Ash-Shu'araJuz 19 · Page 367

Ash-Shu'ara 26:3

The Poets · Juz 19 · Page 367

لَعَلَّكَ بَٰخِعٞ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ ٣

Perhaps, [O Muḥammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 26:1–9

1- Tâ, Sîn, Mîm. 2- Bunlar apaçık Kitabın âyetleridir. 3- Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin. 4- Eğer istesek gökten üzerlerine bir mucize indiririz de onun karşısında (ister istemez) boyun bükerler. 5- Onlara Rahman’dan yeni bir öğüt geldiği her seferinde mutlaka ondan yüz çevirirler. 6- İşte onlar (hakkı) yalanladılar. O nedenle alay etmekte oldukları şeyin haberleri yakında kendilerine gelecektir. 7- Yeryüzüne bakmazlar mı ki Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik. 8- Şüphesiz bunda bir işaret/delil vardır. Ama onların çoğu mü’min olmazlar. 9- Gerçekten Rabbin, Aziz ve Rahimdir.

(Mekke’de inmiştir. 227 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Yaratıcı, apaçık ve açıklayıcı, ilâhî bütün istekleri, şer’î bütün maksatları gösteren bu Kitab’ın âyetlerinin ta’zim edilmesine delil olacak bir işarette bulunmaktadır. Bu Kitab’ın âyetlerine dikkatle bakan bir kimse, hiçbir şekilde bu Kitabın verdiği haberler yahut hükümler hakkında en ufak bir şüphe ve tereddüde kapılmaz. Çünkü bu Kitap gâyet açıktır. O, en şerefli ve üstün manalara delâlet etmektedir. Ayrıca koyduğu hükümlerin hikmetini ve bağlantılı olduğu münasebeti de açıkça ortaya koymaktadır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bu Kitap ile insanları uyarıp korkutuyor, bu Kitap ile dosdoğru yola iletiyordu. Bu Kitap sayesinde Allah’ın takvâ sahibi kulları doğru yolu buluyor; ancak haklarında bedbahtlığın takdir edildiği kimseler de bu Kitaptan yüz çeviriyorlardı. Bundan dolayı Peygamberimiz de iman etmeyişlerine, samimi olarak iyiliklerini istemedeki aşırı tutkusu dolayısı ile oldukça ileri derecede üzülüyordu. Bundan dolayı Yüce Allah peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:

3. “Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin.” Kendini o kadar sıkıntıya sokuyorsun ki neredeyse kendini helâk edeceksin. Böyle yapma, onlar iman etmiyorlar diye duyduğun üzüntü sebebiyle kendini yiyip tüketme. Çünkü hidâyet Allah’ın elindedir. Sen üzerindeki tebliğ vazifeni eksiksiz yerine getirmiş bulunuyorsun. Bu Kur’ân-ı Kerîm’in ötesinde bir mucize olamaz ki biz iman etmeleri için onlara onu indirelim. Şüphesiz hidâyeti bulmak için bu Kur’ân-ı Kerîm yeterlidir, tatmin edicidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

4. “Eğer istesek gökten üzerlerine” gönderilmesini teklif ettikleri mucizelerden “bir mucize indiririz de” yalanlayanlar “onun karşısında (ister istemez) boyun bükerler.” Ancak buna ihtiyaç yoktur. Bunda bir maslahat da bulunmamaktadır. Çünkü o vakit iman etmelerinin hiç faydası olmaz. Zira fayda sağlayan iman, gıyaben/görmeden yapılan imandır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onlar kendilerine meleklerin gelmesinden yahut Rabbinin gelmesinden yahut Rabbinin âyetlerinin birisinin gelmesinden başkasını mı bekliyorlar? Rabbinin âyetlerinden biri geldiği gün daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye imanı fayda vermez.”(el-En’am 6/158)

5. “Onlara Rahman’dan” kendilerine emirler veren, yasaklar koyan, onlara neyin fayda vereceğini, neyin de zararlı olacağını hatırlatan “yeni bir öğüt geldiği her seferinde mutlaka ondan” hem kalpleriyle hem bedenleriyle “yüz çevirirler.” Bu yeni gelen öğütten yüz çevirişleri bu şekildedir. Genelde yeni gelen bir öğüt de öncekinden daha beliğ ve etkili olur. Bundan dahi yüz çevirdiklerine göre gelecek başka öğütlerden yüz çevirmemeleri mümkün mü? Bunun sebebi ise onlarda hayır namına hiç şeyin olmaması, öğütlerin onlara fayda sağlamamasıdır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

6. “İşte onlar” hakkı “yalanladılar.” Yalanlamak, onların değişmez ve vazgeçilmez bir karakteri haline gelmiştir. “O nedenle alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine yakında gelecektir.” Onların: Yalandır, dedikleri azap, pek yakında başlarına gelecek, onları bulacaktır. Çünkü azap sözü onlara hak olmuştur.

7. Yüce Allah kişiye fayda sağlayan tefekküre dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır:“Yeryüzüne bakmazlar mı ki, biz orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik.” Bütün bitki türlerinden hem görünüşleri güzel, hem de pek faydalı bitkiler bitirdik.

8. “Şüphesiz bunda” Yüce Allah’ın ölüleri ölümlerinden sonra diriltmesine dair “bir işaret/delil” bir belge “vardır.” O, yeri ölümünden sonra dirilttiği gibi ölüleri de diriltecektir. “Ama onların çoğu mü’min olmazlar.” Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir: “Sen ne kadar hırs göstersen de insanların çoğu iman etmezler.”(Yusuf, 12/103)

9. “Gerçekten Rabbin” bütün mahlukatı emri altına alan, ulvi alemin de süfli alemin de kendisine itaat ettiği “Aziz” ve rahmeti her şeyi kuşatmış, lütuf ve ihsanı bütün canlılara erişmiş “Rahimdir.” O, öyle Azizdir ki bedbaht olanları çeşitli azap ve cezalarla helâk etmiştir. Bahtiyar mü’minlere de öyle merhametlidir ki onları her türlü kötülük ve beladan kurtarmıştır.

Yüce Yaratıcı Kur’ân-ı Kerîm’de Mûsâ aleyhisselam’ın kıssasını, başka kıssalardan daha çok tekrarlamıştır. Çünkü bu kıssa, pek büyük hikmet ve ibretleri ihtiva eder. Bu kıssada Mûsâ’nın zalimlerle ve mü’minlerle başından geçenlere dair haberler vardır. Mûsâ büyük bir şeriatın sahibidir. Kur’ân-ı Kerîm’den sonra ilâhi kitabların en faziletlisi olan Tevrat da ona indirilmiştir.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 367

Ash-Shu'araJuz 19 · Page 367

سورة الشعراء

Ash-Shu'ara

The Poets · Meccan · 227 ayahs

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

26:1

طسٓمٓ ١

Ṭā, Seen, Meem.1

1 translator’s note
  1. See footnote to 2:1. ↩

26:2

تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ ٢

These are the verses of the clear Book.

26:3

لَعَلَّكَ بَٰخِعٞ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ ٣

Perhaps, [O Muḥammad], you would kill yourself with grief that they will not be believers.

26:4

إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةٗ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ ٤

If We willed, We could send down to them from the sky a sign for which their necks would remain humbled.1

1 translator’s note
  1. i.e., they would be compelled to believe. ↩

26:5

وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرٖ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ ٥

And no mention [i.e., revelation] comes to them anew from the Most Merciful except that they turn away from it.

26:6

فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٦

For they have already denied, but there will come to them the news of that which they used to ridicule.

26:7

أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجٖ كَرِيمٍ ٧

Did they not look at the earth - how much We have produced therein from every noble kind?

26:8

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ٨

Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

26:9

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٩

And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

26:10

وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ١٠

And [mention] when your Lord called Moses, [saying], "Go to the wrongdoing people -

26:11

قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ ١١

The people of Pharaoh. Will they not fear Allāh?"

26:12

قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ ١٢

He said, "My Lord, indeed I fear that they will deny me

26:13

وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ ١٣

And that my breast will tighten and my tongue will not be fluent, so send for Aaron.

26:14

وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبٞ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ ١٤

And they have upon me a [claim due to] sin, so I fear that they will kill me."

26:15

قَالَ كـَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ ١٥

[Allāh] said, "No. Go both of you with Our signs; indeed, We are with you, listening.

26:16

فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ١٦

Go to Pharaoh and say, 'We are the messengers1 of the Lord of the worlds,

1 translator’s note
  1. The singular form in Arabic indicates that both were sent with a single message. ↩

26:17

أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ١٧

[Commanded to say], "Send with us the Children of Israel."'"

26:18

قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدٗا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ ١٨

[Pharaoh] said, "Did we not raise you among us as a child, and you remained among us for years of your life?

26:19

وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ ١٩

And [then] you did your deed which you did,1 and you were of the ungrateful."

1 translator’s note
  1. i.e., striking the Copt, who died as a result. ↩
As-Sa'diTafsir · 26:3

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском