendirmiştir: “Kulunu geceleyin... götüren (Allah) münezzehtir.”(el-İsra, 17/1) Kur’ân-ı Kerîm’in ona indirilmesi makamında da aynı şekilde O’nu “kul” olarak nitelendirmiştir: “Hak ile batılı ayıranı (Furkân’ı) kuluna âlemlere uyarıcı olsun diye indiren (Allah) ne yücedir!”(el-Furkan, 25/1) Yüce Allah’ın: “kâfirler için hazırlanmış...” buyruğu ve benzeri âyet-i kerimeler, Mu’tezilenin kanaatinin aksine Cennet ve Cehennem’in şu an yaratılmış olduklarına dair Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin görüşüne delildir. Aynı şekilde -Hariciler ve Mutezilenin görüşlerinin aksine- muvahhid kimselerin büyük günah işleseler dahi Cehennem’de ebedi olarak kalmayacaklarına da delildir. Çünkü Yüce Allah burada “kâfirler için hazırlanmış” diye buyurmaktadır. Eğer muvahhid olan asi ve günahkârlar ebedi olarak Cehennem’de kalacak olsalardı o, yalnızca kâfirler için hazırlanmış olmazdı. Yine bu âyet-i kerimede azaba sebeplerinin işlenmesi dolayısıyla müstahak olunacağına da delil vardır ki bu sebepler, küfür ve her çeşit günahtır.
Page 4
2:17
مَثَلُهُمۡ كَمَثَلِ ٱلَّذِي ٱسۡتَوۡقَدَ نَارٗا فَلَمَّآ أَضَآءَتۡ مَا حَوۡلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمۡ وَتَرَكَهُمۡ فِي ظُلُمَٰتٖ لَّا يُبۡصِرُونَ ١٧
Their example is that of one who kindled a fire, but when it illuminated what was around him, Allāh took away their light and left them in darkness [so] they could not see.
2:18
صُمُّۢ بُكۡمٌ عُمۡيٞ فَهُمۡ لَا يَرۡجِعُونَ ١٨
Deaf, dumb and blind - so they will not return [to the right path].
2:19
أَوۡ كَصَيِّبٖ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَٰتٞ وَرَعۡدٞ وَبَرۡقٞ يَجۡعَلُونَ أَصَٰبِعَهُمۡ فِيٓ ءَاذَانِهِم مِّنَ ٱلصَّوَٰعِقِ حَذَرَ ٱلۡمَوۡتِۚ وَٱللَّهُ مُحِيطُۢ بِٱلۡكَٰفِرِينَ ١٩
Or [it is] like a rainstorm from the sky within which is darkness, thunder and lightning. They put their fingers in their ears against the thunderclaps in dread of death. But Allāh is encompassing1 of the disbelievers.
1 translator’s note
- Allāh states in the Qur’ān that He has certain attributes such as hearing, sight, hands, face, mercy, anger, coming, encompassing, being above the Throne, etc. Yet, He has disassociated Himself from the limitations of human attributes or human imagination. Correct Islāmic belief requires faith in the existence of these attributes as Allāh has described them without applying to them any allegorical meanings or attempting to explain how a certain quality could be (while this is known only to Allāh) and without comparing them to creation or denying that He (subḥānahu wa taʿālā) would have such a quality. His attributes are befitting to Him alone, and "There is nothing like unto Him." (42:11) ↩
2:20
يَكَادُ ٱلۡبَرۡقُ يَخۡطَفُ أَبۡصَٰرَهُمۡۖ كُلَّمَآ أَضَآءَ لَهُم مَّشَوۡاْ فِيهِ وَإِذَآ أَظۡلَمَ عَلَيۡهِمۡ قَامُواْۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمۡعِهِمۡ وَأَبۡصَٰرِهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ٢٠
The lightning almost snatches away their sight. Every time it lights [the way] for them, they walk therein; but when darkness comes over them, they stand [still]. And if Allāh had willed, He could have taken away their hearing and their sight. Indeed, Allāh is over all things competent.
2:21
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ ٢١
O mankind, worship your Lord, who created you and those before you, that you may become righteous -
2:22
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فِرَٰشٗا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءٗ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَأَخۡرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزۡقٗا لَّكُمۡۖ فَلَا تَجۡعَلُواْ لِلَّهِ أَندَادٗا وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ٢٢
[He] who made for you the earth a bed [spread out] and the sky a ceiling and sent down from the sky, rain and brought forth thereby fruits as provision for you. So do not attribute to Allāh equals while you know [that there is nothing similar to Him].
2:23
وَإِن كُنتُمۡ فِي رَيۡبٖ مِّمَّا نَزَّلۡنَا عَلَىٰ عَبۡدِنَا فَأۡتُواْ بِسُورَةٖ مِّن مِّثۡلِهِۦ وَٱدۡعُواْ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٢٣
And if you are in doubt about what We have sent down [i.e., the Qur’ān] upon Our Servant [i.e., Prophet Muḥammad (ﷺ)], then produce a sūrah the like thereof and call upon your witnesses [i.e., supporters] other than Allāh, if you should be truthful.
2:24
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ وَلَن تَفۡعَلُواْ فَٱتَّقُواْ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلۡحِجَارَةُۖ أُعِدَّتۡ لِلۡكَٰفِرِينَ ٢٤
But if you do not - and you will never be able to - then fear the Fire, whose fuel is people and stones, prepared for the disbelievers.