Al-Baqarah 2:258
The Cow · Juz 3 · Page 43
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِي حَآجَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ فِي رَبِّهِۦٓ أَنۡ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ إِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّيَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحۡيِۦ وَأُمِيتُۖ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأۡتِي بِٱلشَّمۡسِ مِنَ ٱلۡمَشۡرِقِ فَأۡتِ بِهَا مِنَ ٱلۡمَغۡرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِي كَفَرَۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٥٨
Have you not considered the one who argued with Abraham about his Lord [merely] because Allāh had given him kingship? When Abraham said, "My Lord is the one who gives life and causes death," he said, "I give life and cause death." Abraham said, "Indeed, Allāh brings up the sun from the east, so bring it up from the west." So the disbeliever was overwhelmed [by astonishment], and Allāh does not guide the wrongdoing people.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 2:258
258- Allah kendisine hükümdarlık verdi diye Rabbi hakkında İbrahim ile mücalede edeni görmedin mi? Hani İbrahim:“Benim Rabbim dirilten ve öldürendir” deyince O: “Ben de diriltir ve öldürürüm” demişti. İbrahim:“Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir (bakalım)” deyince o kâfir şaşırıp kalmıştı. Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.
258. Yüce Allah geçmiş ümmetlerin ve peygamberlerin haberlerinden kendisi vasıtası ile gerçeklerin açıkça ortaya çıktığı ve tevhide dair çeşitli kesin delillerin ortaya konulduğu bir kısmını bize anlatmaktadır. Yüce Allah dostu İbrahim aleyhisselam’ın, zorba hükümdar ile olan tartışmasını bize haber vermektedir. Söz konusu bu zorba hükümdar, Babilli Nemrut’tu. O, Allah’ın varlığını kabul etmeyen, alemlerin Rabbini inkâr eden ateist bir kimse idi. O, herhangi bir şüphe ve hiçbir tereddüt bulunmayan, herhangi bir izahı gerektirmeyen bir hususta İbrahim’le tartışıp ona karşı delil getirmeye kalkışmıştı. Söz konusu bu husus ise Yüce tevhid ve Allah’ın rububiyetidir ki bu, en açık ve en belirgin hakikattir. Ancak bu zorba, hükümranlığına aldanmış ve hükümranlığı onu azdırmıştı. Öyle ki sonunda Allah’ın varlığını inkâr edecek hale gelmişti. Bu nedenle de Allah’ın Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem dışında hiçbir peygambere vermediği ilim ve yakîni ihsan etmiş olduğu büyük peygamber İbrahim aleyhisselam ile tartışmaya kalkışmıştı. İbrahim onunla tartışması esnasında:“Benim Rabbim dirilten ve öldürendir” demişti; yani bütün mahlukatı tek başına yaratan, idare eden, hayat veren ve öldüren O’dur. İbrahim bu konuda en açık delil olan öldürme ve diriltmeyi söz konusu etmişti. Ancak o zorba kişi, iftira yoluna saparak:“Ben de diriltir ve öldürürüm” demişti. Bununla “Ben de öldürmek istediğimi öldürürür, hayatta bırakmak istediğimi de hayatta bırakırım” demek istemişti. Bunun ise bir gerçeği saptırma ve bir kelime oyunu olduğu, asıl maksattan yan çizmek olduğu bilinen bir husustur. Çünkü İbrahim’in asıl maksadı hayatı yokken tek başına var eden ve ölülere hayat verenin de ecelleri gelince insanları da diğer canlıları da birtakım sebeplere bağlı olsun olmasın öldürenin de Allah olduğudur. İbrahim onun gerçekleri saptırdığını ve bazı kıt akıllı kimselerce kabul edilmesi muhtemel olan gerekçeler ileri sürdüğünü görünce; eğer iddia ettiği gibi ise onu şu sözünü doğrulamakla karşı karşıya bırakarak şöyle dedi:“Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir.” Bunun üzerine “o kâfir şaşırıp kaldı.” Kalakalmış, ileri sürecek bir delili kalmamış ve uyandırdığı şüphe çürüyüp gitmişti. İbrahim’in burada yaptığı, bir delili bırakıp bir başka delil sunmak değildir. Aksine o, Nemrud’u eğer iddiasında doğru ise bu iddiasını delillendirmeyi sürdürmesini isteyerek susturmak istemişti. İbrahim böylelikle saptırma, yan çizme ve yalan propagandaya kabil olmayan bir delil ile karşısına çıkmıştı. Nakli, akli ve fıtri bütün deliller, Allah’ın vahdaniyetine şahittir, O’nun tek başına yaratıcı ve yönetici olduğunu ortaya koymaktadır. Bu niteliğe sahip olan ise tek başına ibadete layıktır. O’ndan başka kimse buna layık olamaz. Bütün peygamberler bu büyük esası ittifakla bildirmişlerdir. Hakkı bile bile kabul etmeyen bu inatçı zorba gibi olanlardan başkası bu gerçeği inkâr etmez. İşte bu, tevhidin delilleri arasındadır. Daha sonra Yüce Allah kudret, öldükten sonra diriltme ve amellerin karşılıklarını verme sıfatlarına dair delilleri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
Page 43
2:257
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخۡرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِۗ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٢٥٧
Allāh is the Ally1 of those who believe. He brings them out from darknesses into the light. And those who disbelieve - their allies are ṭāghūt. They take them out of the light into darknesses.2 Those are the companions of the Fire; they will abide eternally therein.
2:258
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِي حَآجَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ فِي رَبِّهِۦٓ أَنۡ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ إِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّيَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحۡيِۦ وَأُمِيتُۖ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأۡتِي بِٱلشَّمۡسِ مِنَ ٱلۡمَشۡرِقِ فَأۡتِ بِهَا مِنَ ٱلۡمَغۡرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِي كَفَرَۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٥٨
Have you not considered the one who argued with Abraham about his Lord [merely] because Allāh had given him kingship? When Abraham said, "My Lord is the one who gives life and causes death," he said, "I give life and cause death." Abraham said, "Indeed, Allāh brings up the sun from the east, so bring it up from the west." So the disbeliever was overwhelmed [by astonishment], and Allāh does not guide the wrongdoing people.
2:259
أَوۡ كَٱلَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرۡيَةٖ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحۡيِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِاْئَةَ عَامٖ ثُمَّ بَعَثَهُۥۖ قَالَ كَمۡ لَبِثۡتَۖ قَالَ لَبِثۡتُ يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمٖۖ قَالَ بَل لَّبِثۡتَ مِاْئَةَ عَامٖ فَٱنظُرۡ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمۡ يَتَسَنَّهۡۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجۡعَلَكَ ءَايَةٗ لِّلنَّاسِۖ وَٱنظُرۡ إِلَى ٱلۡعِظَامِ كَيۡفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكۡسُوهَا لَحۡمٗاۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعۡلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ٢٥٩
Or [consider such an example] as the one who passed by a township which had fallen into ruin. He said, "How will Allāh bring this to life after its death?" So Allāh caused him to die for a hundred years; then He revived him. He said, "How long have you remained?" He [the man] said, "I have remained a day or part of a day." He said, "Rather, you have remained one hundred years. Look at your food and your drink; it has not changed with time. And look at your donkey; and We will make you a sign for the people. And look at the bones [of this donkey] - how We raise them and then We cover them with flesh." And when it became clear to him, he said, "I know that Allāh is over all things competent."