An-NisaJuz 5 · Page 98

An-Nisa 4:122

The Women · Juz 5 · Page 98

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٗاۚ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلٗا ١٢٢

But the ones who believe and do righteous deeds - We will admit them to gardens beneath which rivers flow, wherein they will abide forever. [It is] the promise of Allāh, [which is] truth, and who is more truthful than Allāh in statement.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 4:122

122- İman edip salih ameller işleyenlere gelince biz, onları altlarından ırmaklar akan cennetlere, orada ebediyen kalmak üzere koyacağız. Bu, Allah’tan hak bir vaattir. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?

122. Yani Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayrı ve şerri ile kadere bilgi, tasdik ve ikrar yönünden emrolundukları şekilde “iman edip” bu imandan neş’et eden “salih ameller işleyenlere gelince...” Salih amel farz, vacip ve müstehap gibi emredilen tüm işleri kapsar ki bunlar içinde kalbin yerine getirmesi gereken, dilin yerine getirmesi gereken ve organların yerine getirmesi gerekenler vardır. Onların her birisi, kendi durum ve konumuna uygun olarak, iman ve salih amelinin kemaline göre öngörülmüş mükâfatları alacaktır. Ancak iman ve amelinden ihmal ettiği şeyler oranında da bu mükâfatları kaybedecektir. Bu da Yüce Allah’ın hikmetine, rahmetine ve O’nun sadık vaadine göre olacaktır ki Yüce Allah’ın Kitabı ile Rasûlünün sünnetinin incelenmesi ile bu açıkça anlaşılır. Bundan dolayı Yüce Allah bu iman ve amelerin mükâfatını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Biz onları altlarından ırmaklar akan cennetlere... koyacağız” O cennetlerde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmeyen çeşitli yiyecekler, lezzetli içecekler, hayret verici manzaralar, güzel eşler, köşkler, dalları sarkmış ağaçlar, görülmedik meyveler, coşturucu sesler, tepeden tırnağa nimetler vardır. Onlar kardeşleriyle ziyaretleşir ve cennet bahçelerinde sohbetler ederler. Bunlardan çok daha ileri ve çok daha üstün bir şey de Allah’ın rızasına nail olmaları, ruhlarının O’nun yakınlığı ile, gözlerinin O’nun cemalini görmekle, kulaklarının da O’nun hitabını duymakla en büyük nimete erişmeleridir ki bu, onlara diğer bütün nimet ve sevinçleri unutturacaktır. Eğer Allah’ın onlara verdiği sebat olmasaydı sevinç ve neşeden uçar hatta ölürlerdi. Allah’a and olsun ki, bu nimetler gerçekten çok tatlıdır! O kerim olan Rabbin onlara ihsanı ne kadar büyüktür! Elde edecekleri her türlü hayır ve sürûru hiç kimse anlatamaz. Bu nimetlerin mükemmelliği ise o yüksek köşklerdeki devamlı kalacak olmalarıdır. Bundan dolayı Yüce Allah “orada ebediyen kalmak üzere” buyurmuştur. “Bu, Allah’tan hak bir vaattir. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?” Sözü doğruluğu itibari ile en yüksek derecede olan yüce Allah, elbette doğru söyler. O’nun sözü ve haberi doğru olduğu için de O’nun buyruklarının içerdiği mutabık, zımnî ve lazımî anlamlar ile bütün delaletler (insanların sözlerinin aksine) O’nun kelamının muradı arasında kabul edilir. Allah Rasûlü’nün sözleri de böyledir. Çünkü o da ancak Allah’ın emri ile haber verir ve ancak Allah’ın vahyinden aldığı şeyleri konuşur.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 98

An-NisaJuz 5 · Page 98

4:122

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٗاۚ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلٗا ١٢٢

But the ones who believe and do righteous deeds - We will admit them to gardens beneath which rivers flow, wherein they will abide forever. [It is] the promise of Allāh, [which is] truth, and who is more truthful than Allāh in statement.

4:123

لَّيۡسَ بِأَمَانِيِّكُمۡ وَلَآ أَمَانِيِّ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِۗ مَن يَعۡمَلۡ سُوٓءٗا يُجۡزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدۡ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيّٗا وَلَا نَصِيرٗا ١٢٣

It [i.e., Paradise] is not [obtained] by your wishful thinking nor by that of the People of the Scripture. Whoever does a wrong will be recompensed for it, and he will not find besides Allāh a protector or a helper.

4:124

وَمَن يَعۡمَلۡ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنٞ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ وَلَا يُظۡلَمُونَ نَقِيرٗا ١٢٤

And whoever does righteous deeds, whether male or female, while being a believer - those will enter Paradise and will not be wronged, [even as much as] the speck on a date seed.

4:125

وَمَنۡ أَحۡسَنُ دِينٗا مِّمَّنۡ أَسۡلَمَ وَجۡهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنٞ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفٗاۗ وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبۡرَٰهِيمَ خَلِيلٗا ١٢٥

And who is better in religion than one who submits himself to Allāh while being a doer of good and follows the religion of Abraham, inclining toward truth? And Allāh took Abraham as an intimate friend.

4:126

وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٖ مُّحِيطٗا ١٢٦

And to Allāh belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And ever is Allāh, of all things, encompassing.

4:127

وَيَسۡتَفۡتُونَكَ فِي ٱلنِّسَآءِۖ قُلِ ٱللَّهُ يُفۡتِيكُمۡ فِيهِنَّ وَمَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلۡكِتَٰبِ فِي يَتَٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّٰتِي لَا تُؤۡتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرۡغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلۡوِلۡدَٰنِ وَأَن تَقُومُواْ لِلۡيَتَٰمَىٰ بِٱلۡقِسۡطِۚ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرٖ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمٗا ١٢٧

And they request from you, [O Muḥammad], a [legal] ruling concerning women. Say, "Allāh gives you a ruling about them and [about] what has been recited to you in the Book concerning the orphan girls to whom you do not give what is decreed for them1 - and [yet] you desire to marry them - and concerning the oppressed among children and that you maintain for orphans [their rights] in justice." And whatever you do of good - indeed, Allāh is ever Knowing of it.

1 translator’s note
  1. i.e., their rights, in general, and their mahr, specifically. ↩
As-Sa'diTafsir · 4:122

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском