Taha 20:41
Ta-Ha · Juz 16 · Page 314
وَٱصۡطَنَعۡتُكَ لِنَفۡسِي ٤١
And I produced you for Myself.1
1 translator’s note
- Allāh had already selected Moses and made him strong in body and character according to the requirements of his mission. ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 20:37–41
37- “Andolsun ki sana başka bir sefer de lütufta bulunmuştuk.” 38- “O vakit annene şunları ilham etmiştik:…” 39- “Onu sandığın içine koy ve nehre bırak. Nehir onu sahile atacak ve hem benim düşmanım hem de onun düşmanı (olan Firavun) onu alacak. Gözümün önünde yetiştirilesin diye de üzerine tarafımdan bir sevgi/sevimlilik koydum.” 40- “O vakit kız kardeşin de (senin peşinden) gidip: “Ona bakacak birini size göstereyim mi?” demişti. Böylece gözleri aydın olsun da üzülmesin diye seni annene kavuşturmuştuk. Ayrıca sen (yanlışlıkla) birini öldürmüştün de seni onun sıkıntısından kurtarmış ve seni daha başka imtihanlarla da denemiştik. Ardından Medyen halkı arasında senelerce kaldın. Sonra da bir takdir gereği (buraya) geldin, ey Mûsâ!” 41- “Seni kendim için seçtim.”
37-38. Yüce Allah, kulu ve rasûlü İmrân oğlu Mûsâ’ya din, vahiy, risalet ve dileklerini kabul etmek suretiyle ihsan ettiği lütuflarını söz konusu ettikten sonra onun yetişmesi ve hayatının çeşitli aşamalarındaki nimetlerini de zikrederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki sana başka bir sefer de” henüz süt emdiğin yaşlarda iken Firavun’dan korkan annene, seni sandığa koymasını ilham ettiğimizde de “lütufta bulunmuştuk.” Zira Firavun İsrailoğullarının çocuklarının boğazlanmasını emretmişti. Annesi de onu saklamış ve boğazlanacağından çok korkmuştu. Daha sonra onu sandığa bırakmış, bu sandığı da Mısır’daki Nil nehrine atmıştı. Yüce Allah, suya o sandığı kıyıya bırakmasını emretmişti. Allah’ın ve Mûsâ’nın en ileri derecedeki düşmanının onu almasını ve onun çocukları arasında beslenip büyümesini takdir edip şartlarını hazırlamıştı. 39. Ayrıca onu görenin gözdesi olmasını da sağlamıştı. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Üzerine tarafımdan bir sevgi/sevimlilik koydum.” O nedenle onu gören herkes mutlaka severdi. “Gözümün önünde yetiştirilesin diye…” Yani benim nezaretim, korumam ve himayem altında terbiye edilip büyütülesin diye. Son derece şefkat ve merhamet sahibi, kulunun menfaatlerini gerçekleştirmeye ve ona gelecek her türlü zararı def etmeye kadir olanın himayesinden daha üstün bir himaye ve daha mükemmel bir gözetim olabilir mi? Mûsâ, bir halden başka bir hale geçti mi mutlaka Yüce Allah, bu hali onun menfaatine yönlendirirmiştir. Yüce Allah’ın Mûsâ’nın işlerini, onun faydasına yönlendirmesinin güzel örneklerinden birisi de şudur:
40. Mûsâ, düşmanının eline düşünce annesi son derece endişelendi. Yüreği onun tasasıyla dolu halde sabahı etti. Eğer Yüce Allah, ona sebat verip de kalbini pekiştirmemiş olsaydı mutlaka onun durumunu bildiriverecekti. İşte böyle bir durumda Yüce Allah, Mûsâ’ya hiçbir sütanneyi kabul ettirmedi. Hiçbir kadının memesini asla kabul etmiyordu. Bu sonunda annesine dönsün, annesi de onu emzirsin, annesinin yanında kalsın, böylelikle annesin gözü aydın olsun, huzur ve sükûn bulsun diyeydi. Onun için Mûsâ’ya süt anneler getiriliyor, fakat o hiçbirisinin memesini kabul etmiyordu. Bunun üzerine Mûsâ’nın kızkardeşi gelip onlara şöyle demişti:“Sizin için hem ona bakacak, hem de iyi davranacak bir aile göstereyim mi?”(el-Kasas 28/12)“Böylece gözleri aydın olsun da üzülmesin diye seni annene kavuşturmuştuk.”“Ayrıca sen (yanlışlıkla) birini öldürmüştün” Bu, Mûsâ’nın, halkının bir şeyden habersiz olduğu bir sırada şehre geldiği sırada olmuştı. O, birisi kendi kavminden, diğeri ise kıpti düşmanlarından olan iki kişinin kavga etmekte olduğunu görmüş ve bu sırada onu kazara öldürmüştü:“Kavminden olan kişi, düşmanından olana karşı kendisinden yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk attı ve onu öldürdü.”(el-Kasas, 28/15) Bunun üzerine Mûsâ, Yüce Allah’a dua edip mağfiret dilemişti. Allah da onu bağışlamıştı. Sonra Mûsâ, ileri gelenlerin onu öldürmek maksadı ile yakalamak istediklerini haber alınca onlardan kaçmıştı. “seni onun sıkıntısından” o günahın cezasından ve öldürülmekten “kurtarmış ve seni daha başka imtihanlarla da denemiştik.” Seni sınadık, imtihan ettik ve bütün hallerinde dosdoğru biri olduğunu ortaya çıkardık. Yahut da sen şu ulaştığın hale gelinceye kadar seni halden hale, aşamadan aşamaya aktarıp durduk. “Ardından Medyen halkı arasında senelerce kaldın” Mûsâ, kendisini öldürmek isteyen Firavun’dan ve ileri gelenlerinden kaçınca Medyen’e doğru yola çıktı, oraya vardı. Orada evlendi ve orada sekiz ya da on yıl kaldı. “Sonra da bir takdir gereği (buraya) geldin, ey Mûsâ!” Senin bu gelişin maksatsız, bizim idaremiz dışında rastgele bir geliş değildir. Aksine bu, bizim kaderimiz ve lütfumuz iledir. Bu, Yüce Allah’ın, kelîmi Mûsâ aleyhisselam’a ne kadar mükemmel derecede önem verdiğinin delilidir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
41. “Seni kendim için seçtim.” Bu yaptıklarımı senin için yaptım, nimetlerimi ve güzel bağışlarımı sana ihsan ettim. Tâ ki benim çok sevdiğim has bir kulum olasın, bu hususta oldukça nadir insanlar dışında hiç kimsenin nail olamayacağı bir konuma yükselesin. Seven kimse, yaratılmışlar içinden sevdiğini ortaya çıkarmak ve onu ulaşabileceği en yüksek kemale ulaştırmak isterse bunun için bütün gayretini ortaya koyar ve imkanlarının son noktasına kadar çalışıp çabalar. Peki, her şeye kadir ve keremi sonsuz Rabbin yarattıkları arasından kendisi için seçtiği kimseye bu maksatla yapaca lütuf ve ihsanlarını tasavvur etmek mümkün müdür?
Page 314
20:38
إِذۡ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ ٣٨
When We inspired to your mother what We inspired,
20:39
أَنِ ٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلتَّابُوتِ فَٱقۡذِفِيهِ فِي ٱلۡيَمِّ فَلۡيُلۡقِهِ ٱلۡيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأۡخُذۡهُ عَدُوّٞ لِّي وَعَدُوّٞ لَّهُۥۚ وَأَلۡقَيۡتُ عَلَيۡكَ مَحَبَّةٗ مِّنِّي وَلِتُصۡنَعَ عَلَىٰ عَيۡنِيٓ ٣٩
[Saying], 'Cast him into the chest and cast it into the river, and the river will throw it onto the bank; there will take him an enemy to Me and an enemy to him.' And I bestowed upon you love from Me1 that you would be brought up under My eye [i.e., observation and care].
1 translator’s note
- Allāh put love of Moses into the hearts of the people. ↩
20:40
إِذۡ تَمۡشِيٓ أُخۡتُكَ فَتَقُولُ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ مَن يَكۡفُلُهُۥۖ فَرَجَعۡنَٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَۚ وَقَتَلۡتَ نَفۡسٗا فَنَجَّيۡنَٰكَ مِنَ ٱلۡغَمِّ وَفَتَنَّٰكَ فُتُونٗاۚ فَلَبِثۡتَ سِنِينَ فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ ثُمَّ جِئۡتَ عَلَىٰ قَدَرٖ يَٰمُوسَىٰ ٤٠
[And We favored you] when your sister went and said, 'Shall I direct you to someone who will be responsible for him?' So We restored you to your mother that she might be content and not grieve. And you killed someone,1 but We saved you from retaliation and tried you with a [severe] trial. And you remained [some] years among the people of Madyan. Then you came [here] at the decreed time, O Moses.
1 translator’s note
- The Copt who died after being struck by Moses. ↩
20:41
وَٱصۡطَنَعۡتُكَ لِنَفۡسِي ٤١
And I produced you for Myself.1
1 translator’s note
- Allāh had already selected Moses and made him strong in body and character according to the requirements of his mission. ↩
20:42
ٱذۡهَبۡ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكۡرِي ٤٢
Go, you and your brother, with My signs and do not slacken in My remembrance.
20:43
ٱذۡهَبَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ٤٣
Go, both of you, to Pharaoh. Indeed, he has transgressed.
20:44
فَقُولَا لَهُۥ قَوۡلٗا لَّيِّنٗا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوۡ يَخۡشَىٰ ٤٤
And speak to him with gentle speech that perhaps he may be reminded or fear [Allāh]."
20:45
قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفۡرُطَ عَلَيۡنَآ أَوۡ أَن يَطۡغَىٰ ٤٥
They said, "Our Lord, indeed we are afraid that he will hasten [punishment] against us or that he will transgress."
20:46
قَالَ لَا تَخَافَآۖ إِنَّنِي مَعَكُمَآ أَسۡمَعُ وَأَرَىٰ ٤٦
[Allāh] said, "Fear not. Indeed, I am with you both; I hear and I see.
20:47
فَأۡتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبۡهُمۡۖ قَدۡ جِئۡنَٰكَ بِـَٔايَةٖ مِّن رَّبِّكَۖ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلۡهُدَىٰٓ ٤٧
So go to him and say, 'Indeed, we are messengers of your Lord, so send with us the Children of Israel and do not torment them. We have come to you with a sign from your Lord. And peace1 will be upon he who follows the guidance.
1 translator’s note
- i.e., safety and security from Allāh's punishment. ↩
20:48
إِنَّا قَدۡ أُوحِيَ إِلَيۡنَآ أَنَّ ٱلۡعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ٤٨
Indeed, it has been revealed to us that the punishment will be upon whoever denies and turns away.'"
20:49
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَٰمُوسَىٰ ٤٩
[Pharaoh] said, "So who is the Lord of you two, O Moses?"
20:50
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِيٓ أَعۡطَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ خَلۡقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ ٥٠
He said, "Our Lord is He who gave each thing its form and then guided [it]."
20:51
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلۡقُرُونِ ٱلۡأُولَىٰ ٥١
[Pharaoh] said, "Then what is the case of the former generations?"