Ash-Shu'araJuz 19 · Page 374

Ash-Shu'ara 26:183

The Poets · Juz 19 · Page 374

وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ ١٨٣

And do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 26:176–191

176- Ashab-ı Eyke de peygamberleri yalanladılar. 177- Hani Şuayb onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 178- “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” 179- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 180- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 181- “Ölçüyü tam tutun ve (insanları aldatıp) zarara sokanlardan olmayın.” 182- “Dosdoğru teraziyle tartın.” 183- “İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” 184- “Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.” 185- Dediler ki:“Sen ancak aşırı derecede büyülenmiş birisin.” 186- “Sen ancak bizim gibi bir insansın. Şüphesiz biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.” 187- “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi üzerimize gökten parçalar indir.” 188- Dedi ki:“Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir.” 189- Onu yalanladılar. Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi. 190- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 191- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

176. Ashab-ı Eyke; ağaçları birbirine sarmaş dolaş olmuş bahçelerin sahipleri demektir. Bunlar, Medyenlilerdir. Onlar diğer peygamberlerin de getirdiklerini getiren peygamberleri Şuayb’i yalanlamışlardı. 177-180. “Hani Şuayb onlara şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “korkup sakınmaz?” da Allah’ı gazaplandıran şeyler olan küfür ve masiyetleri terk etmez misiniz? “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” Bunun sonucu olarak da “Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”

181-183. Şuayb’ın kavmi şirk koşmakla birlikte ölçü ve tartılarda da eksiklik yaparlardı. O nedenle onlara şunları da söyledi:“Ölçüyü tam tutun” ölçtüğünüzde eksik ölçmeyin. İnsanların mallarını eksilten, ölçü ve tartıları eksik yapmak sûretiyle çalan böylelikle de “(insanları aldatıp) zarara sokanlardan olmayın. Dosdoğru” yani haksızlığa sapmayan, adaletle tartan “terazi ile tartın. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” 184. “Sizi ve önceki nesileri yaratandan korkun.” Tek başına ve herhangi bir kimsenin ortaklığı olmaksızın sizi ve sizden öncekileri yoktan var eden yalnızca O olduğu için, siz de yalnızca O’na ibadet edin, O’nu tevhid edin. O, sizi var ettiği ve bunca nimetleri size ulaştırdığı için O’na şükrederek karşılık verin.

185. Ancak onlar, onu yalanlayarak ve söylediklerini reddederek “dediler ki: Sen ancak aşırı derecede büyülenmiş birisin.” O nedenle de saçma sapan konuşuyor ve söylediğinden hiçbir şekilde sorumlu tutulmayan büyülenmiş birisinin sözleri gibi sözler söylüyorsun. 186. “Sen ancak bizim gibi bir insansın.” Senin bize bizden ayrıcalıklı olmanı gerektirecek bir üstünlüğün yoktur ki bizi kendine uymaya davet edesin? Bu, peygamberlere karşı çıkmış olan öncekilerin ve sonrakilerin sözlerini andırmaktadır. Onlar, bu tür sözleri tekrarlayıp durdular. Küfür üzerine ittifak ettikleri ve kalpleri de benzeştiği için sözbirliği halinde aynı şeyleri peygamberlerine karşı söyleyip durdular. “Peygamberleri de onlara şöyle demişti: Biz sizin gibi bir insanız; ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/11)“Şüphesiz biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.” Bu, onların gösterdikleri bir küstahlık ve yalan bir sözdür, bir iftiradır. Onlar, içten içe bunun aksine inanırlardı. Çünkü hiç şüphesiz o, Allah’ın peygamberlerinden bir peygamberdi ki bir peygamber kavminin karşısına çıkıp onları davet eder, onlarla tartışır ve onlar da ona karşı mücadele ederse mutlaka Yüce Allah, onun vasıtası ile birtakım mucizeler gösterir ki kavmi bu mucizeler sayesinde doğru söylediğine ve gerçekten güvenilir olduğuna inanmak zorunda kalırlar. Bu durum, özellikle peygamberler hatibi diye anılan Şuayb aleyhisselam için böyledir. Ona bu ünvanın veriliş sebebiyse kavmine karşı güzel cevaplar vermesi ve onlarla en güzel yolla tartışması idi. Kavmi gerçekten söylediğine ve getirdiklerinin doğru olduğuna inanmışlardı. Fakat onların, onun yalancı olduğunu sandıklarını bildirmeleri, kendilerinin bir yalanı idi. 187. “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi üzerimize gökten” bizi toptan imha etmek üzere azap ihtiva eden “parçalar indir.” Onların bu sözleri küfürde benzerlerinin söyledikleri şu sözleri andırmaktadır: “Hani bir zaman: Ey Allah! Eğer bu kendi katından hakkın kendisi ise durma bizim üzerimize gökten taş yağdır yahut bize can yakıcı bir azap gönder, demişlerdi.”(el-Enfal, 8/32) Yahut da onun kavmi, bu sözleriyle tamamıyla yerine getirilmesi gerekmeyen türden ve kendi teklifleri olan birtakım mucizeler istemişlerdi.

188. Şuayb aleyhisselam:“Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir, dedi.” Yani azabın indirilmesini, istediğiniz mucizelerin gösterilmesini en iyi bilen O’dur. Bunları getiren, bunları size gösterecek olan ben değilim. Bana düşen, sadece size tebliğ ve nasihat etmek, samimi olarak sizin iyiliğinizi istemektir. Ben de bunu yapmış bulunuyorum. Mucizeleri gösterecek olan, sizin amellerinizi, hallerinizi bilen ve bunlara karşılık sizi hesaba çekecek ve amellerin karşılığını verecek olan Rabbimdir.

189. “Onu yalanladılar.” Yani onu yalanlamak ve onun getirdiklerini inkâr edip kâfir olmak, onların huyu haline gelmişti. Öyle ki mucizelerin onlara hiçbir faydası olmuyordu. Onların tepelerine azabın indirilmesinden başka hiçbir çare kalmamıştı. “Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı.” Bir bulut onları gölgelendirdi. Bu gölgeden hoşlanarak, onun aslında normal bir gölge olmayan gölgesinin altına toplandılar. Bunun üzerine o buluttan çıkan azap onları yakıverdi. Böylelikle o gölgenin altında cansız kalıverdiler. Yurtlarından ayrıldılar da bedbahtlık ve azap yurduna konuk oldular. “Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi.” Bir daha dünyaya geri dönüp de yeniden amel etme imkânı bulamadılar. Azap bir an dahi üzerlerinden hafifletilmeyeceği gibi onlara süre de verilmeyecektir. 190. “Şüphesiz bunda” Şuayb’ın ve onun davetinin doğruluğuna, kavminin de kendisine karşı çıkışının batıl olduğuna açık delil teşkil eden “bir ibret vardır.” Bunca âyet ve mucizeleri görmelerine rağmen insanların “çoğu iman etmezler.” Çünkü onlar, akıllarını kullanmayan kimselerdir. Hayırlı kimselerde değildir:“Sen ne kadar arzu etsen de insanların çoğu iman etmezler.”(Yusuf, 12/103) 191. “Şüphe yok ki Rabbin” kudreti ile herhangi bir kimsenin kendisine zarar vermesi imkânsız olan ve bütün yaratıkları hükmü altında bulunduran “Azizdir.” Rahmet onun sabit sıfatı olan “Rahimdir.” Bu varlık âlemini var ettiğinden sonsuza dek, dünya ve âhiretteki bütün hayırlar onun bu rahmetinin tecellilerindendir. Peygamberlerini yalanlayan düşmanlarını helâk etmesi, O’nun izzettinin bir tecellesi olduğu gibi; gerçek dostlarını ve onlarla birlikte iman edenleri kurtarması da O’nun rahmetinin tecellilerinden birisidir.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 374

Ash-Shu'araJuz 19 · Page 374

26:160

كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ١٦٠

The people of Lot denied the messengers

26:161

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٦١

When their brother Lot said to them, "Will you not fear Allāh?

26:162

إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ ١٦٢

Indeed, I am to you a trustworthy messenger.

26:163

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٦٣

So fear Allāh and obey me.

26:164

وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ١٦٤

And I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds.

26:165

أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ ١٦٥

Do you approach males among the worlds1

1 translator’s note
  1. i.e., Are there, out of all Allāh's creatures, any besides you who commit this unnatural act? ↩

26:166

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ ١٦٦

And leave what your Lord has created for you as mates? But you are a people transgressing."

26:167

قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ ١٦٧

They said, "If you do not desist, O Lot, you will surely be of those evicted."

26:168

قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ ١٦٨

He said, "Indeed, I am, toward your deed, of those who detest [it].

26:169

رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ ١٦٩

My Lord, save me and my family from [the consequence of] what they do."

26:170

فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ ١٧٠

So We saved him and his family, all,

26:171

إِلَّا عَجُوزٗا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ ١٧١

Except an old woman1 among those who remained behind.

1 translator’s note
  1. Lot's wife, who had collaborated with the evildoers. ↩

26:172

ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ ١٧٢

Then We destroyed the others.

26:173

وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرٗاۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ ١٧٣

And We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned.

26:174

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٧٤

Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

26:175

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٧٥

And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

26:176

كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ١٧٦

The companions of the thicket [i.e., the people of Madyan] denied the messengers

26:177

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٧٧

When Shuʿayb said to them, "Will you not fear Allāh?

26:178

إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ ١٧٨

Indeed, I am to you a trustworthy messenger.

26:179

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٧٩

So fear Allāh and obey me.

26:180

وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ١٨٠

And I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds.

26:181

۞ أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ ١٨١

Give full measure and do not be of those who cause loss.

26:182

وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ ١٨٢

And weigh with an even [i.e., honest] balance.

26:183

وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ ١٨٣

And do not deprive people of their due and do not commit abuse on earth, spreading corruption.

As-Sa'diTafsir · 26:183

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском