Al-AnbyaJuz 17 · Page 325

Al-Anbya 21:41

The Prophets · Juz 17 · Page 325

وَلَقَدِ ٱسۡتُهۡزِئَ بِرُسُلٖ مِّن قَبۡلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُواْ مِنۡهُم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٤١

And already were messengers ridiculed before you, but those who mocked them were enveloped by what they used to ridicule.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 21:36–41

36- Kâfirler, seni gördüklerinde:“Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” diyerek seni mutlaka alaya alırlar. Halbuki Rahman’ın zikrini inkâr eden (o nedenle alayı hak eden) kendileridir. 37- İnsan aceleden yaratılmıştır. Yakında size âyetlerimi göstereceğim. O nedenle Benden (azabı) acele istemeyin. 38- “Eğer doğru söylüyorsanız bu (azap) vaadi ne zamandır?” derler. 39- O kâfirler, ateşi yüzlerinden de sırtlarından da savamayacakları ve kendilerine yardım da edilmeyeceği zaman (başlarına gelecekleri) bir bilselerdi... 40- Bilakis o, onlara ansızın gelecek de onları şaşkına çevirecektir. Artık onu geri çevirmeye güçleri olmayacak ve onlara mühlet de verilmeyecektir. 41- Andolsun ki senden önceki peygamberle de alay edildi. Ama o alay edenleri, alay ettikleri şey çepeçevre kuşattı.

36. Bu, onların aşırı derecedeki küfürlerinin bir sonucudur. Müşrikler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüklerinde onunla alay eder ve:“Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” derlerdi. Yani kendi kanaatlerine göre bu sıradan kişi mi sizin ilâhlarınıza sövüyor, onları yeriyor, onlara dil uzatıyor? Yani onun böyle yapmasına aldırmayın. Böyle yaptığı için de kendi aranızda ayrılığa düşmeyin. Aslında onlar, Peygamberin kemâlini küçük görüyor ve alaya alıyorlardı. Çünkü o, en kâmil, en üstün şahsiyetti. Onun fazilet ve üstün ahlâki değerlerinin birisi de ibadetini yalnız Allah’a ihlâsla yapması, Allah’ın dışında kendisine ibadet edilen her bir varlığı yermesi, onu küçük görmesidir. Onun gerçek yerinin ve konumunun ne olduğunu ortaya koymasıdır. Bu yüzden asıl küçümsenip alay edilmesi gerekenler, şu her türlü kötü huyu şahıslarında toplamış olan kâfirlerdir. Eğer onların yüce Rabbe kâfir olup peygamberlerini inkâr etmenin dışında hiçbir kötü yanları bulunmasaydı bile yine bundan dolayı yaratılmışların en değersizleri ve en aşağılıkları olurlardı. Bununla beraber onların en iyi halleri olan Rahmanı anışları bile aslında onu inkârdır. Zira onlar, ancak şirk koşarak O’nun adını anar ve O’na şirkle karışık iman ederler. Dolayısıyla O’nu anışları bile bir küfür ve şirktir. Peki, ya bunun dışındaki halleri ne olur? Bundan dolayı Yüce Allah:“Halbuki Rahman’ın zikrini inkâr eden (o nedenle alayı hak eden) kendileridir” buyurmaktadır. Burada Yüce Allah’ın “Rahman” adının zikredilmesi, onların hallerinin ne kadar çirkin olduğunu açıklamak içindir. Yani onlara bunca nimetleri ihsan eden, onlardan pe kçok musibeti defeden, kulların sahip olduğu ne kadar nimet varsa hepsi kendisinin lütuf ve ihsanı olan, kötülükleri Ondan başka önleyici bulunmayan o Rahman’a onlar, küfür ve şirk ile karşılık vermişler ve böylece çok çirkin bir hale düşmüşlerdir.

37. “İnsan, aceleden yaratılmıştır.” Yani insan çok aceleci olarak yaratılmıştır. O, işlerin çabucak meydana gelmesini ister. Mü’minler kâfirlerin cezasının çabucak gelmesini isterler ve bu cezanın geciktiğini zannederler. Kâfirler ise yüz çevirirler, yalanlama ve inat maksadı ile de azabın acele gelmesini isterler:“Eğer doğru söyleyenler iseniz bu tehdidiniz ne zaman gerçekleşecek?”(el-Mülk, 67/25) derler. Halbuki Yüce Allah, mühlet verse de ihmal etmez. Ayrıca onlar için belli bir vade tayin etmiştir:“O ecelleri gelince ne bir an geri bırakabilirler, ne de ileri alabilirler”(el-A’raf, 7/34) Bundan dolayı Yüce Allah: “Yakında size âyetlerimi” Beni inkâr eden ve Bana isyan eden kimselerden intikam alışımdaki delillerimi “göstereceğim. O nedenle Benden” bunu “acele istemeyin.”

38. İşte kâfirler bu şekilde “Eğer doğru söylüyorsanız bu (azap) vaadi ne zamandır?” demektedirler. Ki bu sözlerini aldanarak, gaflete kapılarak söylemişlerdir. Zira henüz azabın üzerlerine inmesi hak olmamış ve başlarına gelmemiştir.

39. “O kâfirler, ateşi yüzlerinden de sırtlarından da savamayacakları ve kendilerine yardım da edilmeyeceği” başkalarının kendilerine yardım edemeyeceği gibi kendileri de başkalarına yardım edemeyecek ve başkalarının yardımını alamayacakları o “zaman” karşı karşıya kalacakları feci hallerini “bir bilselerdi!” Zira o vakit azap onları her bir yandan kuşatmış olacak, dört bir taraftan sarmış olacaktır.

40. “Bilakis o” ateş “onlara ansızın gelecek” dehşet ve ileri derecedeki korkularından dolayı “onları şaşkına çevirecektir. Artık onu geri çevirmeye güçleri olmayacak” çünkü bunu yapamayacak kadar zelil ve zayıf olacaklar “ve onlara mühlet de verilmeyecektir.” Azapları ertelenmeyecektir. İşte onlar bu durumu gerçekten bilmiş olsalardı hiçbir vakit azabın çabucak gelmesini istemezler, aksine ondan aşırı derecede korkarlardı. Ancak böyle bir bilgiye sahip olmadıklarından dolayı bu sözlerini söylemişlerdir.

41. Şanı Yüce Allah onların:“Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” diyerek kendi Rasûlü ile alay ettiklerini söz konusu ettikten sonra önceki ümmetlerin de peygamberlerine karşı takınageldikleri tutumun bu olduğunu belirtip onu teselli etmek üzere şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki senden önceki peygamberle de alay edildi. Ama o alay edenleri, alay ettikleri şey” olan azap “çepeçevre kuşattı” başlarına indi. Artık onlar, bu azaptan kurtulacak hiçbir yol bulamadılar. İşte bunlar da önceki yalanlayanlara isabet eden böyle bir azabın kendilerine isabet etmesinden sakınsınlar.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 325

Al-AnbyaJuz 17 · Page 325

21:36

وَإِذَا رَءَاكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا ٱلَّذِي يَذۡكُرُ ءَالِهَتَكُمۡ وَهُم بِذِكۡرِ ٱلرَّحۡمَٰنِ هُمۡ كَٰفِرُونَ ٣٦

And when those who disbelieve see you, [O Muḥammad], they take you not except in ridicule, [saying], "Is this the one who mentions [i.e., insults] your gods?" And they are, at the mention of the Most Merciful, disbelievers.

21:37

خُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ مِنۡ عَجَلٖۚ سَأُوْرِيكُمۡ ءَايَٰتِي فَلَا تَسۡتَعۡجِلُونِ ٣٧

Man was created of haste [i.e., impatience]. I will show you My signs [i.e., vengeance], so do not impatiently urge Me.

21:38

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٣٨

And they say, "When is this promise, if you should be truthful?"

21:39

لَوۡ يَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ ٱلنَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمۡ وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ ٣٩

If those who disbelieved but knew the time when they will not avert the Fire from their faces or from their backs and they will not be aided...1

1 translator’s note
  1. The completion of the sentence is understood to be "...they would not be asking in disbelief and ridicule to be shown the punishment." ↩

21:40

بَلۡ تَأۡتِيهِم بَغۡتَةٗ فَتَبۡهَتُهُمۡ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ ٤٠

Rather, it will come to them unexpectedly and bewilder them, and they will not be able to repel it, nor will they be reprieved.

21:41

وَلَقَدِ ٱسۡتُهۡزِئَ بِرُسُلٖ مِّن قَبۡلِكَ فَحَاقَ بِٱلَّذِينَ سَخِرُواْ مِنۡهُم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٤١

And already were messengers ridiculed before you, but those who mocked them were enveloped by what they used to ridicule.

21:42

قُلۡ مَن يَكۡلَؤُكُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ مِنَ ٱلرَّحۡمَٰنِۚ بَلۡ هُمۡ عَن ذِكۡرِ رَبِّهِم مُّعۡرِضُونَ ٤٢

Say, "Who can protect you at night or by day from the Most Merciful?" But they are, from the remembrance of their Lord, turning away.

21:43

أَمۡ لَهُمۡ ءَالِهَةٞ تَمۡنَعُهُم مِّن دُونِنَاۚ لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَ أَنفُسِهِمۡ وَلَا هُم مِّنَّا يُصۡحَبُونَ ٤٣

Or do they have gods to defend them other than Us? They are unable [even] to help themselves, nor can they be protected from Us.

21:44

بَلۡ مَتَّعۡنَا هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمۡ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۗ أَفَلَا يَرَوۡنَ أَنَّا نَأۡتِي ٱلۡأَرۡضَ نَنقُصُهَا مِنۡ أَطۡرَافِهَآۚ أَفَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ ٤٤

But, [on the contrary], We have provided good things for these [disbelievers] and their fathers until life was prolonged for them. Then do they not see that We set upon the land, reducing it from its borders?1 Is it they who will overcome?

1 translator’s note
  1. See footnote to 13:41. ↩
As-Sa'diTafsir · 21:41

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском