An-Nisa 4:103
The Women · Juz 5 · Page 95
فَإِذَا قَضَيۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ قِيَٰمٗا وَقُعُودٗا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمۡۚ فَإِذَا ٱطۡمَأۡنَنتُمۡ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتۡ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ كِتَٰبٗا مَّوۡقُوتٗا ١٠٣
And when you have completed the prayer, remember Allāh standing, sitting, or [lying] on your sides. But when you become secure, re-establish [regular] prayer. Indeed, prayer has been decreed upon the believers a decree of specified times.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 4:103
103- Namazı bitirdiğiniz zaman da ayakta iken, otururken ve yanlarınız üzere iken Allah’ı anın. Tam bir huzur ve güvene kavuşunca da artık namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.
103. Yani siz korku namazı olsun, diğer namazlar olsun namazlarınızı bitirdikten sonra bütün hal ve durumlarınızda Allah’ı anın. Özellikle korku namazının söz konusu edilmesinin bir takım incelikleri vardır: 1. Kalbin salahı, felahı ve mutluluğu, muhabbet ile Yüce Allah’a yönelmesine ve Allah’ın zikri ve hamdi ile dolup taşmasına bağlıdır. Bu maksadı gerçekleştiren en büyük araç ise namazdır. Zira namaz, gerçekte kul ile Rab arasında bir bağdır. 2. Namazda imanın bir takım hakikatleri ve yakinin marifetleri vardır. Bunlar ise Yüce Allah’ın her gün ve gecede bu namazı kullarına farz kılmasını gerektirmiştir. Bilindiği gibi korku namazında kul, kalbin ve bedenin meşgul olması sebebi ile ve korkudan dolayı o güzel maksatları gerçekleştiremeyebilir. O bakımdan Yüce Allah korku namazından sonra bu eksiklikleri Allah’ı anarak telafi etmeyi emretmektedir. 3. Korku, kalbin tedirgin olmasını ve endişeye kapılmasını gerektirir. Bu ise kalbin zayıflaması ihtimalini beraberinde getirir. Kalp zayıflayacak olursa bedende de düşmana karşı direnme gücü zayıflar. Yüce Allah’ı zikredip çokça anmak ise kalbi güçlendirip pekiştiren en büyük yollardandır. 4. Sabır ve sebat ile beraber Yüce Allah’ın anılması, felâhın ve düşmanlara karşı zafer kazanmanın en önemli sebepleri arasında yer alır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Bir topluluk ile karşılaşırsanız sebat edin ve Allahı çokça anın ki felah bulasınız.”(el-Enfal, 8/45) Bu buyrukta da Yüce Allah böyle bir halde Allah’ı çokça anmayı emretmektedir. Bunun benzeri başka hikmetleri de vardır. Yüce Allah’ın:“Tam bir huzur ve güvene kavuşunca da namazı dosdoğru kılın.” Yani korkudan yana emin olup kalpleriniz ve bedenleriniz huzur buldu mu, zahir ve batın itibari ile namazınızı en mükemmel şekli ile rükünleri, şartları, huşu ve sair tamamlayıcı unsurları ile tastamam kılın. “Çünkü namaz mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” Yani belli vakitlerde kılınması farz kılınmıştır. Bu da namazın farz oluşuna, belli vakitlerinin bulunduğuna ve bu vakitlerde olmaksızın geçerli olmayacağına delildir. Bunlar ise küçüğü ile büyüğü ile bilginleri ile cahilleri ile bütün müslümanların bildiği malum vakitlerdir. Onlar bunu peygamberleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den öğrenmişlerdir ki o şöyle buyurmuştur:“Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz siz de öylece namaz kılın.” Yüce Allah’ın: “Mü’minler üzerine” buyruğu, namazın imanın ölçüsü olduğuna, kişinin imanına göre namazının da tam ve kemal derecesine erişeceğine delildir. Aynı zamanda bu, kâfirlerin -her ne kadar zimmet ehli gibi müslümanların hükümlerine uymakla yükümlü iseler de- namaz gibi dinin fer’î hükümleri ile muhatap olmadıklarına ve namaz kılmalarının emredilmediğine delildir. Hatta küfür üzere kaldıkları sürece namazlarının geçerli olmadığını da göstermektedir. Her ne kadar ahirette namaz kılmadıkları ya da diğer ahkâmı uygalamadıkları için cezalandırılmaları söz konusu olsa da bu böyledir.
Page 95
4:102
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمۡ فَأَقَمۡتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلۡتَقُمۡ طَآئِفَةٞ مِّنۡهُم مَّعَكَ وَلۡيَأۡخُذُوٓاْ أَسۡلِحَتَهُمۡۖ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلۡيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمۡ وَلۡتَأۡتِ طَآئِفَةٌ أُخۡرَىٰ لَمۡ يُصَلُّواْ فَلۡيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلۡيَأۡخُذُواْ حِذۡرَهُمۡ وَأَسۡلِحَتَهُمۡۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ تَغۡفُلُونَ عَنۡ أَسۡلِحَتِكُمۡ وَأَمۡتِعَتِكُمۡ فَيَمِيلُونَ عَلَيۡكُم مَّيۡلَةٗ وَٰحِدَةٗۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن كَانَ بِكُمۡ أَذٗى مِّن مَّطَرٍ أَوۡ كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓاْ أَسۡلِحَتَكُمۡۖ وَخُذُواْ حِذۡرَكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٗا مُّهِينٗا ١٠٢
And when you [i.e., the commander of an army] are among them and lead them in prayer,1 let a group of them stand [in prayer] with you and let them carry their arms. And when they have prostrated, let them be [in position] behind you and have the other group come forward which has not [yet] prayed and let them pray with you, taking precaution and carrying their arms. Those who disbelieve wish that you would neglect your weapons and your baggage so they could come down upon you in one [single] attack. But there is no blame upon you, if you are troubled by rain or are ill, for putting down your arms, but take precaution. Indeed, Allāh has prepared for the disbelievers a humiliating punishment.
1 translator’s note
- At times of fear on the battleground. ↩
4:103
فَإِذَا قَضَيۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ قِيَٰمٗا وَقُعُودٗا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمۡۚ فَإِذَا ٱطۡمَأۡنَنتُمۡ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتۡ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ كِتَٰبٗا مَّوۡقُوتٗا ١٠٣
And when you have completed the prayer, remember Allāh standing, sitting, or [lying] on your sides. But when you become secure, re-establish [regular] prayer. Indeed, prayer has been decreed upon the believers a decree of specified times.
4:104
وَلَا تَهِنُواْ فِي ٱبۡتِغَآءِ ٱلۡقَوۡمِۖ إِن تَكُونُواْ تَأۡلَمُونَ فَإِنَّهُمۡ يَأۡلَمُونَ كَمَا تَأۡلَمُونَۖ وَتَرۡجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرۡجُونَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ١٠٤
And do not weaken in pursuit of the enemy. If you should be suffering - so are they suffering as you are suffering, but you expect from Allāh that which they expect not. And Allāh is ever Knowing and Wise.
4:105
إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِتَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُۚ وَلَا تَكُن لِّلۡخَآئِنِينَ خَصِيمٗا ١٠٥
Indeed, We have revealed to you, [O Muḥammad], the Book in truth so you may judge between the people by that which Allāh has shown you. And do not be for the deceitful an advocate.