Fatir 35:43
Originator · Juz 22 · Page 439
ٱسۡتِكۡبَارٗا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَكۡرَ ٱلسَّيِّيِٕۚ وَلَا يَحِيقُ ٱلۡمَكۡرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهۡلِهِۦۚ فَهَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلۡأَوَّلِينَۚ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلٗاۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحۡوِيلًا ٤٣
[Due to] arrogance in the land and plotting of evil; but the evil plot does not encompass except its own people. Then do they await except the way [i.e., fate] of the former peoples? But you will never find in the way [i.e., established method] of Allāh any change, and you will never find in the way of Allāh1 any alteration.2
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 35:42–43
42- Onlar, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse kesinlikle bütün ümmetlerden daha çok hidâyette olacaklarına dair var güçleriyle Allah'a yeminler ettiler. Fakat onlara bir uyarıcı geldiğinde bu, sadece onların (haktan) uzaklaşmalarını artırdı. 43- Yeryüzünde büyüklenmek ve kötülük planları kurmak için (böyle yaptılar). Kötülük planı ise ancak sahiplerinin başına dolanır. Onlar ille de (Allah'ın) öncekiler hakkındaki kanununu mu bekliyorlar? Halbuki sen Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. Yine sen Allah’ın kanununda asla bir sapma da bulamazsın.
42. Yani ey Allah’ın peygamberi! Şu seni yalanlayanlar olabildiğince ağır yeminler ederek:“eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse kesinlikle bütün ümmetlerden” kitap ehli olan yahudi ve hristiyanlardan “daha çok hidâyette olacaklarına dair var güçleriyle Allah'a yeminler ettiler.” Ancak bu yemin ve antlarının gereğini yerine getirmediler. Zira “onlara bir uyarıcı geldiğinde” hidâyet bulmadılar. Diğer ümmetlerden daha çok hidâyet üzere yürüyenler olmadılar. Hatta önceden izlemekte oldukları sapık yollarını da aynen sürdürmediler. Aksine daha da ileri gittiler. Zira “bu, sadece onların (haktan) uzaklaşmalarını” sapıklıklarını, azgınlık ve inatlarını “artırdı.” Onların sözü edilen yeminleri, güzel bir maksat ve hakkı arayış için değildi. Yoksa bu konuda kendilerine başarı ihsan olunurdu.
43. Aksine onların yeminleri, yeryüzünde insanlara ve hakka karşı büyüklük taslamak maksadına matuftu. Onlar, bu sözleri ile başkalarını aldatmak ve tuzak kurmak istiyorlardı. Kendilerinin hakkı bulmak isteyen, hak ehli oldukları izlenimini vererek saf kimselerin kendilerine aldanmasını ve kendilerine uymalarını, arkalarından yürümelerini sağlamak istiyorlardı. Maksadı da hedefi ve sonucu da kötü ve batıl olan “kötülük planı ise ancak sahiplerinin başına dolanır.” Onların bu tuzakları dönüp kendi başlarına geçer. Yüce Allah, böylelikle kullarına onların söyledikleri bu sözlerinin, ettikleri bu yeminlerinin yalan olduğunu, bu tavırları ile hakkı ortaya koymadıklarını açıklamış olmaktadır. Bununla da rezillikleri ortaya çıkmış, rüsvay olmuşlardır. Kötü maksatları da anlaşılmıştır. Böylelikle hile ve tuzakları bizzat kendi başlarına geçmiştir. Yüce Allah, onların hile ve tuzaklarına kendilerini düşürmüştür. Geriye artık Yüce Allah’ın, hakkında hiçbir değişme ve sapma söz konusu olmayan, öncekiler hakkında da geçerli olan kanununun yani azabının başlarına gelmesini beklemekten başka bir şey kalmamıştır. Zira Allah, zulüm ve inadı, kullara karşı büyüklenmeyi sürdüren herkesten intikam almıştır, üzerindeki nimetini kaldırmıştır. O halde bunlar da Allah’ın öncekilere yaptıklarının benzerini bekleyedursunlar.
Page 439
35:39
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَكُمۡ خَلَٰٓئِفَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيۡهِ كُفۡرُهُۥۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلۡكَٰفِرِينَ كُفۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ إِلَّا مَقۡتٗاۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلۡكَٰفِرِينَ كُفۡرُهُمۡ إِلَّا خَسَارٗا ٣٩
It is He who has made you successors upon the earth. And whoever disbelieves - upon him will be [the consequence of] his disbelief. And the disbelief of the disbelievers does not increase them in the sight of their Lord except in hatred; and the disbelief of the disbelievers does not increase them except in loss.
35:40
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ شُرَكَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُواْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ لَهُمۡ شِرۡكٞ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَمۡ ءَاتَيۡنَٰهُمۡ كِتَٰبٗا فَهُمۡ عَلَىٰ بَيِّنَتٖ مِّنۡهُۚ بَلۡ إِن يَعِدُ ٱلظَّٰلِمُونَ بَعۡضُهُم بَعۡضًا إِلَّا غُرُورًا ٤٠
Say, "Have you considered1 your 'partners' whom you invoke besides Allāh? Show me what they have created from the earth, or have they partnership [with Him] in the heavens? Or have We given them a book so they are [standing] on evidence therefrom? [No], rather, the wrongdoers do not promise each other except delusion."2
35:41
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يُمۡسِكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ أَن تَزُولَاۚ وَلَئِن زَالَتَآ إِنۡ أَمۡسَكَهُمَا مِنۡ أَحَدٖ مِّنۢ بَعۡدِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورٗا ٤١
Indeed, Allāh holds the heavens and the earth, lest they cease. And if they should cease, no one could hold them [in place] after Him. Indeed, He is Forbearing1 and Forgiving.
1 translator’s note
- Refer to footnote in 2:225. ↩
35:42
وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَئِن جَآءَهُمۡ نَذِيرٞ لَّيَكُونُنَّ أَهۡدَىٰ مِنۡ إِحۡدَى ٱلۡأُمَمِۖ فَلَمَّا جَآءَهُمۡ نَذِيرٞ مَّا زَادَهُمۡ إِلَّا نُفُورًا ٤٢
And they swore by Allāh their strongest oaths that if a warner came to them, they would be more guided than [any] one of the [previous] nations. But when a warner came to them, it did not increase them except in aversion
35:43
ٱسۡتِكۡبَارٗا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَكۡرَ ٱلسَّيِّيِٕۚ وَلَا يَحِيقُ ٱلۡمَكۡرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهۡلِهِۦۚ فَهَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلۡأَوَّلِينَۚ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلٗاۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحۡوِيلًا ٤٣
[Due to] arrogance in the land and plotting of evil; but the evil plot does not encompass except its own people. Then do they await except the way [i.e., fate] of the former peoples? But you will never find in the way [i.e., established method] of Allāh any change, and you will never find in the way of Allāh1 any alteration.2
35:44
أَوَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ وَكَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّةٗۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعۡجِزَهُۥ مِن شَيۡءٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَلِيمٗا قَدِيرٗا ٤٤
Have they not traveled through the land and observed how was the end of those before them? And they were greater than them in power. But Allāh is not to be caused failure [i.e., prevented] by anything in the heavens or on the earth. Indeed, He is ever Knowing and Competent.