An-Nisa 4:146
The Women · Juz 5 · Page 101
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَٱعۡتَصَمُواْ بِٱللَّهِ وَأَخۡلَصُواْ دِينَهُمۡ لِلَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَسَوۡفَ يُؤۡتِ ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَجۡرًا عَظِيمٗا ١٤٦
Except for those who repent, correct themselves, hold fast to Allāh, and are sincere in their religion for Allāh, for those will be with the believers. And Allāh is going to give the believers a great reward.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 4:145–147
145- Şüphesiz münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı bulamazsın. 146- Ancak tevbe edenler, hallerini düzeltenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini Allah için halis kılanlar müstesnadır. İşte onlar mü’minlerle beraberdir. Allah mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir. 147- Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size ne diye azap etsin? Allah Şâkirdir, Alîmdir.
145. Yüce Allah münafıkların âkıbetini haber vermektedir. Onlar azabın en aşağı tabakalarında, cezanın en kötü olanında bulunacaklardır. Zira onlar cehennemde diğer kâfirlerden de daha aşağıda olacaklardır. Çünkü onlar, Allah’a küfretmek ve O’nun peygamberlerine düşmanlık beslemekte kâfirlerle ortak bir tutum sergilemişler, bunun yanı sıra bir de mü’minlere karşı fark edemiyecekleri bir şekilde hile, tuzak, aldatma, çeşitli ve çok sayıda düşmanlık besleme yoluna başvurmuşlardı. Buna bağlı olarak İslâm ahkâmının kendilerine uygulanmasını ve hak etmedikleri şeyleri zahiren de olsa hak eder durumda olmuşlardı. İşte bu ve benzeri sebepler dolayısı ile onlar en ağır azabı hak etmişlerdir. Bu azaptan onları kurtarabilecek ve bu azabın bir bölümünün kaldırılmasında olsun onlara yardım edebilecek hiçbir kimse yoktur. Bu hüküm bütün münafıklar hakkında umumidir.
146. Ancak Allah’ın kendilerine kötülüklerinden “tevbe” etmeyi lütfettikleri, böylece “hallerini düzeltenler” yani Allah için zahirlerini ve batınlarını da ıslah edenler “Allah’a sımsıkı sarılanlar” yani menfaatlerini elde etmek ve kendilerine gelecek zararı önlemek hususunda O’na sığınanlar “ve dinlerini” yani İslâm, iman ve ihsandan ibaret olan dinlerini “Allah için halis kılanlar” zahirî ve batınî amelleri ile Allah’ın vereceği karşılığı isteyenler, riyakârlık ve münafıklıktan kurtulanlar “müstesnadır.”“İşte onlar” bu niteliklere sahip olan kimseler, dünyada da berzah aleminde de Kıyamet gününde de “mü’minlerle beraberdir. Allah mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.” ki bu, özünü Allah’tan başka kimsenin bilmediği, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından dahi geçmemiş bir mükâfattır. Burada Allah’a sımsıkı sarılma ve ihlâs, Yüce Allah’ın:“hallerini düzeltenler (ıslah edenler)” buyruğunun kapsamına girmekle birlikte burada onların özellikle ve ayrıca zikredilmiş olmaları üzerinde dikkatle durulmalıdır. Çünkü Allah’a sımsıkı sarılmak ve ihlâslı olmak, ıslahın kapsamına girer. Bunların özellikle zikredilmelerinin sebebi ise bilhassa nifakın kalplerde iyice yer ettiği bu önemli konumda onlara ileri derecede ihtiyaç duyulduğundan dolayıdır. Çünkü nifakı ortadan kaldıran, Allah’a sımsıkı sarılmak, sürekli olarak O’na sığınmak ve bu münafıklığı bertaraf etme noktasında devamlı O’na muhtaç olduğunun şuuruna varmaktır. İhlâsın da tam anlamı ile münafıklığa aykırı oluşu da bunların ayrıca zikredilmesini gerektiren diğer bir sebeptir. O bakımdan bu ikisinin (Allah’a sımsıkı sarılmak ve ihlâs) ayrıca anılmaları üstünlükleri ve faziletleri, zahiri ve batıni bütün amellerin bunlara bağlı olması ve böyle bir konumda onlara ileri derecede ihtiyaç duyulması dolayısıyladır. Ayrıca bu gibi kimselerin mü’minlerle birlikte oldukları söz konusu edildikten sonra -anlatım onlar hakkında olduğu halde- Yüce Allah’ın:“Allah onlara büyük bir mükâfat verecektir” demeyerek “Allah mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir” dediğine de dikkat etmeliyiz. Çünkü Yüce Allah’ın defalarca tekrarladığı oldukça önemli bir kaide şudur: Eğer buyrukların söz konusu ettiği husus, cüzi bazı meselelerle alakalı olur ve Yüce Allah da o meselenin mükâfat ya da cezayı gerektirdiğini anlatmayı irade buyurursa, bununla birlikte bu, hem o cüzi meseleyi hem de onunla aynı türden olan başka meseleleri kapsıyor ise Yüce Allah, mükâfatı ya da cezayı gerek o meseleyi gerekse onun kapsamına giren diğer meseleleri kapsayacak şekilde genel bir hüküm olarak söz konusu eder. Ki böylelikle herhangi bir kimse bu hükmün o cüzi meseleye has olduğu vehmine kapılmasın. İşte bu, Kur’ân-ı Kerîm’in harikulade sırlarından birisidir. İşte burada da tevbe eden münafıklar mü’minlerle beraberdir ve mü’minlerin mükâfatı bu tevbe edenler için de söz konusudur.
147. Daha sonra Yüce Allah hiçbir kimseye muhtaç olmayan kemal derecesinde Ğani olduğunu, hilminin ve rahmetinin genişliğini, ihsanının bolluğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size ne diye azap etsin?” Çünkü gerçek şu ki “Allah Şâkirdir”, yani kendi rızası için ağırlıkları yüklenen, sıkıntılara katlanan, hayırlı amelleri sürekli işleyen kimselere pek bol mükâfat verir ve büyük ihsanlarda bulunur. Allah için herhangi bir şeyi terk eden kimseye Allah ondan hayırlı olanı verir. Bununla birlikte O, “Alîmdir”, sizin içinizi de dışınızı da bilir. Amellerinizi de bilir. Bu amellerden hangisinin ihlâs ve samimiyetle yapıldığını da bilir, bunun zıddını da bilir. O, sizin O’na tevbe etmenizi ve kendisine dönmenizi ister. Şâyet O’na dönecek olursanız, O size azabı neylesin? Çünkü azap görmeniz O’nun hoşlanacağı bir şey değildir. Sizin cezalandırılmanız O’na bir fayda sağlamaz. Aksine isyankâr bir kimse ancak kendisine zarar verir. Nitekim itaatkârın ameli de itaatkâra fayda sağlar. Şükür, kalbin itaatle boyun eğip Allah’ın nimetlerini itiraf etmesi, dilin O’ndan övgü ile söz etmesi, azaların O’na itaat ile amel etmesi ve Allah’ın nimetleri ile O’na isyana kalkışılmamasıdır.
Page 101
4:141
ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمۡ فَإِن كَانَ لَكُمۡ فَتۡحٞ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓاْ أَلَمۡ نَكُن مَّعَكُمۡ وَإِن كَانَ لِلۡكَٰفِرِينَ نَصِيبٞ قَالُوٓاْ أَلَمۡ نَسۡتَحۡوِذۡ عَلَيۡكُمۡ وَنَمۡنَعۡكُم مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَلَن يَجۡعَلَ ٱللَّهُ لِلۡكَٰفِرِينَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ سَبِيلًا ١٤١
Those who wait [and watch] you. Then if you gain a victory from Allāh, they say, "Were we not with you?" But if the disbelievers have a success, they say [to them], "Did we not gain the advantage over you, but we protected you from the believers?" Allāh will judge between [all of] you on the Day of Resurrection, and never will Allāh give the disbelievers over the believers a way [to overcome them].1
1 translator’s note
- In the Hereafter, but possibly in this world as well. ↩
4:142
إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَٰدِعُهُمۡ وَإِذَا قَامُوٓاْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ قَامُواْ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذۡكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلٗا ١٤٢
Indeed, the hypocrites [think to] deceive Allāh, but He is deceiving them. And when they stand for prayer, they stand lazily, showing [themselves to] the people and not remembering Allāh except a little,
4:143
مُّذَبۡذَبِينَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلٗا ١٤٣
Wavering between them, [belonging] neither to these [i.e., the believers] nor to those [i.e., the disbelievers]. And whoever Allāh sends astray - never will you find for him a way.
4:144
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَجۡعَلُواْ لِلَّهِ عَلَيۡكُمۡ سُلۡطَٰنٗا مُّبِينًا ١٤٤
O you who have believed, do not take the disbelievers as allies instead of the believers. Do you wish to give Allāh against yourselves a clear case?
4:145
إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِي ٱلدَّرۡكِ ٱلۡأَسۡفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمۡ نَصِيرًا ١٤٥
Indeed, the hypocrites will be in the lowest depths of the Fire - and never will you find for them a helper -
4:146
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ وَأَصۡلَحُواْ وَٱعۡتَصَمُواْ بِٱللَّهِ وَأَخۡلَصُواْ دِينَهُمۡ لِلَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَسَوۡفَ يُؤۡتِ ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَجۡرًا عَظِيمٗا ١٤٦
Except for those who repent, correct themselves, hold fast to Allāh, and are sincere in their religion for Allāh, for those will be with the believers. And Allāh is going to give the believers a great reward.
4:147
مَّا يَفۡعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمۡ إِن شَكَرۡتُمۡ وَءَامَنتُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمٗا ١٤٧
What would Allāh do with [i.e., gain from] your punishment if you are grateful and believe? And ever is Allāh Appreciative1 and Knowing.
1 translator’s note
- Of repentance, self-discipline and good deeds, rewarding for them abundantly. ↩