An-NisaJuz 6 · Page 104

An-Nisa 4:170

The Women · Juz 6 · Page 104

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلۡحَقِّ مِن رَّبِّكُمۡ فَـَٔامِنُواْ خَيۡرٗا لَّكُمۡۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمٗا ١٧٠

O mankind, the Messenger has come to you with the truth from your Lord, so believe; it is better for you. But if you disbelieve - then indeed, to Allāh belongs whatever is in the heavens and earth. And ever is Allāh Knowing and Wise.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 4:170

170- Ey insanlar! Hiç şüphesiz Peygamber size Rabbinizden hak ile gelmiştir. O halde kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer kâfir olursanız (bilin ki) göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Allah Alîmdir, Hakîmdir.

170. Yüce Allah bütün insanlara kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmelerini emretmektedir. Ona iman etmeyi gerektiren sebebi, ona imanın faydasını ve ona iman etmeme halindeki zararı da söz konusu etmektedir. Ona iman etmeyi gerektiren sebep, onun insanlara hak ile gelmiş olmasıdır. Yani bizatihi onun gelişi de haktır, getirdiği şeriat da haktır. Aklı başında bir kimse insanların, cehalet içerisinde, şaşkın bir halde, risaletten uzak, küfre saplanmış ve tereddütlerle kuşatılımış halde kalmalarının, Allah’ın hikmet ve rahmetine uygun düşmeyeceğini bilir. İşte Yüce Allah’ın insanlara peygamberini göndermesi, O’nun yüce hikmet ve muazzam rahmetinin bir tecellisidir. Çünkü bu peygamber onlara neyin hidâyet, neyin sapıklık, neyin doğruluk, neyin de eğrilik olduğunu bildirmek için gelmiştir. Onun risaletine sadece bir göz atmak, peygamberliğinin doğruluğunu anlamak için yeterlidir. Aynı şekilde onun getirmiş olduğu yüce şeriata ve dosdoğru yola bir göz atmak da bunu anlamak için yeterlidir. Çünkü onun getirdiği dinde, geçmiş ve geleceğe dönük gaybi bilgiler haber verildiği gibi Allah ve âhiret günü hakkında da ancak vahiy ve risalet ile bilinebilecek şeyler bildirilmektedir. Onun getirdiği dinde hayır, salah, doğruluk, adalet, ihsan, sıdk, iyilik, hakları gözetmek, güzel ahlakın her türlüsünün emredilmiş olması; buna karşılık her türlü kötülük, fesad, azgınlık, zulüm, kötü ahlâk, yalan ve hak sahiplerinin hakkına riâyet etmemek gibi hususların yasaklanmış olması, kesinlikle bu dinin Allah’tan geldiğini ortaya koymaktadır. Kulun bunlara dair basireti arttıkça iman ve yakîni de artar. İşte O’na iman etmeyi gerektiren sebep budur. Peygamber’e imanın faydasına gelince Yüce Allah, bize O’na imanın “kendi iyiliğimize” olacağını haber vermektedir. İyilik ise kötülüğün zıddıdır. İman etmek hem bedenleri, hem kalpleri, hem ruhları, hem dünyaları, hem de âhiretleri yönünden mü’minlerin iyiliğinedir. Çünkü imanın sonucunda pek çok maslahat ve fayda elde edilir. Dünyevi ve uhrevi her türlü mükâfat imanın mahsulüdür. İlâhi yardıma mazhar olmak, hidâyet, ilim, salih amel, sevinç, cennet, cennetin ihtiva ettiği her türlü nimet gibi bütün bu hususlar imanın bir sonucudur. Öte yandna dünyevi ve uhrevi bedbahtlık da imansızlıktan yahut iman eksikliğinden dolayıdır. Peygamber’e iman etmemenin zararına gelince bu da imanın sağladığı faydaların zıddını bilmekle anlaşılır. Kul iman etmemekle ancak kendisine zarar verir. Şanı Yüce Allah’ın ona hiçbir ihtiyacı yoktur. İsyankârların isyanının O’na bir zararı olmaz. İşte bundan dolayı da Yüce Allah:“Eğer kâfir olursanız (bilin ki) göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır” buyurmaktadır. Yani hepsi O’nun yarattığı varlıklardır, hepsi O’nun mülküdür ve hespi de O’nun idare ve tasarrufu altındadır. “Allah, Âlîmdir”; her şeyi çok iyi bilir, “Hakîmdir.” yaratmasında ve emrinde de hikmet sahibidir. O bakımdan O, kimin hidâyeti kimin de sapıklığı hak ettiğini çok iyi bilir. Ayrıca hidâyet ve sapıklığı yerli yerince koymak hususunda da hikmeti sonsuzdur.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 104

An-NisaJuz 6 · Page 104

4:163

۞ إِنَّآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ كَمَآ أَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ نُوحٖ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ مِنۢ بَعۡدِهِۦۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَٰرُونَ وَسُلَيۡمَٰنَۚ وَءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ زَبُورٗا ١٦٣

Indeed, We have revealed to you, [O Muḥammad], as We revealed to Noah and the prophets after him. And We revealed to Abraham, Ishmael, Isaac, Jacob, the Descendants,1 Jesus, Job, Jonah, Aaron, and Solomon; and to David We gave the book [of Psalms].

1 translator’s note
  1. Al-Asbāṭ. See footnote to 2:136. ↩

4:164

وَرُسُلٗا قَدۡ قَصَصۡنَٰهُمۡ عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ وَرُسُلٗا لَّمۡ نَقۡصُصۡهُمۡ عَلَيۡكَۚ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكۡلِيمٗا ١٦٤

And [We sent] messengers about whom We have related [their stories] to you before and messengers about whom We have not related to you. And Allāh spoke to Moses with [direct] speech.

4:165

رُّسُلٗا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعۡدَ ٱلرُّسُلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمٗا ١٦٥

[We sent] messengers as bringers of good tidings and warners so that mankind will have no argument against Allāh after the messengers. And ever is Allāh Exalted in Might and Wise.

4:166

لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشۡهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيۡكَۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلۡمِهِۦۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَشۡهَدُونَۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا ١٦٦

But Allāh bears witness to that which He has revealed to you. He has sent it down with His knowledge, and the angels bear witness [as well]. And sufficient is Allāh as Witness.

4:167

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدۡ ضَلُّواْ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا ١٦٧

Indeed, those who disbelieve and avert [people] from the way of Allāh have certainly gone far astray.

4:168

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَظَلَمُواْ لَمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ طَرِيقًا ١٦٨

Indeed, those who disbelieve and commit wrong [or injustice] - never will Allāh forgive them, nor will He guide them to a path,

4:169

إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٗا ١٦٩

Except the path of Hell; they will abide therein forever. And that, for Allāh, is [always] easy.

4:170

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلۡحَقِّ مِن رَّبِّكُمۡ فَـَٔامِنُواْ خَيۡرٗا لَّكُمۡۚ وَإِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمٗا ١٧٠

O mankind, the Messenger has come to you with the truth from your Lord, so believe; it is better for you. But if you disbelieve - then indeed, to Allāh belongs whatever is in the heavens and earth. And ever is Allāh Knowing and Wise.

As-Sa'diTafsir · 4:170

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском