Al-QasasJuz 20 · Page 387

Al-Qasas 28:21

The Stories · Juz 20 · Page 387

فَخَرَجَ مِنۡهَا خَآئِفٗا يَتَرَقَّبُۖ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢١

So he left it, fearful and anticipating [apprehension]. He said, "My Lord, save me from the wrongdoing people."

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 28:1–51

1- Tâ, Sîn, Mîm. 2- Bunlar, apaçık/açıklayıcı Kitabın âyetleridir. 3- İman eden bir toplum için Biz, sana Mûsâ ve Firavun’un kıssasından bir bölümü gerçek şekliyle okuyacağız. 4- Firavun ülkede üstünlük sağlayıp zorbalık yaptı ve oranın ahalisini farklı gruplara ayırdı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor ve kadınlarını da hayatta bırakıyordu. Gerçekten o, bozgunculardan idi. 5- Biz ise o ülkede ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (mukaddes topraklara) varis kılmak istiyorduk. 6- Yine onlara o ülkede güç ve imkân verelim; Firavun’a, Haman’a ve ordularına da onlardan yana çekindikleri o (kötü sonu) gösterelim (istiyorduk). 7- Mûsâ’nın anasına şöyle ilham ettik:“Onu emzir. Onun hakkında bir endişeye kapılırsan onu nehre bırak. Korkma ve üzülme! Çünkü Biz, seni ona kavuşturacağız ve onu peygamberlerden kılacağız.” 8- Böylece Firavun hanedanı onu (Nil’de) bulup sonunda kendilerine düşman ve keder olacağından (habersiz bir şekilde) yanlarına aldılar. Gerçekten Firavun, Hâmân ve o ikisinin orduları günahkar kimselerdi. 9- Firavun’un hanımı dedi ki:“(Bu bebek) benim için de senin için de bir sevinç kaynağıdır. Onu öldürmeyin; belki bize faydalı olur yahut da onu evlat ediniriz.” Onlar (işin) farkında değillerdi. 10- Mûsâ’nın (tasası) anasının yüreğini (öyle bir kapladı ki orada onun dışında hiçbir şeye) yer kalmadı. Şâyet (Allah'ın vaadine) inananlardan olsun diye kalbini pekiştirmeseydik az kalsın bu durumu açıklayıverecekti. 11- Anası, (Musa’nın) kızkardeşine: “Onu takip et!” dedi. O da onlar farkında olmadan onu uzaktan gözetledi. 12- Bundan önce biz, onun sütanneleri emmesini engellemiştik. Bunun üzerine (kızkardeşi): “Sizin için onun bakımını üstlenecek hem de ona iyi bakacak bir aile göstereyim mi?” dedi. 13- Böylece anasını ona kavuşturduk ki gözü aydın olsun da üzülmesin ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin. Fakat onların çoğu bilmezler. 14- Ergenlik çağına varıp olgunlaşınca ona hüküm/hikmet ve ilim verdik. İşte ihsan sahiplerini biz, böyle mükâfatlandırırız. 15- (Bir defasında Musa) şehre ahalisinin haberi olmadığı bir vakitte girdi ve orada birbiri ile dövüşen iki adam gördü. Biri kendi kavminden, diğeri ise düşmanlarından idi. Kavminden olan, düşmanından olana karşı kendisinden yardım istedi. Bunun üzerine Mûsâ ona bir yumruk attı ve (istemeden) onu öldürdü. “Bu, şeytanın işidir. Şüphesiz ki o, apaçık saptırıcı bir düşmandır” dedi. 16- “Rabbim, gerçekten ben nefsime zulmettim. Onun için beni bağışla” dedi. Allah da onu bağışladı. Zira O, Ğafûrdur, Rahîmdir. 17- Dedi ki:“Rabbim, bana verdiğin nimetlere karşılık artık asla günahkârlara arka çıkmayacağım.” 18- Böylece şehirde korku içinde (etrafı) gözetleyerek sabahı etti ve bir de baktı ki dün kendisinden yardım isteyen kişi, yine ondan imdat diliyor! Mûsâ ona:“Gerçekten sen besbelli azgın bir kimsesin” dedi. 19- Musa, ikisinin de düşmanı olan kişiyi yakalamak isteyince o kişi dedi ki:“Ey Mûsâ! Dün bir kişiyi öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? (Anlaşılan) sen bu ülkede ancak bir zorba olmak istiyorsun. Islâha çalışanlardan olmak istemiyorsun.” 20- Derken şehrin uzak köşesinden bir adam koşarak geldi. Dedi ki:“Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında görüşüyorlar. Derhal (şehirden) ayrıl! Gerçekten ben senin iyiliğin için öğüt veriyorum.” 21- Bunun üzerine Musa korku içinde (etrafı) gözetleyerek şehirden ayrıldı. “Rabbim, beni zalimler topluluğundan kurtar” dedi. 22- Medyen’e doğru yönelince:“Umarım Rabbim bana doğru yolu gösterir” dedi. 23- Medyen suyuna varınca onun başında (hayvanlarını) sulayan bir grup insan gördü. Onların berisinde de (hayvanlarını suya gitmekten) alıkoyan iki hanım gördü. “Neyiniz var (niye hayvanları sulamıyorsunuz)?” dedi. Onlar da:“Çobanlar (hayvanlarını) sulayıp gitmedikçe biz (aralarına sokulup hayvanlarımızı) sulamayız. Babamız da çok yaşlı bir ihtiyardır” dediler. 24- Bunun üzerine Musa, onların yerine (hayvanlarını) suladı. Sonra da bir gölgeye çekilip:“Rabbim, doğrusu bana göndereceğin her tür hayra muhtacım” dedi. 25- Derken o iki hanımdan biri, haya içerisinde yürüyerek ona gelip:“Babam, bizim yerimize sulamanın ücretini sana vermek için seni çağırıyor” dedi. Musa da onun yanına gidip (başından geçen) olayı ona anlatınca o: “Korkma! O zalim toplumdan kurtuldun” dedi. 26- O iki hanımdan biri dedi ki:“Babacığım, onu ücretle tut. Çünkü senin ücretle tutacağın en iyi kişi, güçlü ve güvenilir olandır (ki bu da öyledir).” 27- Dedi ki:“Sekiz yıl bana ücretle çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer (bu süreyi) on yıla tamamlarsan bu, senin bir iyiliğin olur. Bununla beraber sana zorluk çıkarmak istemem. İnşaallah benim iyi biri olduğumu göreceksin.” 28- Dedi ki:“Bu, seninle benim aramda (bir sözleşmedir). İki süreden hangisini doldurursam doldurayım (sözümü tutmuş olurum ve) bana bir haksızlık yapılamaz. Allah da söylediklerimize şahittir.” 29- Mûsâ, süreyi doldurup ailesi ile yola çıkınca Tûr’un yan tarafında bir ateş fark etti. Ailesine:“Siz (burada) durun. Benim gözüme bir ateş ilişti. (Gideyim de) belki size oradan bir haber veya ısınmanız için bir parça ateş getiririm” dedi. 30- Oraya varınca o mübarek bölgedeki vadinin sağ yanında bulunan o ağaçtan ona şöyle nida edildi:“Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, alemlerin Rabbi Allah’ım!” 31- Asanı (yere) at.” (Atıp da) onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasına bile bakmadan dönüp kaçmaya başladı. “Ey Mûsâ! Geri gel ve korkma! Çünkü sen güven içinde olanlardansın.” 32- “Elini yakandan içeri sok da hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın. Korkudan dolayı (açılan) kolunu kendine çek. İşte bunlar, Firavun’a ve ileri gelenlerine karşı Rabbinden iki delildir. Şüphesiz onlar fasık bir toplumdur.” 33- Dedi ki:“Rabbim! Ben onlardan bir kişi öldürmüştüm. O nedenle beni öldürmelerinden korkuyorum.” 34- “Kardeşim Hârûn’un dili de benden daha akıcıdır. O nedenle onu da beni tasdik edecek bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.” 35- Buyurdu ki:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve ikinize öyle bir güç vereceğiz ki onlar size ilişemeyecekler. Âyetlerimiz/mucizelerimiz sayesinde siz ve size uyanlar, galip geleceksiniz.” 36- Mûsâ, onlara apaçık âyetlerimizi/mucizelerimizi getirince dediler ki:“Bu, ancak düzmece bir sihirdir. Ayrıca biz, önceki atalarımız arasında da böyle bir şey işitmedik.” 37- Mûsâ dedi ki:“Rabbim, kendi katından olan hidâyeti kimin getirdiğini de dünya yurdunun (güzel) âkıbetinin kimin olacağını da çok iyi bilir. Doğrusu zalimler iflah olmazlar.” 38- Firavun dedi ki:“Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. O halde ey Hâmân, benim için çamura (tuğla yapmak için) ateş yak da bana yüksek bir kule yap. Belki (ona çıkıp) Mûsâ’nın ilâhını görürüm. Zira ben, onun kesinlikle yalancılardan olduğunu düşünüyorum.” 39- O da orduları da o ülkede haksız yere büyüklendiler ve bize döndürülmeyeceklerini sandılar. 40- Bunun üzerine biz de onu ve ordularını yakalayıp denize attık. Zalimlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna bir bak! 41- Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık. Kıyamet gününde onlara yardım da edilmez. 42- Bu dünyada peşlerine bir lânet taktık. Kıyamet gününde ise onlar, iğrenilen kimselerden olacaklardır. 43- Andolsun ilk nesilleri helâk ettikten sonra Mûsâ’ya, insanlar için basiret, hidâyet ve rahmet olmak üzere Kitabı verdik ki düşünüp öğüt alsınlar. 44- Biz, Mûsâ’ya o (peygamberlik) görevini verdiğimizde sen, (o dağın) batı tarafında değildin. Sen (bu olaya) tanık olanlardan da değildin. 45- Fakat Biz (Musa’dan sonra) nice nesiller yarattık da onlar (rahat içinde) uzun ömürler sürdüler (ve hep böyle gidecek sandılar). Yine sen Meyden halkı arasında yaşamış ve âyetlerimizi onlara okuyup da (bu kıssayı onlardan öğrenmiş) biri de değilsin. Fakat (bunları vahiy yoluyla sana) gönderen Biziz. 46- Biz (Musa’ya) seslendiğimizde sen, Tûr’un yanında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarasın diye (biz seni peygamber olarak gönderdik) ki düşünüp öğüt alsınlar. 47- Eğer kendi işledikleri sebebiyle başlarına bir musibet/azap geldiğinde:“Rabbimiz! Bize (de) bir peygamber gönderseydin de senin âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı (seni göndermezdik). 48- Ama onlara katımızdan hak gelince:“Mûsâ’ya verilenlerin benzeri ona da verilmeli değil miydi?” dediler. Acaba daha önce Mûsâ’ya verilenleri inkâr etmemişler miydi? Nitekim “Birbirini destekleyen iki sihir” demişlerdi. Yine “Biz hepsini inkâr ediyoruz.” da demişlerdi. 49- De ki:“Eğer doğru söylüyorsanız o halde Allah katından o ikisinden daha doğru bir kitap getirin de ben de ona uyayım.” 50- Eğer sana (bu isteğini yerine getirerek) karşılık vermezlerse bil ki onlar, sadece hevâlarına uymaktadırlar. Allah’tan bir hidâyet olmaksızın hevâsına uyandan daha sapık kim olabilir ki? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez. 51- Andolsun ki Biz düşünüp öğüt alırlar diye onlara sözü (Kur'ân ayetlerini) birbiri ardınca ulaştırdık.

(Mekke’de inmiştir. 88 âyettir)

1-2. Tazim edilmeye, saygı ve hürmete layık olan bu ayetler, kulların gerek duyacakları her bir hususu “açıklayıcı Kitabın âyetleridir.” Bu kitap, kulların gerek duydukları; Rablerini bilip tanımak, haklarını öğrenmek, O’nun dost ve düşmanlarını bilmek, geçmiş kavimlerin başına getirdiği önemli vakaları, O’nun ibret alınması gereken günlerini, amellerin mükâfat ve cezası vb. gibi hususları açıklar. u Kur’ân-ı Kerîm, bütün bunları en ileri derecede açıklamış, kullara bütün bu hususları açık seçik göstermiş, izah etmiştir. Bu yüce Kitabın açıkladığı hususlar arasında Mûsâ ve Firavun kıssası da vardır. Bu kıssayı bir kaç yerde tekrarlamış ve söz konusu etmiştir ki burada da bu kıssayı genişçe ele alarak şöyle buyurmaktadır:

3. “İman eden bir toplum için...” Hitap onlaradır. Bu sözler, onlara söylenmiştir. Çünkü onlar, sahip oldukları iman sayesinde bu hususlar üzerinde dikkatle düşünmeye yönelirler, onu kabul ile karşılar ve ibret alınacak taraflarından da ibret alarak yollarını belirlerler. Bu sayede iman ve yakinleri daha bir artar, sahip oldukları hayırlara hayır katarlar. nların dışında kalanlara gelince onlar, bu buyruklardan gereği gibi istifade etmezler. Bu buyruklar ile sadece onlara karşı mazeret kapısını kapatan deliller ortaya konmuş olur. anı Yüce Allah, -inkarları sebebiyle- bu Kitabını onlara karşı korumuş ve onunla onlar arasına onu gereği gibi anlamalarını önleyecek bir perde koymuştur. “Biz sana Mûsâ ve Firavun’un kıssasından bir bölümü gerçek şekliyle okuyacağız.” Çünkü onların haberleri oldukça ilginç ve hayret edilecek hususları ihtiva etmektedir. İşte bu kıssa şöyle başlamaktadır:

4. “Firavun ülkede üstünlük sağlayıp” Mülkünde, saltanatında, askerleri arasında ve yönetiminde “zorbalık yaptı.” O bakımdan o, orada üstün ve yüce olanlardan değil, zorbalık edeblerden olmuştu. “Oranın ahalisini” darmadağınık ve birbirinden ayrı “farklı gruplara ayırdı.” Onlar hakkında keyfine göre tasarrufta bulunarak dilediği şekilde onlara baskı ve zulüm uyguluyordu. “Onlardan bir kesimi eziyor…” Bu kesim, Yüce Allah’ın kendilerini çağdaşları olan insanlara üstün kıldığı ve aslında Firavun’un kendilerine ikramda kusur etmemesi ve onlara gereken şekilde saygı göstermesi gereken İsrailoğullarıydı. Halbuki Firavun, onları eziyordu. Çünkü onların, kendisinin uygulamalarına karşı koruyabilecek bir güçlerinin olmadığını görmüştü. O bakımdan onlara hiçbir şekilde önemsemiyordu. nlara yaptığı uygulamalarla “oğullarını boğazlıyor ve kadınlarını da hayatta bırakıyordu.” Durum bu hale kadar ulaşmıştı. Bunu da onların çoğalıp kendi topraklarında kendilerini geriletmelerinden ve yönetimi ellerine geçirmelerinden korktuğu için yapmıştı. “Gerçekten o” dini ıslah etmek, dünya işlerini de düzene koyma maksadı gütmeyen “bozgunculardan idi.” Bu onun yeryüzündeki fesatlarının bir parçası idi.

5. “Biz ise o ülkede ezilenlere” onların ezilmesine sebep teşkil eden hususları ortadan kaldırmak, onlara karşı direnenleri helâk etmek, onlara karşı çıkanları yardımsız ve güçsüz kılmak sureti ile “lütufta bulunmak, onları” dinde “önderler yapmak ve onları” yeryüzünde, âhiretten önce dünyada güzel âkıbete sahip olmak sureti ile “varis kılmak istiyorduk.” Önder olmak ise zayıflık hali ile birlikte gerçekleşmez. O bakımdan bu, yeryüzünde tam bir güç, iktidar ve imkan sahibi kılınmayı kılınmayı gerektiriyordu.

6. “Yine onlara o ülkede güç ve imkân verelim…” İşte şanı Yüce Allah, bütün bunları gerçekleştirmeyi murad etmişti ve iradesi ile de bunları yerine getirdi. ynı şekilde “Firavun’a”, onun veziri “Hâmân’a ve” kendileri vasıtası ile güç ve kudret sahibi oldukları, onlarla bölgeleri ele geçirip üstünlük sağlayarak azdıkları “ordularına da, onlardan” yani ezdikleri o kesimden “yana çekindikleri” yurtlarından çıkarılmak vb. gibi “o (kötü sonu) gösterelim” istiyorduk. Nitekim Firavun ve kavminin, İsrailoğullarını toptan imha etmeyip de sadece güçlerini kırmalarının ve kuvvet kaynağı olan evlatlarını öldürmelerinin sebebi de bu korku idi. üce Allah işte bütün bunları gerçekleştirmeyi murad etmişti. O, bir işi gerçekleştirmeyi diledi mi sebeplerini kolaylaştırır, yollarını açar. Bu iş de böyle idi. O, bu ilâhî maksada ulaştıracak sebepleri dostlarının da düşmanlarının da aklına gelmeyecek bir şekilde takdir etti ve uygulamaya koydu ki bunların ilki, şanı Yüce Allah'ın İsrailoğullarının kurtarıcısı olarak takdir etmiş olduğu rasûlü Mûsâ’yı yaratmasıdır.

7. Mûsâ aleyhisselam’ın dünyaya gelişi oldukça korkunç bir dönem olan oğulların boğazlandığı döneme rastgelmişti. Yüce Allah da annesine onu emzirmesini ve bir süre yanında tutmasını ilham etmişti. “Onun hakkında bir endişeye kapılırsan” yani herhangi bir kimsenin Mûsâ’nın doğum haberini onlara ulaştıracağını sezecek olursan kapalı bir sandık içinde “onu nehre” Mısır’daki Nil nehrine “bırak. Korkma ve üzülme! Çünkü Biz, seni ona kavuşturacağız ve onu peygamberlerden kılacağız.” üce Allah, ona oğlunu geri döndüreceğini, büyüyüp onların tuzaklarından kurtulacağını ve Allah’ın onu bir peygamber kılacağını müjdelemişti. Bu ise en üstün ve en değerli müjdelerdendir. ûsâ’nın annesine bu müjdenin verilmesi, kalbinin rahat bulması, endişe ve tedirginliğinin gitmesi içindi.

Continue in the whole surah's tafsir

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 387

Al-QasasJuz 20 · Page 387

28:14

وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَٱسۡتَوَىٰٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمٗا وَعِلۡمٗاۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ ١٤

And when he attained his full strength and was [mentally] mature, We bestowed upon him judgement and knowledge. And thus do We reward the doers of good.

28:15

وَدَخَلَ ٱلۡمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفۡلَةٖ مِّنۡ أَهۡلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيۡنِ يَقۡتَتِلَانِ هَٰذَا مِن شِيعَتِهِۦ وَهَٰذَا مِنۡ عَدُوِّهِۦۖ فَٱسۡتَغَٰثَهُ ٱلَّذِي مِن شِيعَتِهِۦ عَلَى ٱلَّذِي مِنۡ عَدُوِّهِۦ فَوَكَزَهُۥ مُوسَىٰ فَقَضَىٰ عَلَيۡهِۖ قَالَ هَٰذَا مِنۡ عَمَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّهُۥ عَدُوّٞ مُّضِلّٞ مُّبِينٞ ١٥

And he entered the city at a time of inattention by its people1 and found therein two men fighting: one from his faction and one from among his enemy. And the one from his faction called for help to him against the one from his enemy, so Moses struck him and [unintentionally] killed him. [Moses] said, "This is from the work of Satan. Indeed, he is a manifest, misleading enemy."

1 translator’s note
  1. i.e., during the noon period of rest. ↩

28:16

قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي فَٱغۡفِرۡ لِي فَغَفَرَ لَهُۥٓۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ١٦

He said, "My Lord, indeed I have wronged myself, so forgive me," and He forgave him. Indeed, He is the Forgiving, the Merciful.

28:17

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ فَلَنۡ أَكُونَ ظَهِيرٗا لِّلۡمُجۡرِمِينَ ١٧

He said, "My Lord, for the favor You bestowed upon me, I will never be an assistant to the criminals."

28:18

فَأَصۡبَحَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ خَآئِفٗا يَتَرَقَّبُ فَإِذَا ٱلَّذِي ٱسۡتَنصَرَهُۥ بِٱلۡأَمۡسِ يَسۡتَصۡرِخُهُۥۚ قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰٓ إِنَّكَ لَغَوِيّٞ مُّبِينٞ ١٨

And he became inside the city fearful and anticipating [exposure], when suddenly the one who sought his help the previous day cried out to him [once again]. Moses said to him, "Indeed, you are an evident, [persistent] deviator."

28:19

فَلَمَّآ أَنۡ أَرَادَ أَن يَبۡطِشَ بِٱلَّذِي هُوَ عَدُوّٞ لَّهُمَا قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ أَتُرِيدُ أَن تَقۡتُلَنِي كَمَا قَتَلۡتَ نَفۡسَۢا بِٱلۡأَمۡسِۖ إِن تُرِيدُ إِلَّآ أَن تَكُونَ جَبَّارٗا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا تُرِيدُ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِينَ ١٩

And when he wanted to strike the one who was an enemy to both of them, he1 said, "O Moses, do you intend to kill me as you killed someone yesterday? You only want to be a tyrant in the land and do not want to be of the amenders."

1 translator’s note
  1. i.e., the Israelite, thinking that Moses meant to strike him. Some commentators have attributed the words to the Copt; however, the Israelite was the only one who knew of the previous occurrence. ↩

28:20

وَجَآءَ رَجُلٞ مِّنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ ٱلۡمَلَأَ يَأۡتَمِرُونَ بِكَ لِيَقۡتُلُوكَ فَٱخۡرُجۡ إِنِّي لَكَ مِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ ٢٠

And a man came from the farthest end of the city, running. He said, "O Moses, indeed the eminent ones are conferring over you [intending] to kill you, so leave [the city]; indeed, I am to you of the sincere advisors."

28:21

فَخَرَجَ مِنۡهَا خَآئِفٗا يَتَرَقَّبُۖ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢١

So he left it, fearful and anticipating [apprehension]. He said, "My Lord, save me from the wrongdoing people."

As-Sa'diTafsir · 28:21

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском