Ar-Rum 30:31
The Romans · Juz 21 · Page 407
۞ مُنِيبِينَ إِلَيۡهِ وَٱتَّقُوهُ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ٣١
[Adhere to it], turning in repentance to Him, and fear Him and establish prayer and do not be of those who associate others with Allāh
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 30:30–32
30- Sen hanîf olarak yüzünü (hak) dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtratına dosdoğru yönelt. Allah’ın yarattığında değiştirme olmaz. Dosdoğru din de işte budur, fakat insanların çoğu bilmezler. 31- O’na (ihlas ve tevbe) ile yönelin. O’ndan korkup sakının. Namazı da dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın. 32- Dinlerini parça parça eden ve çeşitli fırkalara ayrılanlardan (olmayın). Ki onlardan her bir fırka, kendi sahip olduğuyla böbürlenmektedir.
30. Yüce Allah, bütün hallerde kendisine ihlâslı olunmasını ve dininin dosdoğru uygulanmasını emrederek şöyle buyurmaktadır:“Sen hanîf olarak yüzünü” İslâm, iman ve ihsandan ibaret olan “(hak) dine yönelt.” Gerek kalbinle, maksat ve niyetinle, gerekse de bedeninle, bu dinin namaz, zekât, oruç, hac vb. zahirî şer’î hükümlerine de Allah’ı sevmek, O’ndan korkmak, O’na ümid bağlamak ve yönelmek gibi batınî şer’î hükümlerine de sımsıkı sarıl. Yine zahirî ve batınî şer’î hükümlerde Allah’ı görüyormuşçasına ibadet ederek, her ne kadar O’nu görmüyorsan da O’nun seni gördüğü şuuru ile bunları yaparak ihsan makamını gerçekleştir. Yüce Allah’ın özellikle yüzün yöneltilmesini söz konusu etmesi, yüzün yönelişinin kalbin yönelişine tâbi oluşundan dolayıdır. Bu ikisinin yönelişi ise bedenin de o doğrultuda çalışıp çabalamasını gerektirir. Bundan dolayı Yüce Allah burada “hanîf olarak” yani bu hususlarda yalnızca Allah’a yönelerek, O’nun dışındaki her şeyden yüz çevirip yalnızca O’na dönerek, buyurmuştur. İşte bizim sana vermiş olduğumuz bu öğüt “Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat”tır. O, bu dinin güzelliğini, onun dışındaki yolların da çirkinliğini onların akıllarına yerleştirmiştir. Yüce Allah bütün insanların kalbinde şeriatının zahiri ve bâtınî bütün hükümlerine karşı bir meyil yaratmış, onların kalplerine hakkı sevme ve üstün tutma duygusunu yerleştirmiştir. İşte fıtratın gerçek mahiyeti de budur. Bu aslî durumun dışına çıkan kimseler ise ancak fıtratını bozan herhangi bir arızî sebebin etkisiyle çıkmışlardır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:“Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne-babası o kimseyi yahudi, hristiyan yahut mecusi yapar.”[3]“Allah’ın yarattığında değiştirme olmaz.” Yani Allah’ın yaratışını değiştirerek yaratılmış olan bir varlığı Allah’ın yarattığı şekilden başka türlüsüne değiştirebilmek hiç kimsenin imkânı çerçevesinde değildir. “Dosdoğru” bizim sana emretmiş olduğumuz “din de işte budur.” Yani Allah’a, O’nun lütuf ve ihsan yurduna ulaştıran dosdoğru yol bu yoldur. Her kim hanif olarak bu dine yüzünü döndürürse o, bütün şer’î hükümlerde ve izlediği yollarda dosdoğru yolu izleyen biri demektir. “Fakat insanların çoğu bilmezler.” Bu dosdoğru dini bilip tanımazlar. Bilseler dahi izlemezler.
31. “O’na (ihlas ve tevbe) ile yönelin. O’ndan korkup sakının.” Bu, yüzün dine dosdoğru çevrilmesinin açıklamasıdır. Allah'a yönelmek, kalbin O’na yönelmesi ve O’nu razı edecek şeylere bağlanması demektir. Bu da bedenin, kalpte bulunanlar doğrultusunda amel etmesini gerektirir. Bu ise zahiri ve batıni ibadetleri yerine getirmeyi kapsar. Gizli açık bütün masiyetler terk edilmedikçe de bu tamam ermez. Bundan dolayı Yüce Allah:“O’ndan korkup sakının” buyurmaktadır. Bu da bütün emirleri yerine getirip yasakları terk etmeyi kapsar. Devamla bu emirler içerisiden özellikle namaz söz konusu edilerek:“Namazı da dosdoğru kılın” buyrulmaktadır. Çünkü namaz, Yüce Allah’a yönelmeye ve O’ndan korkup sakınmaya (takvâya) davet eder. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” Bu, namazın takvaya yardımcı olduğunu dile getirmektedir. “Allah’ı zikretmek elbette en büyüktür.”(el-Ankebut, 29/45) Bu da namazın Allah’a yönelmeye teşvik ettiğini dile getirmektedir. Daha sonra da yasaklar arasından bütün yasakların temelini teşkil eden ve onunla birlikte hiçbir amelin kabul edilmesinin söz konusu olmadığı şirk özellikle zikredilerek “ve müşriklerden olmayın” buyrulmaktadır. Çünkü şirk, ruhu ihlas olan Allah’a yönelişe taban tabana zıttır. Daha sonra Yüce Allah müşriklerin halinin çirkinliğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
32. Din, tektir. O da Yüce Allah’a ihlâsla ibadet etmektir. Bununla beraber müşrikler, “dinlerini parça parça eden” kimselerdir. Çünkü onlardan kimisi putlara ve heykellere ibadet etmekte, kimisi aya ve güneşe tapınmakta, kimileri de velilere ve salihlere ibadet etmektedir. Kimileri de Yahudi ve hristiyandır. Bundan dolayıdır Allah “çeşitli fırkalara ayrılanlardan” buyurmaktadır. Yani şirk fırkalarından her bir fırka, yoldan çıkmıştır ve sahip olduğu bâtıla destek olmaya taassupla gayret eder, bu uğurda kendilerinden başka kimselerle çekişir ve savaşır. “onlardan her bir fırka, kendi sahip olduğuyla böbürlenmektedir.” Peygamberlerin getirdikleri bilgilere aykırı olan kendi bilgileriyle sevinip şımarmakta, kendi bilgilerinin hak olduğuna, kendilerinin dışında kalanlarınkinin ise batıl olduğuna hükmetmektedirler. Bu buyrukta müslümanların fırkalara ayrılıp bölük bölük olmaları, her bir kesimin sahip olduğu hak ve batıla taassupla bağlanarak fırkalaşma konusunda müşriklere benzeyen kimseler olmalarına karşı bir uyarı bulunmaktadır. Çünkü din de peygamber de ilâh da tektir. Dinî emirlerin pek çoğunda ise alimler arasında icma vardır. Üstelik Allah, iman kardeşliğini kesin hükme bağlamış ve bunu en mükemmel şekli ile tesis etmiştir. O halde bütün bunların görmezlikten gelinip net olmayan yahut da görüş ayrılığının mümkün olduğu fer’i meseleler esas alınarak bunlar üzerinde müslümanlar arasında tefrika ve ayrılık çıkartmanın, her bir kesimin diğerini sapıklıkla itham etmesinin, birbirlerinden ayrışmasının manası nedir? Bu, şeytanın en büyük aldatmalarından ve müslümanlara kurmuş olduğu tuzakların en büyüklerinden değil de nedir? Müslümanları bir araya getirmek ve bu türden batıl esaslara dayalı olan ayrılıkları gidermek için çalışmak, Allah yolundaki cihadın en faziletlilerinden ve Yüce Allah’a yakınlaştırıcı amellerin en değerlilerinden değil midir? Yüce Allah kendisine yönelmeyi -ki emrolunan yöneliş zorlukta da kolaylıkta da varlıkta da darlıkta de söz konusu olan, kişinin irade ve tercihi ile ortaya çıkan bir yöneliştir- emrettikten sonra bir de ancak insanın dara ve bunalıma düşmesi halinde söz konusu olan mecburi yönelişini zikretmektedir. Bu tür yönelişte insan, darlık ve sıkıntıdan kurtuldu mu artık onu bir daha hatırlamaz, yönelişi aklından geçirmez. İşte böyle bir yönelişin hiçbir faydası yoktur. O bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Page 407
30:25
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن تَقُومَ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ بِأَمۡرِهِۦۚ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمۡ دَعۡوَةٗ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ إِذَآ أَنتُمۡ تَخۡرُجُونَ ٢٥
And of His signs is that the heaven and earth stand [i.e., remain] by His command. Then when He calls you with a [single] call from the earth, immediately you will come forth.
30:26
وَلَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ كُلّٞ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ ٢٦
And to Him belongs whoever is in the heavens and earth. All are to Him devoutly obedient.
30:27
وَهُوَ ٱلَّذِي يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَهُوَ أَهۡوَنُ عَلَيۡهِۚ وَلَهُ ٱلۡمَثَلُ ٱلۡأَعۡلَىٰ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ٢٧
And it is He who begins creation; then He repeats it, and that is [even] easier for Him. To Him belongs the highest description [i.e., attribute] in the heavens and earth. And He is the Exalted in Might, the Wise.
30:28
ضَرَبَ لَكُم مَّثَلٗا مِّنۡ أَنفُسِكُمۡۖ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُم مِّن شُرَكَآءَ فِي مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ فَأَنتُمۡ فِيهِ سَوَآءٞ تَخَافُونَهُمۡ كَخِيفَتِكُمۡ أَنفُسَكُمۡۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمٖ يَعۡقِلُونَ ٢٨
He presents to you an example from yourselves. Do you have among those whom your right hands possess [i.e., slaves] any partners in what We have provided for you so that you are equal therein [and] would fear them as your fear of one another [within a partnership]?1 Thus do We detail the verses for a people who use reason.
1 translator’s note
- See footnote to 16:71. ↩
30:29
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَهۡوَآءَهُم بِغَيۡرِ عِلۡمٖۖ فَمَن يَهۡدِي مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ ٢٩
But those who wrong follow their [own] desires without knowledge. Then who can guide one whom Allāh has sent astray? And for them there are no helpers.
30:30
فَأَقِمۡ وَجۡهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفٗاۚ فِطۡرَتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي فَطَرَ ٱلنَّاسَ عَلَيۡهَاۚ لَا تَبۡدِيلَ لِخَلۡقِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلۡقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ٣٠
So direct your face [i.e., self] toward the religion, inclining to truth. [Adhere to] the fiṭrah1 of Allāh upon which He has created [all] people. No change should there be in the creation of Allāh.2 That is the correct religion, but most of the people do not know.
2 translator’s notes
The natural inborn inclination of man to worship his Creator prior to the corruption of his nature by external influences. Thus, Islāmic monotheism is described as the religion of fiṭrah - that of the inherent nature of mankind.
[1146] i.e., let people remain true to their fiṭrah within the religion of Islām.
↩- ↩
30:31
۞ مُنِيبِينَ إِلَيۡهِ وَٱتَّقُوهُ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ٣١
[Adhere to it], turning in repentance to Him, and fear Him and establish prayer and do not be of those who associate others with Allāh
30:32
مِنَ ٱلَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمۡ وَكَانُواْ شِيَعٗاۖ كُلُّ حِزۡبِۭ بِمَا لَدَيۡهِمۡ فَرِحُونَ ٣٢
[Or] of those who have divided their religion and become sects, every faction rejoicing in what it has.1
1 translator’s note
- Of beliefs, opinions, customs, etc. ↩