Al-'Ankabut 29:46
The Spider · Juz 21 · Page 402
۞ وَلَا تُجَٰدِلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ إِلَّا بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡۖ وَقُولُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱلَّذِيٓ أُنزِلَ إِلَيۡنَا وَأُنزِلَ إِلَيۡكُمۡ وَإِلَٰهُنَا وَإِلَٰهُكُمۡ وَٰحِدٞ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ ٤٦
And do not argue with the People of the Scripture except in a way that is best, except for those who commit injustice among them, and say, "We believe in that which has been revealed to us and revealed to you. And our God and your God is one; and we are Muslims [in submission] to Him."
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 29:46
46- İçlerinden zulmedenler hariç olmak üzere Kitap ehli ile ancak en güzel yolla tartışın ve deyin ki:“Biz, bize indirilene de size indirilenlere de iman ettik. Bizim ilâhımız da sizin ilâhınız da birdir. Biz, yalnız O’na teslim olan kimseleriz.”
46. Yüce Allah, kitap ehli ile tartışacak kimsenin, basiretsizce yahut da uygun görülecek bir kurala bağlı olmaksızın onlarla tartışmasını yasaklamakta ve en güzel yol ile olması hali dışında onlarla tartışmamayı emretmektedir. Bu yol ise güzel ahlâk, nazik ve yumuşak sözlerle hakka davet, hakkı güzelce açıklamak, batılı reddedip çirkinliğini ortaya koymak ve bu maksada ulaştıran en kısa yolu kullanmaktır. Ayrıca yapılan bu tartışmanın maksadı, sırf bir tartışma veya üstünlük sağlayıp galip gelme arzusu olmamalıdır. Bunun yerine esas maksat, hakkı açıklamak ve insanları hidâyete iletmek olmalıdır. Ancak “içlerinden zulmedenler hariç” yani kitap ehlinden tartışıp da maksadından ve halinden hakkı bulmak istemediği, aksine sırf kötü maksatlı olduğu ve sadece üstünlük sağlamak kastı ile tartıştığı ortaya çıkan Kitap ehline mensup kimseler hariçtir. Böyle bir kimse ile tartışmanın bir faydası yoktur. Çünkü bu halde tartışmadan gözetilen maksat hasıl olmaz. “Ve deyin ki: Biz, bize indirilene de size indirilenlere de iman ettik. Bizim ilâhımız da sizin ilâhınız da birdir.” Yani sizin kitap ehli ile tartışmanız, size ve kendilerine indirilenlere, sizin ve onların rasûlüne, mutlak ilâhın bir ve tek olduğuna iman etme esasına dayalı olsun. Sizin onlarla tartışmanız ilâhî kitaplardan herhangi birisine veya herhangi bir peygambere dil uzatma noktasına sakın varmasın. Nitekim cahil kimseler hasımları ile tartışlıkları vakit onların sahiplendikleri hak olsun batıl olsun her şeyi tenkit edip dil uzatırlar. Bu ise zulümdür. Tespit edilen görevin ve tartışma adabının dışına çıkmaktır. Yapılması gereken, hasmın savunduğu batılları reddetmek, buna karşılık onun sahip olduğu ve savunduğu hakları da kabul etmektir. O söylüyor diye hakkı -söyleyen kâfir olsa dahi- reddetmemektir. Aynı şekilde Kitap ehli ile girişilecek bu tartışma yolu, onların Kur’ân’ı ve bu Kur’ân’ı getiren Rasûlü kabul etmesini gerekli kılan bir yoldur. Çünkü tartışanlar, dinin esasları, bütün peygamberlerin ve kitapların ittifakla kabul ettikleri hususlar hakkında konuşup da her iki taraf bunların gerçekliklerini kabul ettiğinde şöyle bir durum ortaya çıkar: Önceki kitaplar da peygamberler de -Kur’ân-ı Kerîm ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte- bu hususları açıklamış, haber vermiş ve onlara dalâlet etmiş olduğuna göre bütün kitapları tasdik etmek ve bütün peygamberlere iman etmek gerekir ki İslâm’ın özelliklerinden biri de budur. Bu durumda “Biz filan kitabın delâlet ettiğine iman ederiz. Ama -kendisinden önce gelen hakkı tasdik etmekle birlikte- filan kitabı tasdik etmeyiz”, demek bir zulümdür ve hevânın peşine takılıp gitmektir. Böyle bir iddia, bu iddiada bulunanları yalanlar. Çünkü kendisinden önceki kitaplara delâlet eden ve onları tasdik eden Kur’ân-ı Kerîm’i yalanlayan bir kimse, hiç şüphesiz iman ettiğini iddia ettiği şeyleri de yalanlıyor demektir. Diğer taraftan herhangi bir peygamberin nübüvvetini ispatlayan bütün deliller, aynı şekilde hatta ondan da daha ileri derecede Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğini de ispatlamaktadır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğini eleştirmeye sebep teşkil edecek her bir şüphenin bir benzeri hatta ondan daha ilerisi diğer peygamberlerin peygamberliği hakkında da ileri sürülebilir. Böyle bir şüphenin, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in dışındaki peygamberler hakkında batıl olduğu sabit olduğuna göre aynısının onun hakkında da batıl olduğu çok daha açık bir husutur. Yüce Allah’ın “Biz, yalnız O’na teslim olan kimseleriz” buyruğu şu demektir: Biz, O’nun emrine teslim olmuş ve O’nun emrine itaatle bağlanan kimseleriz. Her kim O’na iman eder, O’nu ilâh edinir, bütün kitaplarına ve peygamberlerine inanıp Allah’a itaatle boyun eğer, peygamberlerine uyarsa işte o, bahtiyar bir kimsedir. Bu yoldan ayrılıp sapan bir kimse ise bedbahttır.
Page 402
29:46
۞ وَلَا تُجَٰدِلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ إِلَّا بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡۖ وَقُولُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱلَّذِيٓ أُنزِلَ إِلَيۡنَا وَأُنزِلَ إِلَيۡكُمۡ وَإِلَٰهُنَا وَإِلَٰهُكُمۡ وَٰحِدٞ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ ٤٦
And do not argue with the People of the Scripture except in a way that is best, except for those who commit injustice among them, and say, "We believe in that which has been revealed to us and revealed to you. And our God and your God is one; and we are Muslims [in submission] to Him."
29:47
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَۚ فَٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۖ وَمِنۡ هَٰٓؤُلَآءِ مَن يُؤۡمِنُ بِهِۦۚ وَمَا يَجۡحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا ٱلۡكَٰفِرُونَ ٤٧
And thus We have sent down to you the Book [i.e., the Qur’ān]. And those to whom We [previously] gave the Scripture believe in it. And among these [people of Makkah] are those who believe in it. And none reject Our verses except the disbelievers.
29:48
وَمَا كُنتَ تَتۡلُواْ مِن قَبۡلِهِۦ مِن كِتَٰبٖ وَلَا تَخُطُّهُۥ بِيَمِينِكَۖ إِذٗا لَّٱرۡتَابَ ٱلۡمُبۡطِلُونَ ٤٨
And you did not recite before it any scripture, nor did you inscribe one with your right hand. Then [i.e., otherwise] the falsifiers would have had [cause for] doubt.
29:49
بَلۡ هُوَ ءَايَٰتُۢ بَيِّنَٰتٞ فِي صُدُورِ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَۚ وَمَا يَجۡحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا ٱلظَّٰلِمُونَ ٤٩
Rather, it [i.e., the Qur’ān] is distinct verses [preserved] within the breasts of those who have been given knowledge. And none reject Our verses except the wrongdoers.
29:50
وَقَالُواْ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَٰتٞ مِّن رَّبِّهِۦۚ قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡأٓيَٰتُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٞ مُّبِينٌ ٥٠
But they say, "Why are not signs sent down to him from his Lord?" Say, "The signs are only with Allāh, and I am only a clear warner."
29:51
أَوَلَمۡ يَكۡفِهِمۡ أَنَّآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَرَحۡمَةٗ وَذِكۡرَىٰ لِقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ ٥١
And is it not sufficient for them that We revealed to you the Book [i.e., the Qur’ān] which is recited to them? Indeed in that is a mercy and reminder for a people who believe.
29:52
قُلۡ كَفَىٰ بِٱللَّهِ بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡ شَهِيدٗاۖ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱلۡبَٰطِلِ وَكَفَرُواْ بِٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ ٥٢
Say, "Sufficient is Allāh between me and you as Witness. He knows what is in the heavens and earth. And they who have believed in falsehood and disbelieved in Allāh - it is those who are the losers."