Al-Furqan 25:44
The Criterion · Juz 19 · Page 364
أَمۡ تَحۡسَبُ أَنَّ أَكۡثَرَهُمۡ يَسۡمَعُونَ أَوۡ يَعۡقِلُونَۚ إِنۡ هُمۡ إِلَّا كَٱلۡأَنۡعَٰمِ بَلۡ هُمۡ أَضَلُّ سَبِيلًا ٤٤
Or do you think that most of them hear or reason? They are not except like livestock.1 Rather, they are [even] more astray in [their] way.
1 translator’s note
- i.e., cattle or sheep, that follow without question wherever they are led. ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 25:41–44
41- O (müşrikler) seni gördüklerinde: “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği bu mudur?” diyerek seni mutlaka alaya alırlar. 42- “Eğer ilâhlarımıza (bağlılıkta) sebat göstermeseydik az kalsın bizi onlardan saptıracaktı.” Azabı gördükleri zaman asıl kimin yoldan sapmış olduğunu bileceklerdir. 43- Hevâsını ilâh edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın? 44- Sen onların çoğunun işittiğini yahut aklını kullandığını mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidir. Hatta onlar daha da beterdir.”
41. “O (müşrikler)” Ey Muhammed, seni yalanlayan, Allah’ın âyetlerine karşı inat eden, yeryüzünde büyüklük taslayan, seninle alay edip seni küçük gören bu kimseler “seni gördüklerinde” küçümseyip hakir görerek: “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği bu mudur? diyerek seni mutlaka alaya alırlar.” Yani “Allah’ın bu adamı peygamber olarak göndermesi hiç de uygun değildir. Yakışık almaz.” Bu, aşırı dereceki zalimliklerinden ve inatlarından, hakikatleri tersyüz etmelerinden dolayıdır. Bu sözlerinden anlaşıldığına göre Allah Rasûlü -haşa- son derece değersiz ve hakirdir. Ve eğer risalet bir başkasına verilmiş olsaydı daha uygun olurdu. Nitekim “dediler ki: Bu Kur’ân iki şehirden birindeki büyük bir adama indirilmeli değil miydi?”(ez-Zuhruf, 43/31) Böyle bir söz ancak insanların en cahil, en sapık yahut da en ileri derecede inatçı ve bilmezlikten gelenleri tarafından söylenebilir. Bu sözün maksadı ise hakka ve hakkı getirene dil uzatmak ve sahip olduğu batılın propagandasını yapmaktır. Yoksa Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyli ve sellem’in halini dikkatle düşünen bir kimse, onun dünyanın en yiğit, en gayretli kişisi, akıl, ilim, zeka, vakar, üstün ahlâkî değerler, güzel sıfatlar, iffet, şecaat ve erdem sayılan her türlü huy itibariyle de insanların en önde geleni olduğunu görür. Onu hakir gören ve onu ayıplayan kimse ise bilgisizliğin, beyinsizliğin, sapıklığın, çelişkinin, zulmün, haksızlığın her türlüsünü başka hiçbir kimsenin kendisinde toplayamayacağı oranda toplamıştır. Böyle büyük bir peygambere, böyle gayretli ve şerefli birisine dil uzatmaya kalkışması cahillik ve sapıklık olarak ona yeter. Onların Peygambere dil uzatmaktan ve onunla alay etmekten maksatları, batıllarını inatla sürdürmek ve kıt akıllıları da aldatmaktır. Bundan dolayı şöyle dediklerini görüyoruz:
42. “Eğer ilâhlarımıza (bağlılıkta) sebat göstermeseydik az kalsın” bu adam “bizi onlardan” bunca ilâhı tek bir ilâh kabul ettirmek sûretiyle “saptıracaktı.” Kahrolasacılar! Tevhidi sapıklık diye izlemekte oldukları şirki de doğru yol olarak göstermeye çalıştılar. Bundan dolayı bu konuda birbirlerine sabır tavsiye ederek şöyle demişlerdi:“Onların ele başları: Yürüyün ve ilâhlarınıza (ibadette) sebat edin!”(Sâd, 38/6) Bu buyrukta da onların: “Eğer ilâhlarımıza (bağlılıkta) sebat/sabır göstermeseydik” dedikleri bildirilmektedir. Sabır esasen bunun dışındaki bütün hallerde övülmeye değerdir. Çünkü böyle bir durumda sabır, gazabı gerektiren sebepler üzerinde sebat göstermektir. Cehennem odununu daha da arttırmak için gösterilen bir dirençtir. Mü’minlere gelince onlar, Yüce Allah'ın haklarında buyurduğu gibi “hem hakkı birbirlerine tavsiye ederler hem de sabrı birbirlerine tavsiye ederler.”(Asr, 103/3) u sözleriyle kendilerinin hidâyet üzere, Peygamberin ise sapık olduğuna hüküm verdiklerinden ve artık onlara karşı yapılacak bir şey kalmadığından dolayı Yüce Allah, onları azap ile tehdit etmekte ve onların “azabı gördüklerinde” kesin olarak “asıl kimin yoldan sapmış olduğunu” bileceklerini haber vermektedir. Zira “O gün zalim ellerini ısırıp: Keşke peygamberle birlikte (hak) yolu tutmuş olsaydım”(27. ayet)
43. Acaba hevasını ma’bud edinen kimseden daha sapık, hevâsı ne istiyorsa onu yapanın sapıklığından daha ileri derecede sapıklık var mıdır? Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hevâsını ilâh edinen kimseyi gördün mü?” Buna rağmen kendisinin yüksek mevkilere sahip olduğunu ileri sürdüğü için böylesinin haline hayret etmiyor ve içinde bulunduğu sapıklığı hiç düşünmüyor musun? “Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?” Sen böyle birisinin üzerinde hakim ve zorba bir konumda değilsin. Sen sadece korkutup uyarırsın. Bu vazifeni de yerine getirmiş bulunuyorsun. Onun hesabını görmek ise Allah’a aittir.
44. Daha sonra Yüce Allah onların ileri derecedeki sapıklıklarını tescil etmektedir. Zira O, (yaptıklarının cezası olarak) akıllarını ve işitme duyularını almıştır. Sapıklıklarında da onları bağırıp çağırıştan başka hiçbir şey duymayan sağır, dilsiz ve kör gibi otlaklarda otlayan ve hiçbir şey anlamayan davarlara benzetmektedir. Hatta onlar bu hayvanlardan daha da sapıktırlar. Çünkü hayvanlara çobanları yol gösterir, onlar da onun arkasından giderler. Yine kendilerini ölüme götürecek yolu bildiklerinden o yollardan uzak dururlar. Aynı zamanda hayvanların akibeti de bu gibi kimselerin akibetinden daha iyidir. Böylelikle şu açıkca ortaya çıkmaktadır ki Allah Rasûlünün sapık olduğunu ileri sürenlerin kendileri bu vasfa daha layıktırlar. Hiçbir şey bilip anlamayan hayvanlar bile bunlardan daha doğru yoldadırlar.
Page 364
25:44
أَمۡ تَحۡسَبُ أَنَّ أَكۡثَرَهُمۡ يَسۡمَعُونَ أَوۡ يَعۡقِلُونَۚ إِنۡ هُمۡ إِلَّا كَٱلۡأَنۡعَٰمِ بَلۡ هُمۡ أَضَلُّ سَبِيلًا ٤٤
Or do you think that most of them hear or reason? They are not except like livestock.1 Rather, they are [even] more astray in [their] way.
1 translator’s note
- i.e., cattle or sheep, that follow without question wherever they are led. ↩
25:45
أَلَمۡ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيۡفَ مَدَّ ٱلظِّلَّ وَلَوۡ شَآءَ لَجَعَلَهُۥ سَاكِنٗا ثُمَّ جَعَلۡنَا ٱلشَّمۡسَ عَلَيۡهِ دَلِيلٗا ٤٥
Have you not considered your Lord - how He extends the shadow, and if He willed, He could have made it stationary? Then We made the sun for it an indication.1
1 translator’s note
- i.e., showing the existence of a shadow or making it apparent by contrast. ↩
25:46
ثُمَّ قَبَضۡنَٰهُ إِلَيۡنَا قَبۡضٗا يَسِيرٗا ٤٦
Then We [retract and] hold it with Us for a brief grasp.1
1 translator’s note
- i.e., when the sun is overhead at noon. ↩
25:47
وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِبَاسٗا وَٱلنَّوۡمَ سُبَاتٗا وَجَعَلَ ٱلنَّهَارَ نُشُورٗا ٤٧
And it is He who has made the night for you as clothing1 and sleep [a means for] rest and has made the day a resurrection.2
25:48
وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦۚ وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ طَهُورٗا ٤٨
And it is He who sends the winds as good tidings before His mercy [i.e., rainfall], and We send down from the sky pure water
25:49
لِّنُحۡـِۧيَ بِهِۦ بَلۡدَةٗ مَّيۡتٗا وَنُسۡقِيَهُۥ مِمَّا خَلَقۡنَآ أَنۡعَٰمٗا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرٗا ٤٩
That We may bring to life thereby a dead land and give it as drink to those We created of numerous livestock and men.
25:50
وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَٰهُ بَيۡنَهُمۡ لِيَذَّكَّرُواْ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورٗا ٥٠
And We have certainly distributed it among them that they might be reminded,1 but most of the people refuse except disbelief.
1 translator’s note
- Of Allāh's ability to bring the dead to life. ↩
25:51
وَلَوۡ شِئۡنَا لَبَعَثۡنَا فِي كُلِّ قَرۡيَةٖ نَّذِيرٗا ٥١
And if We had willed, We could have sent into every city a warner.1
1 translator’s note
- However, Allāh willed that Prophet Muḥammad (ﷺ) be sent as the final messenger for all peoples of the earth until the Day of Resurrection. ↩
25:52
فَلَا تُطِعِ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَجَٰهِدۡهُم بِهِۦ جِهَادٗا كَبِيرٗا ٥٢
So do not obey the disbelievers, and strive against them with it [i.e., the Qur’ān] a great striving.
25:53
۞ وَهُوَ ٱلَّذِي مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ هَٰذَا عَذۡبٞ فُرَاتٞ وَهَٰذَا مِلۡحٌ أُجَاجٞ وَجَعَلَ بَيۡنَهُمَا بَرۡزَخٗا وَحِجۡرٗا مَّحۡجُورٗا ٥٣
And it is He who has released [simultaneously] the two seas [i.e., bodies of water], one fresh and sweet and one salty and bitter, and He placed between them a barrier and prohibiting partition.
25:54
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ مِنَ ٱلۡمَآءِ بَشَرٗا فَجَعَلَهُۥ نَسَبٗا وَصِهۡرٗاۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرٗا ٥٤
And it is He who has created from water [i.e., semen] a human being and made him [a relative by] lineage and marriage. And ever is your Lord competent [concerning creation].
25:55
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمۡ وَلَا يَضُرُّهُمۡۗ وَكَانَ ٱلۡكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِۦ ظَهِيرٗا ٥٥
But they worship rather than Allāh that which does not benefit them or harm them, and the disbeliever is ever, against his Lord, an assistant [to Satan].