Taha 20:135
Ta-Ha · Juz 16 · Page 321
قُلۡ كُلّٞ مُّتَرَبِّصٞ فَتَرَبَّصُواْۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ أَصۡحَٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِيِّ وَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ ١٣٥
Say, "Each [of us] is waiting;1 so wait. For you will know who are the companions of the sound path and who is guided."
1 translator’s note
- For the outcome of this matter. ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 20:133–135
133- Dediler ki:“O, Rabbinden bize bir mucize getirmeli değil miydi?” Daha önceki sahifelerde bulunanların apaçık delili (olan Kur'ân) onlara gelmedi mi? 134- Eğer biz onları ondan önce bir azap ile helâk etmiş olsaydık elbette şöyle diyeceklerdi:“Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de hakir ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık.” 135- De ki:“Her birimiz gözetliyoruz, siz de gözetleyin. Zira dosdoğru yolun sahiplerinin kim olduğunu da hidayette olanların kim olduğunu da bileceksiniz.”
133. Yani yalanlayıcılar, Allah Rasûlü için: O, Rabbinden bize bir âyet getirmeli değil miydi? dediler. Onlar bu sözleriyle kendilerinin teklif ettikleri mucizeleri kastediyorlardı. Şu buyruklarda dile getirildiği gibi:“Dediler ki: Bize yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız. Yahut senin hurmalıklardan ve asmalardan bir bahçen olmalı ve aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. Ya da iddia ettiğin gibi gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmelisin veya Allah’ı ve melekleri topluca karşımıza getirmelisin.”(el-İsrâ, 17/90-92) Bu ise onların işi kasten yokuşa sürmelerinin, inatlaşmalarının ve zulme sapmalarının bir sonucudur. Çünkü onlar da Peygamber de Allah’ın kulları olan bir beşerdirler. O bakımdan kendilerinin arzu ve heveslerine göre birtakım mucizeler teklif etmeleri hadleri değildir. Çünkü bunları indiren, bunlardan hikmetine göre dilediğini seçip tercih eden Yüce Allah’tır. Onların:“Rabbinden bize bir mucize getirmeli değil miydi?” sözü Peygamber’in, doğruluğuna delil teşkil edecek bir mucize ve hak olduğuna dair hiçbir delil getirmemiş olması anlamını içermektedir ki bu bir yalan ve iftiradır. Zira o, göz kamaştırıcı pek çok mucize ve pek çok âyet getirmiştir ki bunların bir bölümü dahi istenen maksadı gerçekleştirmeye yeterlidir. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır:“Daha önceki sahifelerde bulunanların apaçık delili (olan Kur'ân) onlara gelmedi mi ki?” Yani onlar doğru söz söyleyen kimseler olup gerçekten hakkı delili ile birlikte görmek isteyen kimseler iseler işte onlara Tevrat, İncil ve diğer kitaplardan ibaret olan önceki sahifelerde bulunanları tasdik eden, onlara uygun ve onların haber verdiği şeyleri haber veren bu Kur’an-ı Kerim gelmiştir. Üstelik o kitaplarda bu Kur’an-ı Kerim zikredilmiş ve bu Rasûl müjdelemiştir. Bu âyet-i kerime Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır:“Sana indirdiğimiz ve kendilerine okunup duran bu Kitap onlara yetmedi mi? Şüphe yok ki bunda iman eden bir topluluk için bir rahmet ve öğüt vardır.”(el-Ankebût, 29/51) Esasen âyetler ve mucizeler, mü’minlere fayda sağlar ve onlarla mü’minlerin imanları ve yakinleri daha da artar. Onlardan yüz çeviren ve onlara karşı çıkanlar ise bunlara iman etmezler ve onlardan gereği gibi yararlanmazlar:“Doğrusu üzerlerine Rabbinin sözü hak olmuş bulunanlar, onlara her türlü âyet/mucize gelse bile acıklı azabı görene kadar iman etmezler.”(Yunus, 10/96-97)
134. Bu ayet ve delillerin onlara gösterilmesi ve bu yolla onların muhatap alınması ise onlara karşı Allah’ın delilinin ortaya konulması ve üzerlerine azap ineceği vakit şöyle dememeleri içindir:“Rabbimiz bize bir peygamber gönderseydin de” bu ceza ile “hakir ve rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık.” İşte size benim rasûlüm, beraberinde âyetlerim ve kesin belgelerim bulunduğu halde gelmiş bulunuyor. Eğer gerçekten söylediğiniz gibiyseniz haydi onu tasdik ediniz.
135. Ey Muhammed, senin hakkında: Zamanın başına getireceği musibetleri bekleyin, diyen ve seni yalanlayan kimselere “De ki: Her birimiz gözetliyoruz.” Siz benim ölmemi bekleyin, ben de sizin başınıza gelecek olan azabı beklemekteyim. “De ki: Başımıza iki güzel şeyin birinden” zafer veya şehadetten “başkasının gelmesini mi bekliyorsunuz? Halbuki biz, Allah’ın size kendi katından yahut bizim ellerimizle bir azap getirmesini bekliyoruz.”(et-Tevbe, 9/52)“Siz de gözetleyin. Zira dosdoğru yolun sahiplerinin kim olduğunu da” o dosdoğru yolu izlemek suretiyle “hidayette olanların kim olduğunu da” ben miyim, siz misiniz “bileceksiniz.” İşte o dosdoğru yolu izleyen, asıl umduğuna kavuşacak olandır, doğru yol üzerinde bulunandır, kurtuluşa erecek olandır. O yoldan sapan kimse ise hüsrandadır, ziyandadır, azap görecektir. Elbette ki Allah Rasûlünün bu halde olduğu, düşmanlarının ise aksi durumda olduğu bilinen bir husustur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
***
Page 321
20:126
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتۡكَ ءَايَٰتُنَا فَنَسِيتَهَاۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمَ تُنسَىٰ ١٢٦
[Allāh] will say, "Thus did Our signs come to you, and you forgot [i.e., disregarded] them; and thus will you this Day be forgotten."
20:127
وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَنۡ أَسۡرَفَ وَلَمۡ يُؤۡمِنۢ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦۚ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبۡقَىٰٓ ١٢٧
And thus do We recompense he who transgressed and did not believe in the signs of his Lord. And the punishment of the Hereafter is more severe and more enduring.1
1 translator’s note
- Than that of this world. ↩
20:128
أَفَلَمۡ يَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ يَمۡشُونَ فِي مَسَٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ ١٢٨
Then, has it not become clear to them how many generations We destroyed before them as they walk among their dwellings? Indeed in that are signs for those of intelligence.
20:129
وَلَوۡلَا كَلِمَةٞ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامٗا وَأَجَلٞ مُّسَمّٗى ١٢٩
And if not for a word1 that preceded from your Lord, it [i.e., punishment] would have been an obligation [due immediately],2 and [if not for] a specified term [decreed].
20:130
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ غُرُوبِهَاۖ وَمِنۡ ءَانَآيِٕ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡ وَأَطۡرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرۡضَىٰ ١٣٠
So be patient over what they say and exalt [Allāh] with praise of your Lord before the rising of the sun and before its setting; and during periods of the night [exalt Him] and at the ends of the day, that you may be satisfied.
20:131
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجٗا مِّنۡهُمۡ زَهۡرَةَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا لِنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَرِزۡقُ رَبِّكَ خَيۡرٞ وَأَبۡقَىٰ ١٣١
And do not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [some] categories of them, [its being but] the splendor of worldly life by which We test them. And the provision of your Lord is better and more enduring.
20:132
وَأۡمُرۡ أَهۡلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصۡطَبِرۡ عَلَيۡهَاۖ لَا نَسۡـَٔلُكَ رِزۡقٗاۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُكَۗ وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلتَّقۡوَىٰ ١٣٢
And enjoin prayer upon your family [and people] and be steadfast therein. We ask you not for provision; We provide for you, and the [best] outcome is for [those of] righteousness.
20:133
وَقَالُواْ لَوۡلَا يَأۡتِينَا بِـَٔايَةٖ مِّن رَّبِّهِۦٓۚ أَوَلَمۡ تَأۡتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِي ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ ١٣٣
And they say, "Why does he not bring us a sign from his Lord?" Has there not come to them evidence of what was in the former scriptures?1
1 translator’s note
- Is not the Qur’ān an adequate proof of Muḥammad's prophethood and sufficient as a lasting miracle? ↩
20:134
وَلَوۡ أَنَّآ أَهۡلَكۡنَٰهُم بِعَذَابٖ مِّن قَبۡلِهِۦ لَقَالُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولٗا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ مِن قَبۡلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخۡزَىٰ ١٣٤
And if We had destroyed them with a punishment before him,1 they would have said, "Our Lord, why did You not send to us a messenger so we could have followed Your verses [i.e., teachings] before we were humiliated and disgraced?"
1 translator’s note
- Prophet Muḥammad (ﷺ). Also interpreted as "before it," i.e., the Qur’ān. ↩
20:135
قُلۡ كُلّٞ مُّتَرَبِّصٞ فَتَرَبَّصُواْۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ أَصۡحَٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِيِّ وَمَنِ ٱهۡتَدَىٰ ١٣٥
Say, "Each [of us] is waiting;1 so wait. For you will know who are the companions of the sound path and who is guided."
1 translator’s note
- For the outcome of this matter. ↩