Ash-Shu'araJuz 19 · Page 368

Ash-Shu'ara 26:21

The Poets · Juz 19 · Page 368

فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمٗا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٢١

So I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me judgement [i.e., wisdom and prophethood] and appointed me [as one] of the messengers.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 26:10–68

10- Hani Rabbin Mûsâ’ya şöyle seslenmişti:“Git, o zalim topluma… 11- “Firavun’un kavmine. Korkup sakınmazlar mı onlar?” 12- Dedi ki:“Rabbim, korkarım ki onlar beni yalanlarlar.” 13- “Benim de göğsüm daralır ve dilim dönmez. Onun için Hârûn’a da risalet ver.” 14- “Ayrıca onlara göre ben bir suçluyum. O nedenle beni öldürmelerinden de korkuyorum.” 15- Buyurdu ki:“Asla! İkiniz âyetlerimizle/mucizelerimizle gidin. Şüphesiz Biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitiriz. 16- “İkiniz de Firavun’a gidin ve deyin ki: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçileriyiz.” 17- “İsrailoğullarını bizimle gönder, diye (geldik).” 18- Dedi ki:“Çocukken seni yanımızda besleyip büyütmedik mi? Üstelik yıllarca da aramızda kaldın.” 19- “Sonunda yapacağını da yaptın. Sen bir kafirsin/nankörsün.” 20- “O işi yaptığım sırada ben cahillerden idim” dedi. 21- “Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Rabbim bana hüküm/hikmet bağışladı ve beni peygamberlerden kıldı.” 22- “Başıma kaktığın o iyilik ise (aslında bir iyilik değil) senin İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucudur.” 23- Firavun:“Âlemlerin Rabbi (dediğin de) nedir?” dedi. 24- Dedi ki:“Göklerin, yerin ve onların arasında bulunanların Rabbidir. Eğer kesin bilgiye sahipseniz (bunun böyle olduğunu anlarsınız).” 25- Etrafında bulunanlara:“Duymuyor musunuz (neler söylüyor)?!” dedi. 26- “O, hem sizin Rabbiniz, hem de geçmiş atalarınızın Rabbidir” dedi. 27- Dedi ki:“Size gönderilen bu elçiniz kesinlikle delidir.” 28- “Doğunun, batının ve onların aralarında olanların Rabbidir. Eğer aklınızı kullanırsanız (bunun böyle olduğunu anlarsınız)” dedi. 29- Dedi ki:“Eğer benden başka bir ilâh edinirsen seni mutlaka hapse tıkarım.” 30- Dedi ki:“Sana (doğruluğumu ispatlayan) apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?” 31- “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu!” dedi. 32- Bunun üzerine Musa asasını attı. Birden o, kocaman ve aşikar bir yılan oluverdi. 33- Elini çıkardı. Bir de ne görsünler; o, bakanların önünde bembeyaz parlıyor! 34- Etrafındaki ileri gelenlere dedi ki:“Şüphesiz bu, çok bilgili bir sihirbazdır.” 35- “Sihri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. O halde ne buyurursunuz?” 36- Dediler ki:“Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere de toplayıcılar gönder de, 37- “Sana ne kadar bilgin sihirbaz varsa hepsini getirsinler.” 38- Böylece sihirbazlar belirlenen günün malum vaktinde toplandı. 39- İnsanlara da:“Siz de toplanacak mısınız?” denildi. 40- “Umarız ki sihirbazlar galip gelirlerse biz de onlara uyarız.” 41- Sihirbazlar geldiklerinde Firavun’a dediler ki:“Eğer galip gelen biz olursak her halde bize bir mükâfat var, değil mi?” 42- O da:“Evet, o zaman siz elbette çok yakınlarımdan da olacaksınız” dedi. 43- Mûsâ onlara:“Haydi, ne atacaksanız atın” dedi. 44- Onlar da iplerini ve asalarını attılar ve:“Firavun’un izzetine yemin olsun ki galip gelecek olan kesinlikle biziz” dediler. 45- Mûsâ da asasını attı. Birden o (yılana dönüşüp) onların göz boyamalarından ibaret şeyleri yakalayıp yutmaya başladı. 46- Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. 47- Dediler ki:“Âlemlerin Rabbine iman ettik” 48- “Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine…” 49- Dedi ki:“Ben size izin vermeden önce mi ona iman ettiniz? Şüphesiz o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bileceksiniz. Andolsun ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi birden asacağım.” 50- Dediler ki:“Olsun, zararı yok. Zaten biz elbette Rabbimize döneceğiz.” 51- “Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin günahlarımızı bağışlayacağını ümit ediyoruz.” 52- Biz Mûsâ’ya:“Kullarımı geceleyin yola çıkar! Şüphesiz siz, takip edileceksiniz” diye vahyettik. 53- Firavun şehirlere toplayıcı adamlar gönderdi. 54- (Dedi ki:)“Gerçekten bunlar, az bir topluluktur.” 55- “Ve onlar bizi gerçekten kızdırdılar.” 56- “Biz ise uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.” 57- Böylece onları (ülkelerindeki) bahçelerden ve pınarlardan çıkardık, 58- Hazinelerden ve güzel konaklardan da… 59- İşte böyle! Ve Biz onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık. 60- Güneş doğarken onların peşine düştüler. 61- İki topluluk birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları:“Kesinlikle bize yetişecekler!” dediler. 62- Dedi ki:“Asla! Şüphesiz Rabbim benimledir. O, bana yol gösterecektir.” 63- Biz de Mûsâ’ya:“Asanla denize vur” diye vahyettik. Ardından deniz yarıldı ve her bir tarafı büyük bir dağ gibi oldu. 64- Diğerlerini de oraya yanaştırdık. 65- Mûsâ’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtardık. 66- Sonra da diğerlerini suda boğduk. 67- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti. 68- Şüphe yok ki Rabbin, Azizdir, Rahimdir.

10. İşte Yüce Allah, onun hakkında şöyle buyrmaktadır: Mûsâ’nın, Allah’ın onunla konuşup ona peygamberlik ve risalet verdiğinde ona yönelik seslenişi zamanındaki o üstün halini hatırla! Ona:“Git, o zalim topluma” demişti. Yeryüzünde büyüklük taslayan, oranın ahalisine karşı büyüklük taslayan ve başlarının da rububiyet iddiasında bulunduğu o topluluğa git. 11. “Firavun’un kavmine… Korkup sakınmazlar mı onlar?” Yani onlara yumuşak sözle ve güzel ifadelerle: Kendilerini yaratan, kendilerini rızıklandırmış bulunan Allah’tan korkmaz mısınız? O’ndan çekinip de bu küfrünüzden vazgeçmez misiniz? de!

12-13. Mûsâ, Rabbine özür beyan ederek, bu ağır yükte kendisine yardımcı vermesi talebinde bulunup “dedi ki: Rabbim, korkarım ki onlar beni yalanlarlar. Benim de göğsüm daralır ve dilim dönmez.” Bir başka yerde Mûsâ’nın şöyle söylediği buyrulmaktadır: “Rabbim göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır ve dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar. Bana ailemden bir yardımcı ver, kardeşim Hârûn’u...”(Tâ-Hâ, 20/25)“Onun için Hârûn’a da risalet ver.” Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu. Mûsâ’ya peygamberlik verdiği gibi kardeşine de peygamberlik verdi. “Onu bana yardımcı olarak gönder.”(el-Kasas, 28/34) Yani bu işimde bana yardımcı olarak gönder. 14. “Ayrıca onlara göre ben” bir Kıpti’yi öldürme meselesinden dolayı “bir suçluyum. O nedenle beni öldürmelerinden de korkuyorum.”

15. “Buyurdu ki: Asla” seni öldürme imkânını bulamayacaklar. Biz size öyle bir güç vereceğiz ki, onlar size kötülük kastıyla yaklaşamayacaklar. Siz ve size tâbi olanlar galip geleceksiniz. Bundan dolayıdır ki Firavun, Mûsâ’ya ileri derecede meydan okumasına, onu kıt akıllıkla, hem onu hem de kavmini sapıklıkla suçlamasına rağmen Mûsâ’ya hiçbir zarar veremedi. “İkiniz” doğruluğunuza ve getirdiğinizin sıhhatine delil olan “âyetlerimizle/mucizelerimizle gidin. Şüphesiz Biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitiriz.” Ben ikinizi de koruyup himaye edeceğim. 16. “İkiniz de Firavuna gidin ve deyin ki: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçileriyiz.” Yani O, sen Rabbimize ve bize iman edesin, Ona ibadete boyun eğip, O’nun tevhidini kabul edesin, diye bizi sana gönderdi. 17. “İsrailoğullarını bizimle gönder, diye (geldik).” Artık onlara yaptığın işkencelere son ver. Onlar üzerindeki baskını kaldır ki, Rab’lerine ibadet etsinler. Dinlerini gereği gibi uygulayabilsinler.

18. Mûsâ ile Hârûn, Firavun’a gelip de Allah’ın kendilerine emrettiklerini söylediklerinde Firavun iman etmedi, yumuşamadı da. Mûsâ’ya şu sözleriyle karşı koymaya kalkıştı:“Çocukken seni yanımızda besleyip büyütmedik mi?” Sana iyilikte bulunarak henüz beşikte küçük bir bebek iken besleyip büyütmedik mi? Bu şekilde uzun bir süre yanımızda kalmadın mı? 19. “Sonunda yapacağını da yaptın.” Kastettiği ise Mûsâ’nın kavminden olan bir kişi, düşmanına karşı ondan yardım istediğinde Mûsâ’nın o Kıptiyi öldürmesidir:“Mûsâ, ona bir yumruk vurmakla ölümüne sebep oldu.”(el-Kasas, 28/15)“Sen bir kafirsin/nankörsün.” Firavun şunu demek istemişti: O sırada senin de yolun da bizim yolumuzdu. Senin tutturduğun yol ile bizim tutturduğumuz yol, küfürde aynı idi. Firavun, bu sözleriyle -Mûsâ küfürden münezzeh olduğu halde- farkına varmadan kendisinin kâfir olduğunu ikrar ve itiraf etmişti. Bunun üzerine Mûsâ ona şöyle cevap verdi:

20-21. “O işi yaptığım sırada ben cahillerden idim.” Yani ben bu işi kâfir olarak işlemedim, aksine bu işi bilmeden, istemeyerek yaptım. Hem ben bunun için Rabbimden mağfiret diledim. O da bana mağfiret buyurdu. “Sizden korkunca da” beni öldürmek için aranızda karar almanız üzerine “aranızdan kaçtım.” ve Medyen’e gittim. Orada yıllarca kaldıktan sonra geri size geldim. Bu esnada “Rabbim bana hüküm/hikmet bağışladı ve beni peygamberlerden kıldı.” zetle Firavun’un Mûsâ’ya karşı itirazı, cahil veya işi cahilliğe vuran birinin itirazı tütürdendir. O, Mûsâ’nın peygamber olamayacağına dair bir kişiyi öldürmüş olmasını sebep göstermeye kalkıştı. Mûsâ da o kimseyi öldürmesinin bizzat öldürme kastı olmaksızın, bilmeden ve hata yoluyla olduğunu açıklamıştı. Şanı Yüce Allah’ın lütfu ise kimseden alıkonamaz. O halde ne diye Yüce Allah’ın bana hikmet ve risalet bağışlamış olmasını imkânsız kabul ediyorsunuz? 22. Geriye ey Firavun, senin:“Çocukken seni yanımızda besleyip büyütmedik mi?” şeklindeki itirazın kalıyor. Aslında biz bu meseleyi iyice tetkik edecek olursak açıkça görülür ki senin başıma kaktığın bu işte, minnet edilecek bir taraf yoktur. Bundan dolayı Mûsâ ona şöyle demişti:“Başıma kaktığın o iyilik ise (aslında bir iyilik değil) senin İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucudur.” Senin bunu başıma nimet diye kakmanın sebebi, İsrailoğullarını kendi işlerinde çalıştırman ve onları kendine adeta köle konumuna getirmendir. Beni ise kendine köleleştirmekten ve işlerinde çalıştırmaktan uzak tuttun; şimdi de bunu başıma kakılacak bir iyilik sayıyorsun. Fakat meselenin düşünülmesi halinde gerçek açıkça ortaya çıkar. Sen aslında bu değerli halka zulmettin, onlara işkenceler uyguladın, onları angarya işlerde çalıştırdın. Yüce Allah, kavmime eziyet etmiş olmana rağmen beni senin eziyetinden kurtardı. Senin bana minnet diye hatırlattığın ve başıma kaktığın bu işin, başa kakılacak tarafı neresidir?

23. “Firavun: Âlemlerin Rabbi (dediğin de) nedir? dedi” Firavun bu sözleriyle zalimce ve büyüklük taslayarak Rabbini inkâra yöneldi. Halbuki o, Mûsâ’nın davet ettiği şeyin doğru olduğuna içten içe kesinlikle inanıyordu. 24. Mûsâ şu cevabı verdi:“Göklerin, yerin ve onlarla arasında bulunanların Rabbidir.” Yani ulvi âlemi ve süfli âlemi yaratıp bütün bu kainatı yöneten, işlerini idare eden ve çeşitli yollarla rububiyeti ile terbiye edendir. Sizler de buna dahilsiniz, ey muhataplar! O halde nasıl olur da bütün varlıkların yaratıcısını, gökleri ve yeri yoktan var edeni nasıl inkâr edebilirsiniz? “Eğer kesin bilgiye sahipseniz (bunun böyle olduğunu anlarsınız)” 25. Firavun ise yüzünü ekşiterek ve hayretle: Bu adamın neler söylediğini “duymuyor musunuz?!” dedi. Bunun üzerine Mûsâ şöyle devam etti:

26. Hayret etseniz de etmeseniz de büyüklük taslasanız da zillet ve itaatle boyun eğseniz de bu gerçek değişmez:“O, hem sizin Rabbiniz, hem de geçmiş atalarınızın Rabbidir.” Firavun hakka karşı inat ederek ve o hakkı getirene de dil uzatarak şöyle dedi: 27. “Çünkü o, bizim izlemekte olduğumuz yoldan farklı bir şey söylüyor. Bizim kabul ettiğimiz hususlarda bize ters düşüyor.” Firavun’a göre akıllılık ve akıllı kimse, kendilerinin yaratılmamış olduklarını yahut göklerle yerin kendilerini var eden bir varlık olmaksızın var olduklarını, bizzat kendilerinin de bir yaratıcı olmaksızın var olduklarını iddia eden kimselerdir. Ona göre akıllılık, her bakımdan eksik bir yaratığın ibadet edilmesini kabul etmek, delilik ise ulvi ve süfli alemin yaratıcısı, gizli ve açık bütün nimetleri ihsan eden bir Rabbin varlığını kabul edip O’na ibadete davet etmektir. Firavun, bu sözlerini kavmine allayıp pulladı. Kavmi de kafalarını kullanmayan kıt akıllı kimselerdi. Böylece o “kavmini hafife aldı, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar fasıklar topluluğu idi.”(ez-Zuhruf, 23/54)

28. Mûsâ aleyhisselam da Firavunun inkârına, âlemlerin Rabbini kabul etmeyişine cevap olmak üzere şöyle dedi:“Doğunun, batının ve onların arasında olanların” yani bütün varlıkların “Rabbidir. Eğer aklınızı kullanırsanız (bunun böyle olduğunu anlarsınız).” İşte ben size asgari bir seviyede akıldan payı bulunan herkesin çok iyi bir şekilde anlayıp kavrayacağı açıklamalarda bulunmuş oldum. Ne diye sizler, size söylediğim bu hususları bilmezlikten, anlamazlıktan geliyorsunuz? u ifadelerde üstü kapalı olarak şuna dikkat çekilmektedir: Mûsâ’ya yönelttiğiniz delilik iftirası, asıl sizin kendinizde var. İnsanlar arasında en üstün akıllı, ilmi en mükemel birisine böyle bir iftirada bulunuyorsunuz. Halbuki bizzat deli olanlar sizlersiniz. Çünkü akıllarınız, varlığı en açık bir gerçek olan zatı, gökleri ve yeri, ikisi arasında bulunanları yaratanı inkâra yeltendi. Siz O’nu inkâr ettiğinize göre neyin varlığını kabul ediyorsunuz ki? Siz bu büyük gerçeği bilmediğinize göre sizin bildiğiniz ne olabilir ki? Siz, O’na ve O’nun âyetlerine iman etmediğinize göre artık Allah’tan ve âyetlerinden başka neye iman edebilirsiniz? Allah’a andolsun ki hayvanlar derecesindeki deliler dahi sizden daha akıllıdır. Meralarda yayılan davarlar bile sizden daha doğru yoldadır.

29. Firavun artık ortaya delil koyamayınca, Mûsâ’ya karşı koymaktan ve herhangi bir açıklama yapmaktan aciz kalınca sahip olduğu gücü kullanarak Mûsâ’ya tehditler savurmaya başladı:“Eğer benden başka bir ilâh edinirsen seni mutlaka hapse tıkarım.” Kahrolasıca; Mûsâ’yı saptıracağını ve kendisinden başka kimseyi ilâh edinmeyeceğini ümit etmişti. Yoksa Mûsâ’nın ve beraberindekilerin yaptıklarında, söylediklerinde basiret üzere olduklarını anlamıştı. 30. Mûsâ ona dedi ki:“Sana (doğruluğumu ispatlayan) apaçık bir şey” yani sana getirdiklerimin doğruluğuna delil teşkil edecek harikulade ve apaçık bir delil göstersem de mi böyle yapacaksın? 31-32. Bu (ثُعۡبَانٞ ) erkek yılandır. “Aşikar” olma niteliği ise herkes tarafından açıkça görülen, hayalî ve yılana benzer bir görüntü değil, gerçek bir yılan demektir. 33. “Elini” koynundan “çıkardı, bir de ne görsünler; o, bakanların önünde bembeyaz parlıyor.” Yani eli, bakanlar tarafından açıkça görünen ve herhangi bir kusur ve hastalık söz konusu olmaksızın büyük bir nur saçıyordu.

Continue in the whole surah's tafsir

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 368

Ash-Shu'araJuz 19 · Page 368

26:20

قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذٗا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ ٢٠

[Moses] said, "I did it, then, while I was of those astray [i.e., ignorant].

26:21

فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمٗا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٢١

So I fled from you when I feared you. Then my Lord granted me judgement [i.e., wisdom and prophethood] and appointed me [as one] of the messengers.

26:22

وَتِلۡكَ نِعۡمَةٞ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٢٢

And is this a favor of which you remind me - that you have enslaved the Children of Israel?"

26:23

قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٢٣

Said Pharaoh, "And what is the Lord of the worlds?"

26:24

قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ٢٤

[Moses] said, "The Lord of the heavens and earth and that between them, if you should be convinced."

26:25

قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ ٢٥

[Pharaoh] said to those around him, "Do you not hear?"

26:26

قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٢٦

[Moses] said, "Your Lord and the Lord of your first forefathers."

26:27

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونٞ ٢٧

[Pharaoh] said,1 "Indeed, your 'messenger' who has been sent to you is mad."

1 translator’s note
  1. Angrily addressing those present. ↩

26:28

قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ ٢٨

[Moses] said, "Lord of the east and the west and that between them, if you were to reason."

26:29

قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ ٢٩

[Pharaoh] said, "If you take a god other than me, I will surely place you among those imprisoned."

26:30

قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءٖ مُّبِينٖ ٣٠

[Moses] said, "Even if I brought you something [i.e., proof] manifest?"

26:31

قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ٣١

[Pharaoh] said, "Then bring it, if you should be of the truthful."

26:32

فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانٞ مُّبِينٞ ٣٢

So [Moses] threw his staff, and suddenly it was a serpent manifest.1

1 translator’s note
  1. i.e., clearly genuine. ↩

26:33

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ ٣٣

And he drew out his hand; thereupon it was white for the observers.

26:34

قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٞ ٣٤

[Pharaoh] said to the eminent ones around him, "Indeed, this is a learned magician.

26:35

يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ ٣٥

He wants to drive you out of your land by his magic, so what do you advise?"

26:36

قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ ٣٦

They said, "Postpone [the matter of] him and his brother and send among the cities gatherers

26:37

يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٖ ٣٧

Who will bring you every learned, skilled magician."

26:38

فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ ٣٨

So the magicians were assembled for the appointment of a well-known day.1

1 translator’s note
  1. i.e., the morning of the day of festival. See 20:58-59. ↩

26:39

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ ٣٩

And it was said to the people, "Will you congregate

Translation: Saheeh International · Text and layout: Quran Foundation · Mushaf fonts: King Fahd Complex, provided by Quran Foundation · Privacy

As-Sa'diTafsir · 26:21

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском