Al-Furqan 25:57
The Criterion · Juz 19 · Page 365
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلٗا ٥٧
Say, "I do not ask of you for it any payment - only that whoever wills might take to his Lord a way."
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 25:56–60
56- Biz seni ancak bir müjdeliyici ve uyarıcı olarak gönderdik. 57- De ki:“O (davetime) karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ancak Rabbine doğru yol tutan kimselerinki hariç.” 58- Sen, hiç ölmeyecek olan, sonsuz hayat sahibine tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberder olarak O yeter. 59- O, gökleri, yeri ve aralarında bulunanları altı günde yaratan sonra da Arş’a istivâ edendir. Rahmandır O. Sen O’nu her şeyden haberdar olana sor. 60- Onlara:“Rahman’a secde edin” denildiğinde onlar: “Rahman da neymiş! Sen bize emrettin diye secde mi edeceğiz?” dediler ve bu, (imandan) kaçışlarını arttırdı.
56. Allah bizlere, rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i insanlara bir zorba olarak göndermediğini, onu melek de kılmadığını, ona her şeyin hazinelerini de vermediğini, bunun yerine onu, sadece Allah’a itaat eden kimselerin dünya ve âhirette sevap ve mükâfat göreceklerini bildirmek üzere “bir müjdeci ve” Allah’a isyan eden kimseleri de dünya ve âhirette cezalar ile korkutan bir “uyarıcı olarak” gönderdiğini haber vermektedir. Bu ise müjde ve uyarmayı gerçekleştirmek için birtakım emir ve yasakların da açıklanmasını gerektirmektedir.
57. Şüphesiz ki sen ey Muhammed, onlara Kur’ân-ı Kerîm’i ve hidâyeti tebliğ etmen karşılığında kendilerinden herhangi bir ücret istemiyorsun ki bu, onların sana uymalarına engel teşkil etsin ve ağır bir borç yükü altına girmelerine sebep olsun. “Ancak Rabbine doğru yol tutan kimselerinki hariç.” Yani Rabbinin rızası için ve O’nun yolunda herhangi bir infakta bulunmak isteyen müstesnadır. Evet, ben size infak hususunda her ne kadar teşvikte bulunuyor isem de buna sizi mecbur etmiyorum. Ayrıca infaklarınız da benim sizden aldığım bir ücret değildir. Aksine onun faydası da size aittir ve sizleri Rabbinize ulaştıran yola ulaştırır.
58. Daha sonra Yüce Allah, peygamberine kendisine tevekül etmesini ve kendisinden yardım istemesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Hiç ölmeyecek olan, sonsuz hayat sahibine” kâmil ve mutlak hayat sahibine “tevekkül et ve O’nu hamd ile tesbih et.” Yani O’na ibadet et ve gerek senin ile ilgili hususlarda gerek insanları davet ile ilgili hususlarda yalnız O’na güvenip dayan. “Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter.” O, bu günahları bilir ve bunların karşılığını onlara O verecektir. Onların hidâyet bulup bulmamalarından dolayı sana düşen bir sorumluluk yoktur. Onların amellerinin bekçiliğini yapmak da sana ait değildir. Bütün bunlar Yüce Allah’ın elindedir. O’nun kudretindedir.
59. “O, gökleri, yeri ve aralarında bulunanları altı günde yaratan” bundan sonra “Arş’a istivâ edendir.” Arş ise bütün mahlukatın tavanı durumunda olup onların hepsinin en üstünde, hepsinden daha büyük, geniş ve daha güzelidir. “Rahmandır O.” O, gökleri ve yeri kuşatmış olan Arş’a rahmeti her şeyi kuşatan Rahman adı ile istivâ etmiştir. Böylece O, mahlukatın en genişi üzerine en kapsamlı sıfatıyla istivâ etmiştir. Yüce Allah, bu âyet-i kerime ile bütün mahlukatı kendisinin yaratmış olduğunu, gizli açık her şeylerini bilip haberdar olduğunu, Arş’ın üzerinde bulunduğunu ve bütün bu varlıklardan ayrı olduğunu beyan etmektedir. “Sen O’nu her şeyden haberdar olana sor.” Bununla Allah, kendi kerim zatını kasdetmektedir. Kendi vasıflarını, azamet ve celâlini bilen yalnızca O’dur. O, sizlere bunu haber verip bildirmiştir. Azametini sizin bilebileceğiniz, kavrayabileceğiniz şekilde açıklamış bulunmaktadır. Arifler buna bağlı olarak O’nu bilmiş, O’nun celâli önünde boyun eğmişlerdir. Kâfirler ise O’na ibadete karşı büyüklük taslamış ve bunu kendi gururlarına yedirememişlerdir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
60. “Onlara” Bu kadar nimeti size ihsan edip her türlü sıkıntıyı ve musibeti sizden uzaklaştıran “Rahman’a secde edin, denildiğinde onlar” küfür ve inat ile: “Rahman da neymiş... dediler.” Kendi bozuk iddialarına göre güya Rahman’ı bilip tanımıyorlarmış! Onlar, Allah Rasûlüne yönelik tenkitlerine şunları da kattılar: O, bize Allah ile birlikte başka ilâhlara ibadeti yasaklarken kendisi Allah ile birlikte başka bir ilâha (Rahman’a) dua ve ibadet etmekte, “Ey Rahman” vs. demektedir. Nitekim Yüce Allah, şu âyet-i kerimede buna işaret etmektedir: “De ki: İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye dua edin. Hangisiyle dua ederseniz edin (fark etmez) en güzel isimler O’nundur.”(el-İsra, 17/110) Yüce Allah’ın isimleri pek çoktur. Çünkü O’nun sıfatları da pek çoktur. Kemali de bir o kadar büyüktür. O isimlerin her birisi ayrı bir kemal sıfatına delildir. “Sen bize emrettin diye secde mi edeceğiz?” Sadece sen bize emrediyorsun diye mi ona secde edeceğiz? Bu sözleri, Allah Rasûlünü yalanlamaları ve ona itaati gururlarına yedirememelerine binaen söylemişlerdi. “ve bu” yani onların Rahman olan Allah’a secde etmeye davet edilmeleri “kaçışlarını” haktan batıla doğru kaçmalarını, küfür ve bedbahtlıklarını daha da “artırdı.”
Allah, bu sûreyi celilede “تَبَارَكَ : Ne yüce, ne mubarektir” buyruğunu üç defa tekrarlamaktadır. Çünkü bunun anlamı -önceden geçtiği gibi- yaratıcının azametine, vasıflarının çokluğuna, hayır ve ihsanlarının bolluğuna delildir. Bu sûrede de O’nun azametine, mülkünün genişliğine, meşîetinin dilediği gibi gerçekleştiğine, ilim ve kudretinin kapsamlılığına, gerek indirdiği ve emir olarak verdiği hükümlerinde gerekse de amellerin karşılığı olarak vereceği hükümlerinde hakimiyetinin her şeyi kuşattığına ve hikmetinin kemaline dair pek çok deliller vardır. Yine bu sûrede Cenab-ı Allah’ın rahmetinin genişliğine, cömertliğinin kapsamlılığına, dini ve dünyevi hayırlarının çokluğuna da deliller vardır. İşte bütün bunlar da bu güzel vasfın tekrarlanmasını gerektirmektedir.
Page 365
25:56
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرٗا وَنَذِيرٗا ٥٦
And We have not sent you, [O Muḥammad], except as a bringer of good tidings and a warner.
25:57
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍ إِلَّا مَن شَآءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلٗا ٥٧
Say, "I do not ask of you for it any payment - only that whoever wills might take to his Lord a way."
25:58
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡحَيِّ ٱلَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِهِۦۚ وَكَفَىٰ بِهِۦ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًا ٥٨
And rely upon the Ever-Living who does not die, and exalt [Allāh] with His praise. And sufficient is He to be, with the sins of His servants, [fully] Aware -
25:59
ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ ٱلرَّحۡمَٰنُ فَسۡـَٔلۡ بِهِۦ خَبِيرٗا ٥٩
He who created the heavens and the earth and what is between them in six days and then established Himself above the Throne1 - the Most Merciful, so ask about Him one well informed [i.e., the Prophet (ﷺ)].
1 translator’s note
- See footnotes to 2:19 and 7:54. ↩
25:60
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱسۡجُدُواْۤ لِلرَّحۡمَٰنِ قَالُواْ وَمَا ٱلرَّحۡمَٰنُ أَنَسۡجُدُ لِمَا تَأۡمُرُنَا وَزَادَهُمۡ نُفُورٗا۩ ٦٠
And when it is said to them, "Prostrate to the Most Merciful," they say, "And what is the Most Merciful? Should we prostrate to that which you order us?" And it increases them in aversion.
25:61
تَبَارَكَ ٱلَّذِي جَعَلَ فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجٗا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَٰجٗا وَقَمَرٗا مُّنِيرٗا ٦١
Blessed is He who has placed in the sky great stars and placed therein a [burning] lamp and luminous moon.
25:62
وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ خِلۡفَةٗ لِّمَنۡ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوۡ أَرَادَ شُكُورٗا ٦٢
And it is He who has made the night and the day in succession for whoever desires to remember or desires gratitude.
25:63
وَعِبَادُ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلَّذِينَ يَمۡشُونَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ هَوۡنٗا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلۡجَٰهِلُونَ قَالُواْ سَلَٰمٗا ٦٣
And the servants of the Most Merciful are those who walk upon the earth easily,1 and when the ignorant address them [harshly], they say [words of] peace,2
25:64
وَٱلَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمۡ سُجَّدٗا وَقِيَٰمٗا ٦٤
And those who spend [part of] the night to their Lord prostrating and standing [in prayer]
25:65
وَٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱصۡرِفۡ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا ٦٥
And those who say, "Our Lord, avert from us the punishment of Hell. Indeed, its punishment is ever adhering;
25:66
إِنَّهَا سَآءَتۡ مُسۡتَقَرّٗا وَمُقَامٗا ٦٦
Indeed, it is evil as a settlement and residence."
25:67
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَنفَقُواْ لَمۡ يُسۡرِفُواْ وَلَمۡ يَقۡتُرُواْ وَكَانَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ قَوَامٗا ٦٧
And [they are] those who, when they spend, do so not excessively or sparingly but are ever, between that, [justly] moderate