An-Nisa 4:64
The Women · Juz 5 · Page 88
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ إِذ ظَّلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ جَآءُوكَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ ٱللَّهَ وَٱسۡتَغۡفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُواْ ٱللَّهَ تَوَّابٗا رَّحِيمٗا ٦٤
And We did not send any messenger except to be obeyed by permission of Allāh. And if, when they wronged themselves, they had come to you, [O Muḥammad], and asked forgiveness of Allāh and the Messenger had asked forgiveness for them, they would have found Allāh Accepting of Repentance and Merciful.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 4:64–65
64- Biz, gönderdiğimiz her bir peygamberi Allah’ın izni ile kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Şâyet onlar, kendilerine zulmettiklerinde sana gelip de Allah’tan mağfiret dileselerdi, Rasul de onlar için mağfiret isteseydi, Allah’ı elbette tevbeleri çokça kabul eden ve pek merhamet eden bulacaklardı. 65- Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.
64. Şanı Yüce Allah, Rasûlüne itaati ve bağlılığı emir ve teşvik eden bir buyrukla şunu haber vermektedir: Peygamberlerin gönderilmesinden amaç onlara itaat edilmesi, verdikleri bütün emir ve yasaklarda, bu peygamberlerin kendilerine gönderildiği kimselerin onlara bağlı kalmalarıdır. İtaat edenin itaat ettiği kimseyi tazim ettiği şekilde onları tazim etmeleridir. Bu buyruk, peygamberlerin Allah’tan tebliğ ettikleri hususlar ile emir ve yasaklarında ismet (hatadan korunma) sıfatına sahip olduklarını ortaya koymaktadır. Çünkü Yüce Allah onlara mutlak olarak itaati emretmektedir. Eğer onlar masum ve yanlış olan bir şeyi teşrî’ etmeyen kimseler olmasalardı, Yüce Allah böyle bir emri mutlak olarak vermezdi. Yüce Allah’ın:“Allah’ın izni ile” ifadesi şu demektir: İtaat edenin itaati Allah’ın kaza ve kaderi ile gerçekleşir. Böylelikle bu buyruk kaza ve kaderi de ortaya koymakta ve Allah’tan yardım dilemeyi teşvik etmektedir. Ayrıca Allah insana yardım etmeyecek olursa peygambere itaatinin mümkün olamayacağını da açıklamaktadır. Daha sonra Yüce Allah pek büyük lütuf ve keremini haber vermekte ve günah işleyenlerin günahlarını itiraf ederek Allah’a tevbe etmeleri, O’ndan mağfiret dilemeleri çağrısında bulunmaktadır:“Şâyet onlar, kendilerine zulmettiklerinde” günahlarını itiraf edip bu konuda sana itaat ederek “sana gelip de Allah’tan mağfiret dileselerdi, peygamber de onlar için mağfiret isteseydi, Allah’ı elbette tevbeleri çokça kabul eden ve pek merhamet eden bulacaklardı.” Yani Allah, mağfireti ile onların zulümlerini bağışlayarak tevbelerini kabul ederdi. Tevbelerini kabul etmek, tevbe etmeye muvaffak kılmak ve tevbenin mükâfatını vermek sureti ile de onlara çokça merhamet ederdi. Allah Rasûlüne bu şekildeki geliş onun hayatına hastır. Çünkü ifadelerin akışı buna delildir. Zira Allah Rasûlünün mağfiret dilemesi ancak hayatında olacak bir şeydir. Onun vefatından sonra ise ondan bir şey istenemez; hatta bu bir şirk olur.
65. Daha sonra Yüce Allah, kerim zatına yemin ederek aralarındaki anlaşmazlıklarda yani aralarında meydana gelen - icma olunan meseleler dışındaki- bütün ihtilaflarda, Allah Rasûlünün hükmüne başvurmadıkça iman etmiş olamayacaklarını belirtmektedir. İcma olunan meseleler ise ancak Kitap ve sünnete dayalı olur. Diğer taraftan sadece Allah Rasûlünün hükmüne başvurmak da yeterli değildir. Verdiği hükümden dolayı kalplerindeki darlık ve sıkıntının da gitmesi ve başka herhangi bir hükmü hatırlarından geçirmeksizin onun hükmüne teslim olmaları şarttır. Bu da kendi başına yeterli değildir, aksine onun hükmüne gönül rahatlığı ile zahiren ve batınen tam bir itaat ile teslim olmaları da gerekir. Bu durumda onun hükmüne başvurmak İslâm makamı, hükmü dolayısı ile kalpte bir sıkıntının bulunmaması iman makamı, bu hükme tam bir teslimiyet ile bağlılık ve itaat de ihsan makamıdır. Bu üç mertebeyi tam olarak gerçekleştiren bir kimsenin dindeki bütün mertebeleri de tamamlamış olacağı ortadadır. Sözü geçen bu hükme başvurmayı terk eden ve böyle bir şeye bağlı kalmayan bir kimse de kâfirdir. Hükme başvurmakla birlikte ona bağlılığı terkeden bir kimse ise o hükmün benzerine itaat etmeyen isyankârların durumu ile aynı olur.
Page 88
4:60
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزۡعُمُونَ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓاْ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدۡ أُمِرُوٓاْ أَن يَكۡفُرُواْ بِهِۦۖ وَيُرِيدُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمۡ ضَلَٰلَۢا بَعِيدٗا ٦٠
Have you not seen those who claim to have believed in what was revealed to you, [O Muḥammad], and what was revealed before you? They wish to refer legislation to ṭāghūt,1 while they were commanded to reject it; and Satan wishes to lead them far astray.
1 translator’s note
- False objects of worship or those transgressors who usurp the divine right of government. ↩
4:61
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيۡتَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودٗا ٦١
And when it is said to them, "Come to what Allāh has revealed and to the Messenger," you see the hypocrites turning away from you in aversion.
4:62
فَكَيۡفَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنۡ أَرَدۡنَآ إِلَّآ إِحۡسَٰنٗا وَتَوۡفِيقًا ٦٢
So how [will it be] when disaster strikes them because of what their hands have put forth and then they come to you swearing by Allāh, "We intended nothing but good conduct and accommodation."
4:63
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمۡ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَعِظۡهُمۡ وَقُل لَّهُمۡ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَوۡلَۢا بَلِيغٗا ٦٣
Those are the ones of whom Allāh knows what is in their hearts, so turn away from them1 but admonish them and speak to them a far-reaching [i.e., effective] word.
1 translator’s note
- i.e., use not violence against them. ↩
4:64
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ إِذ ظَّلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ جَآءُوكَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ ٱللَّهَ وَٱسۡتَغۡفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُواْ ٱللَّهَ تَوَّابٗا رَّحِيمٗا ٦٤
And We did not send any messenger except to be obeyed by permission of Allāh. And if, when they wronged themselves, they had come to you, [O Muḥammad], and asked forgiveness of Allāh and the Messenger had asked forgiveness for them, they would have found Allāh Accepting of Repentance and Merciful.
4:65
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيۡنَهُمۡ ثُمَّ لَا يَجِدُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ حَرَجٗا مِّمَّا قَضَيۡتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسۡلِيمٗا ٦٥
But no, by your Lord, they will not [truly] believe until they make you, [O Muḥammad], judge concerning that over which they dispute among themselves and then find within themselves no discomfort from what you have judged and submit in [full, willing] submission.