Ash-Shu'ara 26:214
The Poets · Juz 19 · Page 376
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ ٢١٤
And warn, [O Muḥammad], your closest kindred.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 26:213–216
213- O halde Allah ile birlikte başka bir ilâha dua/ibadet etme! Yoksa azap edilenlerden olursun. 214- En yakın akrabanı uyar! 215- Sana tâbi olan mü’minlere de kanadını ger. 216- Şayet sana isyan ederlerse:“Şüphesiz ben yaptıklarınızdan uzağım” de.
213. Yüce Allah, asıl olarak rasûlüne, bu konuda onu örnek almaları için de ümmetine Allah’ın dışında herhangi bir varlığa dua ve ibadet etmeyi yasaklamakta, ve bunun ebedi bir azabı ve sonu gelmez bir cezayı gerektirdiğini haber vermektedir. Çünkü bu, şirktir. “Kim de Allah’a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer ateştir.”(el-Maide, 5/72) Bir şeyin yasaklanması ise O’nun zıttının emredilmesi demektir. Şirkin yasaklanması da yalnızca Yüce Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın, severek, azabından korkarak, mükâfatını ümit ederek, O’nun önünde zilletle eğilerek ve bütün vakitlerde yalnızca O’na yönelerek ihlasla ibadeti emretmek demektir. üce Allah, nefsindeki kemale rağmen ona bu emri verdikten sonra başkasını da kemale erdirmesini emrederek şöyle buyurmaktadır:
214. İnsanlar arasında sana en yakın, dini ve dünyevi iyiliklerine herkesten daha çok hak sahibi olan “en yakın akrabanı uyar!” Bu, bütün insanları uyarmakla emrolunmuş olmasına aykırı değildir. Nitekim birine bütün insanlara iyilik yapması emredilse sonra da “Yakın akrabana da iyilik et” dense, bu özel emir, o hususa fazlasıyla teşvik ve bir pekiştir olur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu ilâhi emre uyarak Kureyşin tüm kollarını davet etti. Genel olarak da özel olarak da onları uyardı, gücünün yettiği kadarıyla onlara öğüt verdi, nasihat etti. Hepsini hidâyete çağırdı. Neye gücü yetiyorsa bu konuda hepsini yaptı. Nihâyet hidâyet bulan buldu, yüz çeviren de yüz çevirdi.
215. Yumuşak davranmak, onlara güzel hitaplarda bulunmak, sevgi göstermek, onları sevmek, onlara güzel ahlâkla ve iyi davranmak sûretiyle “sana tâbi olan mü’minlere de kanadını ger.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bunu yerine getirmiştir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba, katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı! Artık onları bağışla, onlara affedilmeleri için Allah’tan mağfiret dile! Ve iş hususunda onlarla istişare et.”(Âli İmran, 3/159) İşte Peygamberin ahlâkı bu idi, onun ahlâkı pek büyük maslahatları gerçekleştiren ve zararları def eden mükemmel bir ahlâktı. Zaten bu, açıkça görülen bir şeydir. Allah’a ve Rasûlüne iman edip ona uyduğunu ve onun peşinden gittiğini söyleyen bir kimsenin, müslümanların sırtına bir yük, kötü ahlâklı, sert tabiatlı, kaba, haşin ve katı yürekli olması yakışır mı? Mü’minlerden bir masiyet yahut bir su-i edep görecek olursa onlara kızıp öfkelenmesi uygun mudur? Hiç yumuşamamak, edepsiz ve arayı bulmaya yanaşmayan bir tabiata sahip olmak ona yakışır mı? Bu kabil davranışlardan öyle kötülükler ortaya çıkmış, öyle maslahatlar askıya alınmıştır ki sorma gitsin! Bununla birlikte böyle bir kimsenin, o şerefli ve yüce Rasûlün vasıflarına sahip olan kimseyi hakir gördüğünü, onu iki yüzlülükle, başkalarına yağcılık yapmakla itham ettiğini, buna karşılık kendisini üstün tutup amelini de beğendiğini görürsün. Onun bu davranışının cahilliğinden ve şeytanın ona bu tür bir davranışı süslü gösterip onu aldatmasından başka bir şekilde izah edilmesi mümkün müdür? Bundan dolayı Yüce Allah, o yüce Rasûle şöyle buyurmaktadır:
216. “Şayet sana” herhangi bir hususta karşı gelerek “isyan ederlerse” onlardan uzaklaşıp ilişkilerini koparma, onlara alçak gönüllü hareket ederek şefkat kanatlarını indirmeyi, yumuşak davranmayı terk etme! Aksine sen, onların amellerinden uzak olduğunu ortaya koy. Bundan dolayı da onlara öğüt ver, nasihatte bulun. Bu isyandan onları geri çevirmek ve ondan tevbe etmelerini sağlamak için de bütün gücünü ortaya koy. Bu buyruk, Yüce Allah’ın:“Mü’minlere de kanadını ger” buyruğundan, mü’min oldukları sürece yaptıkları her bir işe razı olmasının gerektiği şeklindeki bir yalnış anlamaya meydan vermemek içindir. Bu buyruk ile böyle bir yanlış anlama önlenmiş olmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Page 376
26:207
مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ ٢٠٧
They would not be availed by the enjoyment with which they were provided.
26:208
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ ٢٠٨
And We did not destroy any city except that it had warners
26:209
ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ٢٠٩
As a reminder; and never have We been unjust.
26:210
وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ ٢١٠
And the devils have not brought it [i.e., the revelation] down.1
1 translator’s note
- As was asserted by the disbelievers. Rather, it was brought by Gabriel, the Trustworthy Spirit. ↩
26:211
وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ ٢١١
It is not allowable for them, nor would they be able.
26:212
إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ ٢١٢
Indeed they, from [its] hearing, are removed.1
1 translator’s note
- As mentioned in 72:9. ↩
26:213
فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ ٢١٣
So do not invoke1 with Allāh another deity and [thus] be among the punished.
1 translator’s note
- Or "worship." ↩
26:214
وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ ٢١٤
And warn, [O Muḥammad], your closest kindred.
26:215
وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٢١٥
And lower your wing [i.e., show kindness] to those who follow you of the believers.
26:216
فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءٞ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ ٢١٦
And if they disobey you, then say, "Indeed, I am disassociated from what you are doing."
26:217
وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ٢١٧
And rely upon the Exalted in Might, the Merciful,
26:218
ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ ٢١٨
Who sees you when you arise1
1 translator’s note
- From your bed at night for prayer while you are alone. ↩
26:219
وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّٰجِدِينَ ٢١٩
And your movement among those who prostrate.1
1 translator’s note
- i.e., among those who pray with you in congregation. ↩
26:220
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ٢٢٠
Indeed, He is the Hearing, the Knowing.
26:221
هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ ٢٢١
Shall I inform you upon whom the devils descend?
26:222
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٖ ٢٢٢
They descend upon every sinful liar.
26:223
يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ ٢٢٣
They pass on what is heard,1 and most of them are liars.
1 translator’s note
- This was before they were prevented, as described in 72:8-9. ↩
26:224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ ٢٢٤
And the poets - [only] the deviators follow them.
26:225
أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادٖ يَهِيمُونَ ٢٢٥
Do you not see that in every valley they roam1
1 translator’s note
- Speaking lies indiscriminately and praising and disparaging others according to whim. ↩
26:226
وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ ٢٢٦
And that they say what they do not do? -
26:227
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرٗا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبٖ يَنقَلِبُونَ ٢٢٧
Except those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allāh often and defend [the Muslims]1 after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned.
1 translator’s note
- By replying through poetry to the attacks of hostile poets. ↩