An-NurJuz 18 · Page 352

An-Nur 24:21

The Light · Juz 18 · Page 352

۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ وَمَن يَتَّبِعۡ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأۡمُرُ بِٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِۚ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ أَبَدٗا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٞ ٢١

O you who have believed, do not follow the footsteps of Satan. And whoever follows the footsteps of Satan - indeed, he enjoins immorality and wrongdoing. And if not for the favor of Allāh upon you and His mercy, not one of you would have been pure, ever, but Allāh purifies whom He wills, and Allāh is Hearing and Knowing.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 24:11–26

11- (Âişe radıyallahu anha’ya) o iftirayı atanlar, içinizden bir gruptur. Siz, bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Bilakis o, sizin için hayırlıdır. O (iftiracılardan) her biri için kazandığı günah (karşılığında ceza) vardır. İçlerinden bu iftiranın başını çekene ise çok büyük bir azap vardır. 12- Bu iftirayı işittiğinizde mü’min erkeklerle mümin kadınların birbirleri hakkında hüsnü zanda bulunmaları ve:“Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi? 13- (O iftiracılar) buna dair dört şahit getirselerdi ya!? Şahitleri getiremediklerine göre onlar, Allah katında yalancıların ta kendileridir. 14- Eğer dünya ve âhirette Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı içine daldığınız (bu iftiradan) ötürü büyük bir azaba uğrardınız. 15- Zira o vakit siz, o (iftira içeren) sözü, dilden dile birbirinize aktarıyordunuz. Hakkında hiçbir bilginizin olmadığı bir şeyi ağızlarınızda geveliyordunuz. Üstelik bunu basit bir şey sanıyordunuz. Halbuki o, Allah katında çok büyüktür. 16- O (iftirayı) işittiğinizde: “Bizim bunu söylememiz olacak şey değil! (Rabbimiz) seni tenzih ederiz. Bu büyük bir iftiradır” demeli değil miydiniz?” 17- Eğer mü’min iseniz böyle bir şeyi bir daha asla yapmamanız için Allah size öğüt veriyor. 18- Ve Allah sizlere âyetleri açıklıyor. Allah, her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. 19- Şüphesiz mü’minler arasında hayasızlığın yayılmasını isteyenlere dünyada da âhirette de can yakıcı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. 20- Eğer üzerinizde Allah’ın lütuf ve rahmeti olmasaydı ve Allah, çok şefkatli ve pek merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu?) 21- Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse (bilsin ki) o, hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer üzerinizde Allah’ın lütuf ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç kimse ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah her şeyi işitendir, bilendir. 22- İçinizden fazilet ve imkân sahipleri yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere (sadaka) vermemek üzere yemin etmesinler. Affetsinler ve görmezden gelsinler. Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 23- İffetli, (hayasızlıklardan) habersiz mü’min kadınlara iftira edenler, dünyada da âhirette de lanete uğramışlardır. Ayrıca onlar için büyük bir azap vardır. 24- O gün onların dilleri, elleri ve ayakları, yaptıkları şeylere dair aleyhlerine şahitlik edeceklerdir. 25- O gün Allah, onlara hak ettikleri karşılığı tastamam verecektir ve onlar, Allah’ın apaçık hakkın kendisi olduğunu bileceklerdir. 26- Kötü kadınlar/sözler/fiiller kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara/sözlere/fiillere, tertemiz kadınlar/sözler/fiiller tertemiz erkeklere, tertemiz erkekler/sözler/fiiller de tertemiz kadınlara yaraşır. İşte bu (tertemiz) olanlar, o (kötülerin/iftiracıların) dediklerinden uzaktırlar. Onlar için mağfiret ve tükenmez bir rızık vardır.

11. “O iftirayı atanlar” oldukça çirkin bir yalanı, yani mü’minlerin annesine yönelik o iftirayı atanlar “içinizden bir gruptur.” Yani ey mü’minler topluluğu, onlar size mensup bir cemaattir. Aralarında münafıkların propagandalarına kanmış samimi mü’minler de vardır, münafık kimseler de vardır. “Siz bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Bilakis o, sizin için hayırlıdır.” Çünkü bu, mü’minlerin annelerinin günahsızlığını, nezih olduğunu içerdiği gibi, onun şanını da söz konusu ederek ona dikkat çekmiştir. O kadar ki bu genel övgüler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in diğer hanımlarını da kapsamıştır. Diğer taraftan bu buyruklar, kulların zorunlu ihtiyacı olan birtakım âyet-i kerimelerin açıklanmasını da ihtiva etmektedir. Halen ve Kıyamet gününe kadar bu hükümlerle amel edilmeye devam edilecektir. İşte bu da pek büyük bir hayırdır. Eğer o iftiracıların o sözleri olmasaydı, bu hayırlar husule gelmezdi. Yüce Allah, bir şeyi murad etti mi, ona birtakım sebepler takdir eder. Bu yüzden Yüce Allah, bütün mü’minlere hitap etmekte ve onların birbirlerine ağır suçlama ve tenkitlerde bulunmalarının kendilerine yapılmış gibi olduğunu bildirmektedir. Bundan da anlaşıldığına göre mü’minler karşılıklı sevgi, merhamet ve dayanışmalarında, faydalarına olacak şeyler için bir araya gelişlerinde tek bir vücut gibidirler. Mü’minin mü’mine karşı durumu birbirini destekleyen bir yapı gibidir. Öyleyse bir mü’min, bizzat kendi namusuna şeref ve haysiyetine dil uzatılmasından hoşlanmadığı gibi aynı şekilde herhangi bir kimsenin kendisi gibi olan mü’min kardeşinin namusuna, şeref ve haysiyetine dil uzatmasından da hoşlanmamalıdır. Şüphesiz ki mü’min kulun bu hale erişememesi, onun imanının eksikliğinden, mü’min kardeşinin iyiliğini samimi olarak istemeyişindendir. “O (iftiracılardan) her biri için kazandığı günah (karşılığında ceza) vardır.” Bu, iftirada bulunanlara yönelik bir tehdit olup söyledikleri sözler dolayısı ile cezalandırılacaklarını bildirmektedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların bir bölümüne had uygulamıştır. “İçlerinden bu iftiranın başını çekene” iftiranın büyüğünü söyleyene ki bu da pis münafık Abdullah b. Ubey b. Selul’dur -Allah’ın laneti üzerine olsun- “ise çok büyük bir azap vardır.” Bu ise cehennemin en aşağı tabakasında ebedî kalıştır.

12. Daha sonra Allah bu gibi sözleri işitmeleri halinde mü’min kullarına takınmaları gereken tutumu şöylece göstermektedir:“Bu iftirayı işittiğinizde mü’min erkeklerle mümin kadınların birbirleri hakkında hüsnü zanda bulunmaları” mü’minler birbirleri ile ilgili güzel duygular beslemeleri “ve: “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?” Hüsnü zan beslemek, mü’minlerin maruz kaldıkları bu iftiradan uzak olduklarını kabul etmektir. Mü’minlerin sahip bulundukları iman, onlar hakkında ileri sürülen asılsız iftirayı bertaraf etmelidir. İşte onlar, bu güzel zanları sebebi ile “Rabbimiz, seni her türlü kötülükten tenzih ederiz. Seçkin kullarını da bu gibi ağır imtihanlara maruz bırakacağından da seni tenzih ederiz. Şüphesiz “bu, apaçık bir iftiradır”; ileri sürülen ve iftira olduğu apaçık belli olan büyük bir yalandır”, demeleri gerekirdi. İşte mü’min bir kimsenin, mü’min kardeşi hakkında bu gibi sözleri işittiği takdirde beslemesi gereken zan budur. Dili ile mü’min kardeşinin günahsız olduğunu ifade etmeli ve böyle bir sözü söyleyeni de yalanlamalıdır.

13. “(O iftiracılar) buna dair dört şahit getirselerdi ya!?” Bu iftirada bulunanlar niçin bu iftiralarına dair adaletli ve şahitlikleri gönül hoşluğuyla kabul olunacak dört şahit getirmediler? “Şahitleri getiremediklerine göre onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir.” Onlar içten içe bunun doğruluğuna inanmış olsalar dahi Allah’ın hükmü gereğince yalancıdırlar. Çünkü dört şahit olmadan bu hususta söz söylemeleri haramdır. Bundan dolayı Yüce Allah:“Onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir” diye buyurmuş, bunun yerine “onlar yalancıların ta kendileridir” dememiştir. Bütün bunlar, müslümanın namus, şeref ve haysiyetine dil uzatmanın ne kadar büyük bir haram olduğunu ortaya koymaktadır. Doğruluğuna dair gerekli şahit sayısı olmaksızın müslümana böyle bir ithamda bulunmaya kalkışmak asla caiz değildir.

14. “Eğer dünya ve âhirette Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı” din ve dünyanızı ilgilendiren hususlarda O’nun ihsanı, dünyada da âhirette de sizi kuşatmamış olsaydı “içine daldığınız (bu iftiradan) ötürü” bu iftira ile ilgili söylediklerinizden dolayı “büyük bir azaba uğrardınız.” Çünkü söylediklerinizden dolayı siz, böyle bir azabı hak etmiştiniz. Fakat Allah’ın üzerinizdeki lütuf ve rahmeti dolayısı ile O, size tevbe etmeyi meşrû kılarak dünyadaki cezayı da günahlardan arındırıcı bir sebep kılmıştır.

15. “Zira o vakit siz, o (iftira içeren) sözü, dilden dile birbirinize aktarıyordunuz.” Yani bu sözü biriniz diğerine söylüyor, biriniz ötekine aktarıyordu. Halbuki o, aslı astarı olmayan bir sözdü. “Hakkında hiçbir bilginizin olmadığı bir şeyi ağızlarınızda geveliyordunuz.” Her ikisi de yasaktır. Batıl ve asılsız söz söylemek de bilgi sahibi olunmayan bir sözü gevelemek de. “Üstelik bunu basit bir şey sanıyordunuz.” İşte daha sonra bu günahtan tevbe edip arınan mü’minlerin bu sözü söyleme cesaretini göstermelerinin sebebi de buydu. “Halbuki o, Allah katında çok büyüktür.” Bu buyruk, günahları önemsiz görerek işlemekten ileri derecede sakındırma manasını içerir. Kulun kendi kanaati hiçbir şey ifade etmez ve o, günahın cezasını hafifletici değildir. Aksine bu, günahı kat kat artırır ve kişiye günahı bir defa daha işlemeyi kolaylaştırır.

16. Ey mü’minler, bu iftirada bulunan kimselerin söyledikleri “o (iftirayı) işittiğinizde” onu reddederek ve böyle bir sözün büyük bir iddia olduğunu ifade ederek “Bizim bunu söylememiz olacak şey değil!” Biz böyle bir söz söyleyemeyiz, apaçık iftira olduğu belli olan bu sözü söylemek bize yakışmaz, çünkü mü’minin imanı onun çirkin işler yapmasına engeldir. “(Rabbim) seni tenzih ederiz. Bu, büyük bir iftiradır.” Pek büyük bir yalandır “demeli değil miydiniz?”

17. “Eğer mü’min iseniz” buyruğu, doğru ve samimi bir imanın kişiyi haramları işlemeye kalkışmaktan engelleyeceğini göstermektedir. “böyle bir şeyi” yani mü’minlere bu gibi hayasızlıklar işlediklerine dair benzeri bir iftirada bulunmayı “bir daha asla yapmamanız için Allah size öğüt veriyor.” Böyle şeylere kalkışmamanıza dair Allah size öğüt vermektedir. Yüce Rabbimizin bize verdiği bu öğütler ne güzeldir! Biz de bu öğütlere kabul, itaat, teslimiyetle ve bize yaptığı bu açıklamalar dolayısı ile de şükürle karşılık vermeliyiz:“Gerçekten Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor!”(en-Nisâ, 4/58)

18. “Ve Allah sizlere” hükümleri açıklayan, öğüt veren, yasaklar içeren, teşvik eden ve sakındıran buyruklarını dile getiren “âyetlerini açıklıyor.” Bunları size çok açık bir şekilde anlatıyor. “Allah” ilmi kâmil olup “her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” Hikmeti geneldir. O’nun ilim ve hikmetinin bir tecellisi de size kendi ilminden bazı hususları öğretmiş olmasıdır. Bununla birlikte bu ilim, her zaman için sizin menfaatinize olan hikmetler ihtiva eder.

19. “Şüphesiz mü’minler arasında hayasızlığın yayılmasını isteyenlere” oldukça çirkin ve kötü işlerin yayılmasını, içlerinde hayasızlıkların yaygınlık kazanmasını arzu edenlere “dünyada da âhirette de can yakıcı bir azap vardır.” Yani bu azap kalplerine de bedenlerine de acı ve ızdırap verir. Buna sebep ise böyle bir kimsenin, müslüman kardeşlerini aldatması, onlar hakkında kötülüğü istemesi, namus, şeref ve haysiyetlerine kastetmesidir. Bu tehdidin, sadece hayasızlıkların yayılmasını isteme ve bunu kalben hoş görme hakkında olduğunu düşünecek olursak bundan daha büyük olan hayasızlığı aşikar edip onu yaymak hakkındaki tehdidi var sen hesap et! Ki bu duurmda hayasızlık fiilen yapılmış olsun ya da olmasın fark etmez. [Bu tehdide maruz kalmak için hayasızlığın yayılmasını istemek yeter.] Bütün bunlar, Yüce Allah’ın mü’min kullarına rahmetinin, onların namus ve haysiyetlerini koruma gayretinin bir tecellisidir. Tıpkı kanlarını ve mallarını koruma altına aldığı gibi. Yüce Allah, mü’minlere kendi aralarında birbirlerine karşı safiyane duygular beslemeyi gerektiren işler yapmalarını, herhangi birisinin kendisi için istediği şeyleri kardeşi için de istemesini, kendisi için hoşlanmadığı şeyden kardeşi için de hoşlanmamasını emretmektedir. “Allah bilir, siz bilmezsiniz.” O nedenle O, size bilmediğinizi öğretmiş ve cahili olduğunuz hususları açıklamıştır.

20. “Eğer üzerinizde Allah’ın” sizi dört bir yandan kuşatan “lütuf ve rahmeti olmasaydı ve Allah çok şefkatli ve pek merhametli olmasaydı...” size bu hükümleri, bu öğütleri bu üstün değerli hikmetleri açıklamaz, emrine aykırı hareket edenlere de mühlet vermezdi. Fakat Allah’ın lütfu, rahmeti ve bunların, O’nun sürekli ve ayrılmaz vasfı olmasından dolayı O, sayıp dökemeyeceğiniz kadar dünyevî ve uhrevî hayırları size ulaştırmıştır.

21. Yüce Allah, özel bir günahı işlemeyi yasakladıktan sonra genel olarak bütün günahları yasaklayarak şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını” yollarını, vesveselerini “izlemeyin.”“Şeytanın adımları” tabirinin kapsamına kalp, dil ve beden ile alâkalı bütün günahlar girer. Yüce Allah’ın hem hükmü hem de o hükmün hikmetini açıklamış olması, O’nun hikmetinin bir tecellisidir. Burada hüküm, şeytanın adımlarının izlenmesinin yasaklanışıdır. Hikmeti ise yasaklanan o işte bulunan ve onun terk edilmesini gerektiren kötülüktür. Bu sebepten Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Kim şeytanın adımlarını izlerse (bilsin ki) o” yani şeytan “hayasızlığı” akılların ve şeriatın çirkin gördüğü -bazı nefisler ona meyletse dahi- pek büyük günahları “ve kötülüğü” akılların kabul etmediği, doğru bilip tanımadığı şeyleri işleminizi “emreder.” Şeytanın adımları demek olan bütün günahlar, bu çerçevenin içindedir. Yüce Allah, kendi nezdinden bir nimet olmak üzere kullarına bunu yasaklamıştır. Öyleyse O’na şükredip anmaları gerekir. Çünkü bu, alçaltıcı işlerle ve çirkinliklerle kirlenmelerine karşı himaye edilmelerini sağlar. Onlara bu gibi işleri yasak kılmış olması, ihsanının bir tecellisidir. Tıpkı öldürücü zehirleri ve benzerlerini yemeyi yasaklamış olması gibidir. “Eğer üzerinizde Allah’ın lütuf ve rahmeti olmasaydı sizden hiç kimse ebediyen temize çıkamazdı.” Yani şeytanın adımlarını izlemekten uzak, tertemiz bir kişi kalamazdı. Çünkü şeytan ve askerleri, sürekli olarak şeytanın adımlarını izlemeye çağırmakta, onları güzel göstermektedirler. Nefis ise kötülüğe eğilimli olup onu emretmektedir. Kul da bütün yönleriyle acizdir ve imanı da bunlara karşı direnecek güçte olmayabilir. İşte kişi bu adımları izlemeye iten hususlarla başbaşa bırakılacak olursa hiç kimse büyük ve küçük günahlardan temizlenme, iyilikleri işleme sûreti ile de ilerleme imkânını bulamazdı. Çünkü “temize çıkmak (tezkiye)” hem arınıp temizlenmeyi, hem de gelişip artmayı ihtiva eder. Ancak Yüce Allah’ın lütuf ve rahmeti, sizlerden bazılarının arınıp temize çıkmalarını sağlamıştır. Bu konuda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı dualardan biri şöyledir:“Allah’ım, nefsime takvâsını ver ve onu tertemiz kıl. Çünkü sen, onu temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen, onun velisisin ve mevlasısın.” Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Fakat Allah dilediğini” arındırılmakla arınıp temizleneceğini bildiği kimseleri “temize çıkarır.” Bundan dolayı Yüce Allah: “Allah her şeyi işitendir, bilendir” buyurmaktadır.

Continue in the whole surah's tafsir

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 352

An-NurJuz 18 · Page 352

24:21

۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ وَمَن يَتَّبِعۡ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِ فَإِنَّهُۥ يَأۡمُرُ بِٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِۚ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ مَا زَكَىٰ مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ أَبَدٗا وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٞ ٢١

O you who have believed, do not follow the footsteps of Satan. And whoever follows the footsteps of Satan - indeed, he enjoins immorality and wrongdoing. And if not for the favor of Allāh upon you and His mercy, not one of you would have been pure, ever, but Allāh purifies whom He wills, and Allāh is Hearing and Knowing.

24:22

وَلَا يَأۡتَلِ أُوْلُواْ ٱلۡفَضۡلِ مِنكُمۡ وَٱلسَّعَةِ أَن يُؤۡتُوٓاْ أُوْلِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينَ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ وَلۡيَعۡفُواْ وَلۡيَصۡفَحُوٓاْۗ أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغۡفِرَ ٱللَّهُ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٌ ٢٢

And let not those of virtue among you and wealth swear not to give [aid] to their relatives and the needy and the emigrants for the cause of Allāh, and let them pardon and overlook. Would you not like that Allāh should forgive you? And Allāh is Forgiving and Merciful.

24:23

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ٱلۡغَٰفِلَٰتِ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ لُعِنُواْ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَلَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمٞ ٢٣

Indeed, those who [falsely] accuse chaste, unaware and believing women are cursed in this world and the Hereafter; and they will have a great punishment

24:24

يَوۡمَ تَشۡهَدُ عَلَيۡهِمۡ أَلۡسِنَتُهُمۡ وَأَيۡدِيهِمۡ وَأَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٢٤

On a Day when their tongues, their hands and their feet will bear witness against them as to what they used to do.

24:25

يَوۡمَئِذٖ يُوَفِّيهِمُ ٱللَّهُ دِينَهُمُ ٱلۡحَقَّ وَيَعۡلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ ٱلۡمُبِينُ ٢٥

That Day, Allāh will pay them in full their true [i.e., deserved] recompense, and they will know that it is Allāh who is the manifest Truth [i.e., perfect in justice].

24:26

ٱلۡخَبِيثَٰتُ لِلۡخَبِيثِينَ وَٱلۡخَبِيثُونَ لِلۡخَبِيثَٰتِۖ وَٱلطَّيِّبَٰتُ لِلطَّيِّبِينَ وَٱلطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَٰتِۚ أُوْلَٰٓئِكَ مُبَرَّءُونَ مِمَّا يَقُولُونَۖ لَهُم مَّغۡفِرَةٞ وَرِزۡقٞ كَرِيمٞ ٢٦

Evil words are for evil men, and evil men are [subjected] to evil words. And good words are for good men, and good men are [an object] of good words.1 Those [good people] are declared innocent of what they [i.e., slanderers] say. For them is forgiveness and noble provision.

1 translator’s note
  1. Another accepted interpretation is "Evil women are for evil men, and evil men are for evil women. And good women are for good men, and good men are for good women." ↩

24:27

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَدۡخُلُواْ بُيُوتًا غَيۡرَ بُيُوتِكُمۡ حَتَّىٰ تَسۡتَأۡنِسُواْ وَتُسَلِّمُواْ عَلَىٰٓ أَهۡلِهَاۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرٞ لَّكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ٢٧

O you who have believed, do not enter houses other than your own houses until you ascertain welcome and greet1 their inhabitants. That is best for you; perhaps you will be reminded [i.e., advised].

1 translator’s note
  1. By the words "As-salāmu ʿalaykum" ("Peace be upon you"). ↩
As-Sa'diTafsir · 24:21

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском