An-Nisa 4:131
The Women · Juz 5 · Page 99
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَلَقَدۡ وَصَّيۡنَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَإِيَّاكُمۡ أَنِ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدٗا ١٣١
And to Allāh belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And We have instructed those who were given the Scripture before you and yourselves to fear Allāh. But if you disbelieve - then to Allāh belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And ever is Allāh Free of need and Praiseworthy.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 4:131–132
131- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Andolsun ki sizden evvel kendilerine kitap verilenlere de size de: Allah’a karşı takvalı olun, diye emrettik. Eğer nankörlük ederseniz/küfre saparsanız şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah Ganîdir, Hamîddir. 132- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.
131. Yüce Allah geniş, kapsamlı ve azametli mülkünden haber vermektedir. Bu mülk, O’nun her türüyle yönetim ve idare sahibi olmasını, kaderî ve şer’î her türlü tasarrufta bulunmasını gerektirir. Öncekilere de sonrakilere de, ilk gelen kitap ehline de sonra kendilerine kitap verdiği kimselere de emir ve yasakları ihtiva eden ve bunlara riayeti gerektiren takvâ emrini vermesi de O’nun şer’î tasarrufunun bir tecellisidir. Ahkâmı teşri etmesi, bu emrin gereğini yerine getirenleri mükâfatlandırması, onu ihmal edip riâyet etmeyenleri de can yakıcı bir azapla cezalandırması da bu tasarrufun kapsamı içerisindedir. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“Eğer” Allah’a karşı takvâyı terk etmek sureti ile “nankörlük ederseniz/küfre saparsanız” ve Allah’a, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri ortak koşarsanız şüphesiz siz böyle yapmakla ancak kendinize zarar vermiş olursunuz. Allah’a hiçbir zarar veremeyeceğiniz gibi O’nun mülkünü eksiltmiş de olamazsınız. O’nun sizden daha hayırlı, daha üstün ve daha çok kulları vardır. Hepsi de O’na itaat ederler, O’nun emrine boyun eğerler. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer küfre saparsanız/nankörlük ederseniz şüphesiz göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah Ganîdir” Yani harcamanın eksiltmediği, infakın azaltmadığı, gece ve gündüz bol bol ihsanda bulunduğu rahmetinin hazinelerinden sadır olan kuşatıcı, kapsamlı ve kamil bir cömertlik ve ihsan sahibidir. Eğer göklerde ve yerde bulunan herkes başından sonuna kadar bir araya gelip de onların her birisi isteyebildiği her şeyi istese ve Allah da onların isteklerini verse bu bile O’nun mülkünü eksiltmez. Çünkü O Cevad’dır, Vâcid’dir, Mâcid’dir (cömertir, ihsanı bol olandır, en üstün şerefli olandır). O’nun ihsan ve bağışı da bir kelimedir, azabı da bir kelimedir. Zira O bir şeyi diledi mi ona sadece:“Ol” der, o da oluverir. Bütün sıfatlarının kâmil olması da O’nun Ğanî (hiçbir şeye muhtaç olmayan, zengin) oluşunun bir gereğidir. Çünkü eğer O, herhangi bir bakımdan eksik olmuş olsaydı O’nda o eksikliği tamamlamaya yönelik bir çeşit muhtaçlık söz konusu olurdu. Aksine O, her türlü kemal sıfatına sahiptir. Bu sıfatın da kemaline sahiptir. O’nun Ğanî oluşunun kemal derecede olmasının bir tecellisi de eş ve çocuk edinmemesi, mülkünde ortağının, yardımcısının bulunmaması, mülkünün idaresinin hiçbir alanında bir yardımcıya muhtaç olmamasıdır. Ulvi ve sufli alemin bütün hal ve durumlarında Allah’a muhtaç olmaları, küçük büyük bütün ihtiyaçlarını O’ndan istemeleri de O’nun Ğanî oluşunun kemal derecesinde olmasından dolayıdır. İşte bu sıfatının bir tecellisi olarak O, bütün bu istekleri, dilek ve ihtiyaçları yerine getirmiş, onları varlıklı kılmış, ihtiyaçtan kurtarmış, lütfu ile onlara ihsanda bulunmuş ve onları hidayete iletmiştir. “Hamîddir” Bu da şanı Yüce Allah’ın üstün ve şerefli isimlerinden birisi olup O’nun, her türlü hamde, sevgiye, övgü ve ikrama layık ve hak sahibi olduğunu ifade etmektedir. Çünkü cemal ve celâl sıfatlarını ihtiva eden hamd sıfatları ile muttasıf olmasından ve bütün yaratıklarına uçsuz bucaksız nimetleri ihsan etmiş olmasından ötürü O, her durumda hamde ve övgüye layık olandır. “Ğanî ve Hamîd” şerefli isimlerinin yanyana gelmesi ne kadar da güzeldir! O, hiçbir şeye muhtaç olmayan Ğani’dir ve her türlü övgüye layık olan ve övülen Hamid’dir. O, hem Ğanî olma yönünden kemal derecesindedir, hem de Hamîd olma yönünden kemal derecesindedir. Bu iki ismin bir arada bulunması da ayrı bir kemal derecesini ifade eder. 132. Daha sonra Yüce Allah yine mülkünün, göklerde ve yerde bulunan her şeyi kuşattığını ve kendinsin her şeyin “vekil”i olduğunu tekrarlamaktadır. Yani O, her şeyin idaresini bilen ve bunu hikmete uygun bir şekilde gerçekleştirendir. Bu da “vekil” oluşun kemal derecesidir. Çünkü bir şeye vekil olmak, hem üzerinde vekil olunan şeyi bilmeyi, hem de onu yerine getirme ve idare etme kudretine sahip olmayı gerektirir. Ayrıca bu idarenin, hikmet ve maslahata uygun olması da gerekir. Bunlardan herhangi birisi eksik olursa bu, “vekil”in eksikliğini gösterir. Allah ise her türlü eksiklikten münezzehtir. Yani O, kâmil kudrete sahip ve üzerinizde etkin iradeye sahip, Ğanî ve Hamîd olandır.
Page 99
4:128
وَإِنِ ٱمۡرَأَةٌ خَافَتۡ مِنۢ بَعۡلِهَا نُشُوزًا أَوۡ إِعۡرَاضٗا فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يُصۡلِحَا بَيۡنَهُمَا صُلۡحٗاۚ وَٱلصُّلۡحُ خَيۡرٞۗ وَأُحۡضِرَتِ ٱلۡأَنفُسُ ٱلشُّحَّۚ وَإِن تُحۡسِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٗا ١٢٨
And if a woman fears from her husband contempt or evasion, there is no sin upon them if they make terms of settlement between them - and settlement is best. And present in [human] souls is stinginess.1 But if you do good and fear Allāh - then indeed Allāh is ever, of what you do, Aware.
1 translator’s note
- i.e., holding on to self-interests. ↩
4:129
وَلَن تَسۡتَطِيعُوٓاْ أَن تَعۡدِلُواْ بَيۡنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوۡ حَرَصۡتُمۡۖ فَلَا تَمِيلُواْ كُلَّ ٱلۡمَيۡلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلۡمُعَلَّقَةِۚ وَإِن تُصۡلِحُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١٢٩
And you will never be able to be equal [in feeling] between wives, even if you should strive [to do so]. So do not incline completely [toward one] and leave another hanging.1 And if you amend [your affairs] and fear Allāh - then indeed, Allāh is ever Forgiving and Merciful.
1 translator’s note
- Neither divorced nor enjoying the rights of marriage. ↩
4:130
وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغۡنِ ٱللَّهُ كُلّٗا مِّن سَعَتِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٰسِعًا حَكِيمٗا ١٣٠
But if they separate [by divorce], Allāh will enrich each [of them] from His abundance. And ever is Allāh Encompassing and Wise.
4:131
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَلَقَدۡ وَصَّيۡنَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَإِيَّاكُمۡ أَنِ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدٗا ١٣١
And to Allāh belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And We have instructed those who were given the Scripture before you and yourselves to fear Allāh. But if you disbelieve - then to Allāh belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And ever is Allāh Free of need and Praiseworthy.
4:132
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا ١٣٢
And to Allāh belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And sufficient is Allāh as Disposer of affairs.1
1 translator’s note
- Refer to footnote in 3:173. ↩
4:133
إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأۡتِ بِـَٔاخَرِينَۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرٗا ١٣٣
If He wills, He can do away with you, O people, and bring others [in your place]. And ever is Allāh competent to do that.
4:134
مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعَۢا بَصِيرٗا ١٣٤
Whoever desires the reward of this world - then with Allāh is the reward of this world and the Hereafter. And ever is Allāh Hearing and Seeing.