Al-'Ankabut 29:67
The Spider · Juz 21 · Page 404
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا جَعَلۡنَا حَرَمًا ءَامِنٗا وَيُتَخَطَّفُ ٱلنَّاسُ مِنۡ حَوۡلِهِمۡۚ أَفَبِٱلۡبَٰطِلِ يُؤۡمِنُونَ وَبِنِعۡمَةِ ٱللَّهِ يَكۡفُرُونَ ٦٧
Have they not seen that We made [Makkah] a safe sanctuary, while people are being taken away1 all around them? Then in falsehood do they believe, and in the favor of Allāh they disbelieve?
1 translator’s note
- i.e., killed and taken captive. ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 29:64–69
64- Bu dünya hayatı, (geçici) bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurdu ise işte asıl (ebedi yaşanacak) hayat odur. Keşke bilselerdi! 65- Gemiye bindiklerinde (başları sıkışınca) dini yalnızca Allah’a halis kılarak O’na yalvarırlar. Onları kurtarıp karaya çıkarınca da bakarsın ki ortak koşmaya devam ediyorlar. 66- Böylece kendilerine verdiklerimize nankörlük ederler ve (geçici dünya nimetlerinden) faydalanırlar. Ama yakında bilecekler. 67- Çevrelerinde insanlar yakalanıp götürüldüğü halde bizim (Mekke’yi) kendileri için güvenli ve saygın/dokunulmaz bir yer kıldığımızı görmezler mi? Hala batıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü edecekler? 68- Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine gelmiş olan hakkı yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir?! Kâfirler için cehennemde yer mi yok? 69- Uğrumuzda cihad edenler var ya, elbette biz onları yollarımıza iletiriz. Şüphesiz Allah, ihsan sahipleriyle beraberdir.
64. Yüce Allah, dünya ve âhiretin durumunu haber vermektedir ki bu, zımnen dünyaya karşı zahid olmaya ve âhirete karşı da istekli olmaya bir teşviktir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Gerçekte “bu dünya hayatı, (geçici) bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir.” Kalpler onunla eğlenip oyalanır, bedenler de onunla oynayıp durur. Buna sebep ise Yüce Allah’ın onda yaratmış olduğu süsler, zevkler, haktan yüz çeviren kalpleri kendisine çeken, gafil gözleri kamaştıran, batıla ve batılcılara meyleden nefisleri kendine çeken nefsi arzulardır. Daha sonra bunlar, çabucak yok olur gider ve hepsi de son bulur. Bunları sevenin elinde ise pişmanlık ve hüsrandan başka bir şey kalmaz. “Âhiret yurdu ise işte asıl (ebedi yaşanacak) hayat odur.” Yani kâmil hayat orasıdır. Bu ifade, şunları da içermektedir: Âhirettekilerin bedenleri son derece kuvvetli, sahip oldukları güçler de en ileri derecede olacaktır. Çünkü bunlar, o hayat için yaratılmış bedenler ve güçlerdir. Ayrıca orada yaşamın kendisi vasıtasıyla kemâle ereceği ve lezzetin kendisi ile tamamlanacağı her şey de olacaktır: kalpleri sevindirici şeyler, bedenlerin arzuladığı yiyecekler, içecekler, eşler ve buna benzer hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından geçirmediği nice nimetler… “Keşke bilselerdi!” o takdirde dünya hayatını âhirete tercih etmezlerdi. Eğer akıllarını kullanan kimseler olsalardı, ebedi hayat yurdundan yüz çevirerek, oyun ve eğlence yurduna yönelmezlerdi. Bu da bunu bilen kimselerin mutlaka âhireti dünyaya tercih etmelerinin gerektiğini ortaya koymaktadır. Çünkü onlar, her iki yurdun da durumunu açıkça görürler.
65-66. Daha sonra Yüce Allah, denizde yolculuk yaptıkları ve dalgaların ardı arkasına geldiği sırada ölmekten korkan müşriklerin, dinlerini Allah’a halis kılıp bütün koştukları ortakları terk ettiklerini, buna karşılık Allah’a hiçbir ortak koşmaksızın ihlâsla dua ettiklerini bildirerek bunu, onlara karşı bağlayıcı bir delil olmak üzere ortaya koymaktadır. Zira ihlasla dua edip yalvardıkları zat onları bu sıkıntılı halden kurtarıp karaya çıkarınca onlar, bu durumdan kendilerini kurtaramayan ve hiçbir sıkıntılarını gideremeyen varlıkları O’na ortak koşarlar. Peki, bunların hem rahat hem sıkıntılı, hem kolay hem zor zamanlarında Allah’a ihlâsla dua etmeleri ve böylelikle cezasından uzak kalmış, mükâfatını hak etmiş gerçek mü’minlerden olmaları gerekmez miydi? Denizdeki tehlikeden kurtarılmak sureti ile onlara ihsan edilen bu nimetten sonra tekrar şirk koşmaları, neticede onlara verilen nimetlere bir nankörlüktür. İyiliğe kötülükle karşılık vermektir. Bunun sebebi ise dünya hayatından daha iyi yararlanmalarıdır. Onların dünya hayatından faydalanmaları ise hayvanlarınkine benzer. Onların, midelerini doldurmaktan ve nefsi arzularını tatmin etmekten başka hiçbir düşünceleri yoktur. “Ama yakında bilecekler.” Dünyadan ayrılıp âhirete yönelecekleri vakit ne kadar üzüleceklerini ve görecekleri cezanın ne kadar can yakıcı olduğunu anlayacaklar.
67. Daha sonra Yüce Allah, onlara güvenilir bir harem bölgesi lütfetmiş olduğunu, onların da burada yaşayanlar olarak güvenlik ve bol rızık içerisinde bulunduklarını hatırlatmaktadır. Halbuki çevrelerinde bulunan insanlar korku içerisindedirler ve yırtıcı bir kuşun avını kapması gibi düşmanları tarafından kapılıp götürülmektedirler. O halde neden açlığa karşı kendilerini doyurana, korkuya karşı kendilerine güvenlik verene ibadet etmiyorlar? “Hala” izlemekte oldukları şirk, batıl söz ve fiilleri ihtiva eden “bâtıla inanıp Allah’ın” üzerlerindeki “nimetine nankörlük mü edecekler?” Akılları nerede bunların? Zira sapıklığı hidâyete, batılı hakka, bedbahtlığı bahtiyarlığa tercih etmişler ve böylelikle insanların en zalimi olmuşlardır!
68. “Allah’a karşı yalan uyduran” ve izlemekte olduğu sapıklık ve batılı Allah’a nispet eden “yahut kendisine” Allah’ın Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem vasıtası ile “gelmiş olan hakkı yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir?!” İşte bu inatçı ve zalimin önünde cehennem vardır. “Kâfirler için cehennemde yer mi yok?” Orada onlardan üzerlerindeki haklar alınır ve rezil perişan edilirler. Orası onların asla çıkamayacakları, ayrılamayacakları, aksine sürekli kalacakları yerleri olur.
69. “Uğrumuzda cihad edenler” Allah yolunda hicret eden, düşmanları ile cihad eden ve Allah’ın rızasına uyma yolunda bütün gayretlerini ortaya koyanlar, “elbette Biz onları yollarımıza” Bize ulaştıran yollara “iletiriz.” Çünkü onlar ihsan sahibi kimselerdir. “Şüphesiz Allah” yardımı, zafer ve hidâyeti ile “ihsan sahipleriyle beraberdir.” Bu buyruk, şuna delildir: İnsanlar arasında hakkı isabet ettirmeye en layık kimseler cihad ehli kimselerdir. Emrolunduğu hususlarda ihsan ile hareket eden kimselere Yüce Allah yardım eder ve onlara hidâyete ulaştıran yolları kolaylaştırır. Şer’i ilimleri tahsil etme uğrunda olanca gayretini ortaya koyan kimse, maksadını elde etme hususunda kendi gayreti ile elde edemeyeceği ilâhî birtakım lütuflara, hidâyet ve yardıma mazhar olur, ilim elde etme işi de ona kolaylaştırılır. Çünkü şer’i ilimleri öğrenmek, Allah yolunda cihadın bir bölümüdür. Hatta o, ancak seçkin insanların yerine getirdiği cihadın iki bölümünden biridir. Bunlar ise kâfirlere ve münafıklara karşı sözle ve dille yapılan cihadla din işlerini öğretmek ve müslüman olsalar dahi hakka muhalif olanların tartışmalarını reddetmek üzere cihaddır.
Ankebût Sûresi’nin tefsiri -Yüce Allah’ın yardımı ile- burada sona ermiştir.
***
Page 404
29:64
وَمَا هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا لَهۡوٞ وَلَعِبٞۚ وَإِنَّ ٱلدَّارَ ٱلۡأٓخِرَةَ لَهِيَ ٱلۡحَيَوَانُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ٦٤
And this worldly life is not but diversion and amusement. And indeed, the home of the Hereafter - that is the [eternal] life, if only they knew.
29:65
فَإِذَا رَكِبُواْ فِي ٱلۡفُلۡكِ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمۡ إِلَى ٱلۡبَرِّ إِذَا هُمۡ يُشۡرِكُونَ ٦٥
And when they board a ship, they supplicate Allāh, sincere to Him in religion [i.e., faith and hope]. But when He delivers them to the land, at once they associate others with Him
29:66
لِيَكۡفُرُواْ بِمَآ ءَاتَيۡنَٰهُمۡ وَلِيَتَمَتَّعُواْۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ ٦٦
So that they will deny what We have granted them, and they will enjoy themselves. But they are going to know.1
1 translator’s note
- Grammatically, the verse may also be read as a threat, i.e., "So let them deny what We have granted them and let them enjoy themselves, for they are going to know." ↩
29:67
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا جَعَلۡنَا حَرَمًا ءَامِنٗا وَيُتَخَطَّفُ ٱلنَّاسُ مِنۡ حَوۡلِهِمۡۚ أَفَبِٱلۡبَٰطِلِ يُؤۡمِنُونَ وَبِنِعۡمَةِ ٱللَّهِ يَكۡفُرُونَ ٦٧
Have they not seen that We made [Makkah] a safe sanctuary, while people are being taken away1 all around them? Then in falsehood do they believe, and in the favor of Allāh they disbelieve?
1 translator’s note
- i.e., killed and taken captive. ↩
29:68
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوۡ كَذَّبَ بِٱلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُۥٓۚ أَلَيۡسَ فِي جَهَنَّمَ مَثۡوٗى لِّلۡكَٰفِرِينَ ٦٨
And who is more unjust than one who invents a lie about Allāh or denies the truth when it has come to him? Is there not in Hell a [sufficient] residence for the disbelievers?
29:69
وَٱلَّذِينَ جَٰهَدُواْ فِينَا لَنَهۡدِيَنَّهُمۡ سُبُلَنَاۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَمَعَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٦٩
And those who strive for Us - We will surely guide them to Our ways.1 And indeed, Allāh is with the doers of good.
1 translator’s note
- The various ways and means to attain the acceptance and pleasure of Allāh. ↩
سورة الروم
Ar-Rum
The Romans · Meccan · 60 ayahs
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
30:1
الٓمٓ ١
Alif, Lām, Meem.1
1 translator’s note
- See footnote to 2:1. ↩
30:2
غُلِبَتِ ٱلرُّومُ ٢
The Byzantines have been defeated1
1 translator’s note
- By the Persians. ↩
30:3
فِيٓ أَدۡنَى ٱلۡأَرۡضِ وَهُم مِّنۢ بَعۡدِ غَلَبِهِمۡ سَيَغۡلِبُونَ ٣
In the nearest land.1 But they, after their defeat, will overcome
1 translator’s note
- Another meaning is "in the lowest land." ↩
30:4
فِي بِضۡعِ سِنِينَۗ لِلَّهِ ٱلۡأَمۡرُ مِن قَبۡلُ وَمِنۢ بَعۡدُۚ وَيَوۡمَئِذٖ يَفۡرَحُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٤
Within three to nine years. To Allāh belongs the command [i.e., decree] before and after. And that day the believers will rejoice
30:5
بِنَصۡرِ ٱللَّهِۚ يَنصُرُ مَن يَشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٥
In the victory of Allāh.1 He gives victory to whom He wills, and He is the Exalted in Might, the Merciful.
1 translator’s note
- i.e., the victory given by Allāh to a people of the Scripture (Christians) over the Magians of Persia. ↩