SabaJuz 22 · Page 430

Saba 34:22

Sheba · Juz 22 · Page 430

قُلِ ٱدۡعُواْ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَمۡلِكُونَ مِثۡقَالَ ذَرَّةٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا لَهُمۡ فِيهِمَا مِن شِرۡكٖ وَمَا لَهُۥ مِنۡهُم مِّن ظَهِيرٖ ٢٢

Say, [O Muḥammad], "Invoke those you claim [as deities] besides Allāh." They do not possess an atom's weight [of ability] in the heavens or on the earth, and they do not have therein any partnership [with Him], nor is there for Him from among them any assistant.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 34:22–23

22- De ki:“Allah’ın dışında (ilah olduğunu) iddia ettiklerinize (istediğiniz kadar) yalvarın. Onlar, ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye sahip değildirler. Onların gökte ve yerde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi Allah'ın da onlardan hiçbir yardımcısı yoktur. 23- O’nun katında izin verdiklerinden başkasının şefaati de fayda vermez. Nihâyet kalplerinden korku giderilince: “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Onlar da:“Hakkı (buyurdu)” derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.

22. Yani ey peygamber! Hiçbir fayda ve zararı olmayan yaratılmışları Allah’a ortak koşan müşriklere, bu uydurma ortaklarının acizliklerini tartışılmaz olarak kabul edecekleri bir şekilde ve onlara ibadetin batıl olduğunu açıklayıcı olarak “de ki: Allah’ın dışında (ilah olduğunu) iddia ettiklerinize (istediğiniz kadar) yalvarın.” Allah’ın ortakları olduğunu iddia ettiklerinize dua edin, eğer sizin bu duanızın bir faydası olacaksa! Zira onlarda acizliğin bütün sebepleri mevcuttur ve yapılan duaya karşılık vermeyecekleri de bütün yönleri ile açıkça ortadadır. Onların asgari düzeyde bir şeye güç yetirmeleri bile söz konusu değildir:“Onlar, ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye” ne bağımsız olarak ne de ortaklık suretinde “sahip değildirler.” Bundan dolayı devamla şöyle buyurulmaktadır: “Onların” sizin uydurduğunuz bu ilâhların “gökte ve yerde” az olsun, çok olsun “hiçbir ortaklığı olmadığı gibi…” Ne hükümranlıkları ne de hükümranlıkta ortaklıkları söz konusu değildir. O halde ancak şu söylenebilir:“Bunlar, mutlak hükümran olanın yardımcıları, destekçileridir. Onun için bu uydurma ilâhlara dua etmek faydalıdır. Zira mutlak hükümdarın onlara ihtiyacı olduğu için onlar, kendilerine yönelen kimselerin ihtiyaçlarını görürler.” İşte Allah onların böyle bir konumda da olmadıklarını belirterek şöyle buyurmaktadır: Bir ve kahhâr olan Allah’ın “onlardan” bu uydurma ilâhlardan “hiçbir yardımcısı da yoktur” yönetimi elinde tutması, işlerini çekip çevirmesi için O’na yardım eden hiç kimse de bulunmamaktadır. Bu durumda da geriye sadece şefaat etme ihtimalleri kalmaktadır. Yüce Allah, onların şefaatlerini de şu buyruk ile reddetmektedir: 23. “O’nun katında izin verdiklerinden başkasının şefaati de fayda vermez.” Böylece müşriklerin Allah’a koştukları ortaklara; insan, ağaç ve bunların dışında edindikleri putlara olan bağlılıklarını ve umutlarını Yüce Allah, tamamı ile kesmekte, bunların batıl olduklarını, şirkin bütün kaynaklarını kökten kuruturcasına, büsbütün koparıp atarcasına açıklamaktadır. Çünkü müşrik, Allah’tan başkasına dua ve ibadet ederken onun kendisine fayda sağlayacağını umar. Zaten onun şirk koşmasına sebep olan da bu umududur. Allah’tan başka dua ve ibadet ettiği varlık, herhangi bir fayda sağlayamayacak, zarar da veremeyecek bir durumda olduğuna, mutlak hükümrana ortak ve O’nun yardımcısı da olmadığına, mutlak hükümranın izni olmaksızın şefaat de edemeyeceğine göre böyle bir dua ve ibadet, aklen şaşkınlık, dinen de batıldır. Dahası şirk koşanın bu konudaki dilek ve maksadının tam aksi ortaya çıkar. O, ortak koştuğu varlıkların kendisine fayda sağlamalarını ister. Yüce Allah ise böyle bir şeyin batıl olduğunu ve gerçekleşmeyeceğini açıklamaktadır. Hatta başka âyet-i kerimelerde ortak koşulan varlıkların kendilerine ibadet edenlere zarar vereceklerini de açıklamıştır. Kıyamet gününde biri diğerini inkâr edecek ve birbirlerine lanet edeceklerdir. Varacakları yer de cehennem ateşi olacaktır:“İnsanlar bir araya toplandıklarında (mahşerde) onlar bunlara düşman kesilir ve ibadetlerini inkâr ederler.”(el-Ahkâf, 46/6) Hayret edilecek nokta şudur ki müşrikler, beşer oldukları iddiası ile peygamberlere boyun eğmeyip büyüklük taslarlar, buna karşılık ağaca ve taşa ibadet ve dua etmeye razı olurlar. Mutlak hükümran, rahmeti her şeyi kuşatan ve varlıkları hesaba çekecek olan Allah’a ihlasla ibadet etmeyip büyüklük taslar, buna karşılık kendisine fayda vermekten çok zararı dokunacak olan varlıklara ibadete, kendisinin en aşırı derecede düşmanı olan şeytana itaate razı olurlar. Yüce Allah’ın:“Nihâyet kalplerinden korku giderilince: “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Onlar da:“Hakkı (buyurdu)” derler. O, çok yücedir, çok büyüktür” buyruğunda geçen “onlar” zamirinin, müşriklere ait olma ihtimali vardır. Çünkü âyetin öncesinde onların sözü geçmektedir. Zamirlerde kaide ise sözü geçen en yakın isme ait olmalarıdır. O takdirde mana şöyle olur: Kıyamet günü gelip de müşriklerin kalplerinden korku giderildiğinde, akılları başlarına gelip onlara dünyadaki hallerine ve peygamberlerin getirdikleri hakkı yalanlamalarına dair soru sorulduğunda gittikleri küfür ve şirk yolunun batıl olduğunu itiraf edecekler, Allah’ın söylediklerinin, peygamberlerin Allah’tan getirdikleri haberlerin hakkın ta kendisi olduğunu bildireceklerdir. “Evvelce gizledikleri şeyler karşılarına çıkmış olacaktır.”(el-En’âm, 6/28) Böylelikle hakkın Allah’a ait olduğunu bilecekler ve günahlarını itiraf edeceklerdir. “O” hem zatı ile “çok yüce”dir. Bütün yaratılmışların üstündedir. Hem de onların hepsini emri altına almıştır. O, kadri itibari ile de yücedir. Çünkü O’nun pek büyük, son derece üstün ve şerefli sıfatları vardır. O, zat ve sıfatları itibari ile de “çok büyüktür.” O’nun yüceliğinin bir tecellisi, O’nun hükmünün üstün gelmesi ve mütekebbirlerle müşriklerin nefisleri dahil bütün nefislerin O’na zillet ve itaatle boyun eğmesidir. İşte ifadelerin akışının delalet ettiği en açık mana, en kuvvetli anlam budur. Söz konusu zamirin meleklere ait olma ihtimali de vardır. Çünkü Yüce Allah, vahiy ile konuştuğunda melekler onu işitirler. Bu sebeple bayılır ve Allah’a secdeye kapanırlar. Başını ilk kaldıracak kişi Cebrail olur. Allah ona dilediği vahiyler ile kelâmını bildirir. Meleklerin baygınlığı geçip korkuları gidince kendilerinin baygın olarak yere yıkılmalarına sebep olan sözün ne olduğunu biri diğerine:“Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorar. Biri ötekine ya O’nun haktan başka bir şey söylemediğini bildiklerinden özetle:“Hakkı (buyurdu)” derler, yahut da O’ndan işitmiş oldukları sözü naklederek: Şöyle şöyle buyurdu; derler ki bu da o hakka dahildir. Buna göre buyruğun anlamı şöyle olur: Niteliklerini, acizliklerini, eksikliklerini, hiçbir şekilde fayda sağlamadıklarını belirttiğimiz bu uydurma ilâhlara müşrikler, Allah ile birlikte ibadet ettiler. Böylelikle onlar, o pek büyük, yüce ve azim olan Rabbe ihlas ile ibadetten yan çizip yüz çevirdiler. Halbuki O’nun azamet ve celali dolayısı ile o şerefli melekler, o Allah’a pek yakınlaştırılmış olan varlıklar bile O’nun kelâmını işittiklerinde bu derece itaatle boyun eğerler ve hatta baygın düşerler. Hepsi Yüce Allah’ın haktan başka hiçbir söz söylemeyeceğini ikrar ederler. Peki, bu müşriklere ne oluyor ki şanı bu kadar yüce, mülk ve saltanatı bu kadar büyük olan zata ibadetten yüz çevirip büyükleniyorlar? O çok yüce ve pek büyük olan zat, müşriklerin ortak koşmalarından, iftira ve yalanlarından münezzehtir!

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 430

SabaJuz 22 · Page 430

34:15

لَقَدۡ كَانَ لِسَبَإٖ فِي مَسۡكَنِهِمۡ ءَايَةٞۖ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٖ وَشِمَالٖۖ كُلُواْ مِن رِّزۡقِ رَبِّكُمۡ وَٱشۡكُرُواْ لَهُۥۚ بَلۡدَةٞ طَيِّبَةٞ وَرَبٌّ غَفُورٞ ١٥

There was for [the tribe of] Saba’ in their dwelling place a sign: two [fields of] gardens on the right and on the left. [They were told], "Eat from the provisions of your Lord and be grateful to Him. A good land [have you], and a forgiving Lord."

34:16

فَأَعۡرَضُواْ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ سَيۡلَ ٱلۡعَرِمِ وَبَدَّلۡنَٰهُم بِجَنَّتَيۡهِمۡ جَنَّتَيۡنِ ذَوَاتَيۡ أُكُلٍ خَمۡطٖ وَأَثۡلٖ وَشَيۡءٖ مِّن سِدۡرٖ قَلِيلٖ ١٦

But they turned away [refusing], so We sent upon them the flood of the dam,1 and We replaced their two [fields of] gardens with gardens of bitter fruit, tamarisks and something of sparse lote trees.

1 translator’s note
  1. i.e., caused by a break in their dam. Another meaning is "the overwhelming flood." ↩

34:17

ذَٰلِكَ جَزَيۡنَٰهُم بِمَا كَفَرُواْۖ وَهَلۡ نُجَٰزِيٓ إِلَّا ٱلۡكَفُورَ ١٧

[By] that We repaid them because they disbelieved. And do We [thus] repay except the ungrateful?

34:18

وَجَعَلۡنَا بَيۡنَهُمۡ وَبَيۡنَ ٱلۡقُرَى ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَا قُرٗى ظَٰهِرَةٗ وَقَدَّرۡنَا فِيهَا ٱلسَّيۡرَۖ سِيرُواْ فِيهَا لَيَالِيَ وَأَيَّامًا ءَامِنِينَ ١٨

And We placed between them and the cities which We had blessed1 [many] visible cities. And We determined between them the [distances of] journey,2 [saying], "Travel between them by night or by day in safety."

2 translator’s notes
  1. In the lands of what is now southern Syria and Palestine.

    [1226] i.e., We placed the intermediate settlements at calculated distances for the convenience of travelers.

    ↩
  2. ↩

34:19

فَقَالُواْ رَبَّنَا بَٰعِدۡ بَيۡنَ أَسۡفَارِنَا وَظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ فَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَحَادِيثَ وَمَزَّقۡنَٰهُمۡ كُلَّ مُمَزَّقٍۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّكُلِّ صَبَّارٖ شَكُورٖ ١٩

But [insolently] they said, "Our Lord, lengthen the distance between our journeys," and wronged themselves, so We made them narrations1 and dispersed them in total dispersion. Indeed in that are signs for everyone patient and grateful.

1 translator’s note
  1. Stories related to others as lessons or examples. ↩

34:20

وَلَقَدۡ صَدَّقَ عَلَيۡهِمۡ إِبۡلِيسُ ظَنَّهُۥ فَٱتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقٗا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٢٠

And Iblees had already confirmed through them1 his assumption,2 so they followed him, except for a party of believers.

2 translator’s notes
  1. i.e., the people of Saba’ or mankind in general.

    [1229] That mankind could readily be misled by him.

    ↩
  2. ↩

34:21

وَمَا كَانَ لَهُۥ عَلَيۡهِم مِّن سُلۡطَٰنٍ إِلَّا لِنَعۡلَمَ مَن يُؤۡمِنُ بِٱلۡأٓخِرَةِ مِمَّنۡ هُوَ مِنۡهَا فِي شَكّٖۗ وَرَبُّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٍ حَفِيظٞ ٢١

And he had over them no authority except [it was decreed] that We might make evident who believes in the Hereafter from who is thereof in doubt. And your Lord, over all things, is Guardian.1

1 translator’s note
  1. Protecting and preserving the existence and attributes of His creations. ↩

34:22

قُلِ ٱدۡعُواْ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَمۡلِكُونَ مِثۡقَالَ ذَرَّةٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا لَهُمۡ فِيهِمَا مِن شِرۡكٖ وَمَا لَهُۥ مِنۡهُم مِّن ظَهِيرٖ ٢٢

Say, [O Muḥammad], "Invoke those you claim [as deities] besides Allāh." They do not possess an atom's weight [of ability] in the heavens or on the earth, and they do not have therein any partnership [with Him], nor is there for Him from among them any assistant.

As-Sa'diTafsir · 34:22

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском