Al-Mu'minun 23:9
The Believers · Juz 18 · Page 342
وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ٩
And they who carefully maintain their prayers -
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 23:1–11
1- Müminler gerçekten felâha ermiştir. 2- Onlar, namazlarında huşû’ içindedirler. 3- Onlar, boş (iş ve) sözlerden yüz çevirirler. 4- Onlar (mallarının da nefislerinin de) zekâtını verirler. 5- Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden) korurlar. 6- Ancak eşleri yahut sahip oldukları (cariyeler) hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı da kınanmazlar. 7- Artık her kim bunun ötesinde bir yol arasa, işte onlar sınırı aşanlardır. 8- Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. 9- Onlar, namazlarını muhafaza ederler. 10,11- İşte Firdevs’e varis olacak olan mirasçılar bunlardır ve onlar orada ebediyen kalacaklardır.
(Mekke’de inmiştir. 118 âyettir)
Bu buyruklarda Yüce Allah, mü’min kullarını söz konusu etmekte, felah ve saadetlerini dile getirmekte ve hangi vesilelerle bu noktaya geldiklerini belirtmektedir. Bu da zımnen onların sahip oldukları vasıflara yönelik bir teşvik ve özendirmedir. Ta ki kul, kendisini de başkasını da bu âyetlere göre tartsın, bu yolla hem kendisinin hem de başkasının sahip olduğu imanı, fazlalık ve eksiklik, çokluk ve azlık bakımından tespit edebilsin.
1. “Müminler gerçekten felâha ermiştir” Yani Allah’a iman edip peygamberleri tasdik eden müminler, bütün arzuladıkları şeyleri elde etmişler, mutluluğa ve başarıya ermişlerdir. Onların birtakım kamil sıfatları vardır ki bunlar şöyledir:
2. “Onlar, namazlarında huşû’ içindedirler.” Namazda huşû’; Yüce Allah’ın huzurunda kalbin şuurlu ve uyanık olması, O’na yakınlığın zihinde canlı tutulmasıdır. Böylelikle huşulu kulun kalbi sükûn bulur, nefsi huzura erer, gereksiz hareketleri son bulur, sağa sola bakmaz, Rabbinin huzurunda gereken edebi takınır. Namazında başından sonuna kadar söylediği ve yaptığı her şeyin farkında ve şuurunda olur. Bu yolla vesveseler ve kötü düşünceler ortadan kalkar. İşte namazın ruhu budur, namazdan maksat da budur. Kulun lehine namazından yazılan da bu kadarıdır. Huşûsu olmayan, kalbî şuuru bulunmayan bir namaz her ne kadar geçerli ve sevaplı olsa da, hiç şüphesiz gerçek sevap, kişinin namazından kalbiyle anladığı miktar kadardır.
3. “Onlar boş (iş ve)” hayrı, faydası olmayan “sözlerden yüz çevirirler.” Yani kendi kendilerini uzak tutar, bunları kendilerine yakıştırmazlar. “Boş (iş ve) sözlerle karşılaştıklarında onurlu bir şekilde geçer giderler.”(el-Furkan, 25/72) Boş sözlerden yüz çevirdikleri için haram şeylerden yüz çevirmeleri öncelikle söz konusudur. Kul, diline sahip olup onu hayrın dışında kullanmazsa, bütün işlerinin dizginlerini elinde tutmuş olur. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Muaz b. Cebel’e birtakım tavsiyelerde bulunduğunda şunları da söylemiştir:“Şimdi sana bütün bunların esasını bildireyim mi?” Ben: “Evet, ey Allah’ın Rasûlü” deyince dilini tutarak şöyle dedi: “Bunu tut, aleyhine çalışmasına engel ol.” O halde mü’minlerin övülmeye değer niteliklerinden biri, dillerini boş sözlerden ve haramlardan alıkoymalarıdır.
4. “Onlar (nefislerinin de mallarının da) zekâtını verirler.” Çeşitli türden mallarının zekâtını eksiksiz öderler. Nefislerini de kötü huylardan temizler, arındırırlar. Nefsin zekatı/arınması için terk edilmesi ve uzak durulması gereken şeylerden uzaklaşırlar. Namazda huşû’ sahibi olmak suretiyle yaratıcılarına güzelce ibadet ettikleri gibi zekâtı edâ etmek sureti ile de yaratılmışlara iyilikte bulunurlar.
5-6. “Onlar, mahrem yerlerini (haram ilişkiden)” zinadan “korurlar.” Harama bakmak, dokunmak ve buna benzer zinaya davet eden şeylerden uzak kalmak da mahrem yerlerini korumanın tamamlayıcı unsurlarındandır. İşte müminler, mahrem yerlerini herkese karşı haramdan korurlar “Ancak eşleri yahut sahip oldukları” cariyeler “hariç. (Onlarla ilişki kurarlar ve) bundan dolayı” onlara yaklaşmaktan ötürü “kınanmazlar.” Zira Yüce Allah eşleri ve cariyeleri onlara helâl kılmıştır.
7. “Artık her kim bunun ötesinde bir yol arasa” eş ve cariyeden başkasını isterse “işte onlar sınırı aşanlardır.” Allah’ın helâl kıldığı sınırları aşarak harama giren, Allah’ın haram kıldığı şeyleri işleme cesaretini gösterenlerdir. Bu âyet-i kerimenin genel ifadesi, mut’a nikâhının haram olduğuna delildir. Çünkü mut’a nikâhı ile nikâhlanan kadın, ne eş olarak kalması maksadı ile nikâhlanılan gerçek bir zevcedir ne de bir cariyedir. Aynı şekilde bu ayet, üç talak ile boşanmış kadının kocasına helâl olması maksadı ile yapılan anlaşmalı nikâhların da (hulle nikâhı) haram olduğunu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın “sahip oldukları” buyruğu, cariyenin helâl olabilmesi için bütünü ile kişinin mülkiyetinde olmasının şart olduğuna delildir. Eğer o cariyenin sadece bir kısmı kendisinin mülkiyeti ise ona helâl olmaz. Çünkü o cariye, onun sahip olduklarından sayılmaz. Aksine o, hem kendisinin hem başkasının mülkiyeti altındadır. Hür bir kadın ile iki kocanın ortaklaşa evlenmeleri caiz olmadığı gibi sahip olunan bir cariyeden istifade etmekte de birden fazla kişinin ortaklığı caiz değildir.
8. “Onlar emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler.” Gereğini yerine getirir ve onları korurlar. Emanetlerin gerektirdiği sorumlulukları ifaya özel dikkat gösterirler. Bu, hem Yüce Allah’ın hakkı olan hem de kulların hakkı olan bütün emanetler hakkında umumidir. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onu yüklenmek istemediler. Bundan endişeye düştüler. Ama insan onu yüklendi.”(el-Ahzab, 33/72) Yüce Allah’ın kullarına farz kıldığı bütün yükümlülükler, kulun nezdinde bir emanettir ve kul, bunların gereklerini tam anlamıyla yerine getirip onları muhafaza etmekle yükümlüdür. Bunun kapsamına insanlara ait emanetler de girmektedir. Emanet olarak bırakılan mallar, sırlar vb. şeyler böyledir. Kulun her iki emre de riâyet edip her iki tür emaneti koruması gerekir. Bu, onun görevidir:“Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi... emreder.”(en-Nisâ, 4/58) Ahit de böyledir, hem insanların kendi aralarındaki ahitleri hem de Allah’a verdikleri ahdi kapsar. Kul, yaptığı akitler ve üzerine aldığı mükellefiyetlere gereği gibi riâyet etmekle ve eksiksiz yerine getirmekle yükümlüdür. Bunda kusurlu davranmak ve onları ihmal etmek haramdır.
9. “Onlar namazlarını muhafaza ederler.” Yani vakitlerinde, sınırlarına riâyet ederek, şart ve rükünlerini yerine getirerek namazlarını devamlı kılarlar. Allah, onları namazlarında huşû içinde olmakla övdükten sonra şimdi de namazlarını gereğince muhafaza etmekle övmektedir. Çükü bu iki hususu gereğince yerine getirmedikçe iş tamam olmaz. Huşû bulunmaksızın namaza devam eden yahut da namazı gereği gibi korumaksızın huşûlu olmaya çalışan bir kimse (emrolunduğu hususlardan yalnızca birisini yerine getirdiğinden dolayı) yerilir ve yaptığı iş eksik kalır.
10-11. “İşte” bu niteliklere sahip olanlar “Firdevs’e varis olacak olan mirasçılar bunlardır.” Firdevs cennetin en yükseği, ortası ve en iyi yeridir. Zira bu kimseler de hayırlı vasıfların en yükseğine, zirvesindekilere sahip olmuş, bunlarla bezenmişlerdir. Yahut da buradaki Firdevs’ten maksat, cennetin tümüdür. Böylelikle herkesin kendi durumuna uygun mertebesi vardır ve derecelerine göre cennete girecek bütün mü’minler bunun kapsamındadır. “ve onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Oradan ayrılıp başka yere gitmezler. Zaten kendileri de ayrılmak istemezler. Çünkü orası -ne herhangi bir keder ne de hevesi kursakta bırakan bir şey olmaksızın- bütün nimetlerin en mükemmelini, en üstünü ve en eksiksiz olanını içerir.
Yüce Allah, bundan sonraki âyet-i kerimelerde insanoğlunun geçtiği çeşitli aşamaları, yaratılışının başlangıcından vardığı son merhaleye kadar söz konusu etmektedir.
Page 342
سورة المؤمنون
Al-Mu'minun
The Believers · Meccan · 118 ayahs
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
23:1
قَدۡ أَفۡلَحَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ١
Certainly will the believers have succeeded:
23:2
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي صَلَاتِهِمۡ خَٰشِعُونَ ٢
They who are during their prayer humbly intent
23:3
وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَنِ ٱللَّغۡوِ مُعۡرِضُونَ ٣
And they who turn away from ill speech
23:4
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِلزَّكَوٰةِ فَٰعِلُونَ ٤
And they who are observant of zakāh
23:5
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ ٥
And they who guard their private parts
23:6
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ ٦
Except from their wives or those their right hands possess,1 for indeed, they will not be blamed -
1 translator’s note
- Female slaves or captives under their ownership. ↩
23:7
فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ ٧
But whoever seeks beyond that, then those are the transgressors -
23:8
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ ٨
And they who are to their trusts and their promises attentive
23:9
وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ٩
And they who carefully maintain their prayers -
23:10
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡوَٰرِثُونَ ١٠
Those are the inheritors
23:11
ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلۡفِرۡدَوۡسَ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ١١
Who will inherit al-Firdaus.1 They will abide therein eternally.
1 translator’s note
- The highest part of Paradise. ↩
23:12
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٖ مِّن طِينٖ ١٢
And certainly did We create man from an extract of clay.
23:13
ثُمَّ جَعَلۡنَٰهُ نُطۡفَةٗ فِي قَرَارٖ مَّكِينٖ ١٣
Then We placed him as a sperm-drop1 in a firm lodging [i.e., the womb].
1 translator’s note
- Or "as a zygote." ↩
23:14
ثُمَّ خَلَقۡنَا ٱلنُّطۡفَةَ عَلَقَةٗ فَخَلَقۡنَا ٱلۡعَلَقَةَ مُضۡغَةٗ فَخَلَقۡنَا ٱلۡمُضۡغَةَ عِظَٰمٗا فَكَسَوۡنَا ٱلۡعِظَٰمَ لَحۡمٗا ثُمَّ أَنشَأۡنَٰهُ خَلۡقًا ءَاخَرَۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحۡسَنُ ٱلۡخَٰلِقِينَ ١٤
Then We made the sperm-drop into a clinging clot, and We made the clot into a lump [of flesh], and We made [from] the lump, bones, and We covered the bones with flesh; then We developed him into another creation. So blessed is Allāh, the best of creators.1
1 translator’s note
- i.e., the most skillful and only true Creator. ↩
23:15
ثُمَّ إِنَّكُم بَعۡدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ ١٥
Then indeed, after that you are to die.
23:16
ثُمَّ إِنَّكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ تُبۡعَثُونَ ١٦
Then indeed you, on the Day of Resurrection, will be resurrected.
23:17
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلۡخَلۡقِ غَٰفِلِينَ ١٧
And We have created above you seven layered heavens, and never have We been of [Our] creation unaware.