GhafirJuz 24 · Page 472

Ghafir 40:45

The Forgiver · Juz 24 · Page 472

فَوَقَىٰهُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُواْۖ وَحَاقَ بِـَٔالِ فِرۡعَوۡنَ سُوٓءُ ٱلۡعَذَابِ ٤٥

So Allāh protected him from the evils they plotted, and the people of Pharaoh were enveloped by the worst of punishment -

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 40:23–46

23- Andolsun Biz Mûsâ’yı âyetlerimizle/mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 24- Firavun’a, Hâmân’a ve Kârûn’a. Ama onlar:“Bu, bir sihirbaz, bir yalancı!” dediler. 25- O, katımızdan onlara hakkı getirdiğinde:“Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını da sağ bırakın” dediler. Halbuki kâfirlerin tuzağı, mutlaka boşa çıkar. 26- Firavun dedi ki:“Bırakın beni Mûsâ’yı öldüreyim. O da Rabbine yalvarsın (bakalım onu kurtaracak mı?) Çünkü ben, onun dininizi değiştirmesinden veya ülkede bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.” 27- Mûsâ:“Ben hesap gününe iman etmeyen her bir kibirliden benim de sizin de Rabbiniz (olan Allah’a) sığınırım” dedi. 28- Firavun ailesinden olup imanını gizleyen mü’min bir adam şöyle dedi:“Siz ‘Rabbim Allah’tır’, dedi diye bir adamı öldürecek misiniz? Üstelik o, size Rabbinizden apaçık deliller getirmiştir. Eğer o, yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyor ise onun sizi tehdit ettiklerinin bir bölümü gelir sizi bulur. Şüphesiz Allah, haddi aşan ve yalan söyleyen kimseleri doğru yola iletmez.” 29- “Ey kavmim! Bugün ülkede üstünlük sağlayan hükümranlık sahipleri sizlersiniz. Ama eğer Allah’ın azabı bize gelirse ona karşı bize kim yardım eder?” Firavun dedi ki: “Ben size ancak uygun bulduğum görüşü söylüyorum ve size ancak doğru yolu gösteriyorum.” 30- İman eden o kişi dedi ki:“Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için o (peygamberlere karşı birleşen) birliklerin (başına gelen azap) günü gibi bir günün gelmesinden korkuyorum; 31- “Nûh kavmi, Âd, Semûd ve onlardan sonrakilerin başına gelenlerin benzerinden. Allah, kullarına zulüm olacak hiçbir şey dilemez.” 32- “Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin için seslenme/kıyamet gününden korkuyorum.” 33- “O gün arkanızı dönüp gidersiniz de sizi Allah’a karşı koruyacak kimseniz olmaz. Zira Allah kimi saptırırsa onu doğru yola iletecek hiç kimse yoktur.” 34- “Andolsun daha önce Yusuf da size apaçık deliller getirmişti de size getirdiklerinden şüphe edip durmuştunuz. Nihâyet o ölünce de: ‘Allah, ondan sonra bir daha asla peygamber göndermez’ demiştiniz. İşte Allah haddi aşan şüpheci kimseleri böyle saptırır.” 35- “Onlar, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın Allah’ın âyetleri hakkında tartışırlar. Bu ise hem Allah katında hem de mü’minler nezdinde büyük bir öfkeye neden olur. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler.” 36- Firavun dedi ki:“Ey Hâmân! Benim için yüksek bir kule yap! Belki (ona çıkıp) yollara ulaşırım; 37- “Göklerin yollarına da Mûsâ’nın ilâhını görürüm. Zira ben, onun kesinlikle yalancılardan olduğunu düşünüyorum.” İşte böylece Firavun’un kötü ameli ona süslü göründü ve doğru yoldan alıkonuldu. Halbuki Firavun’un tuzağı boşa çıkmaya mahkum idi. 38- İman eden kişi dedi ki:“Ey kavmim! Bana uyun ki size doğru yolu göstereyim.” 39- “Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak (geçici) bir menfaatten ibarettir. Âhiret ise, işte asıl kalınacak yurt orasıdır.” 40- “Kim bir kötülük işlerse ancak onun misli ile cezalandırılır. Erkek veya kadın kim de mü’min olarak salih bir amel işlerse işte onlar, cennete girerler ve orada hesapsız rızıklara kavuşurlar.” 41- “Ey kavmim! Ne oluyor böyle ki ben sizi kurtuluşa çağırıyorum. Siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz?” 42- “Siz, beni Allah’ı inkar etmeye ve (ibadete layık olduğuna dair) hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi Aziz ve Ğaffar (olan Allah'a) davet ediyorum.” 43- “Hiç kuşkusuz beni davet ettiğiniz şeylerin, dünyada da âhirette de davete değer bir yanları yoktur. Gerçek şu ki dönüşümüz Allah’adır ve şüphesiz haddi aşanlar da cehennemliktir.” 44- “Yakında benim size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah kullarını çok iyi görendir.” 45- Sonunda Allah, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden onu korudu. Firavun hanedanını ise feci azap kuşattı. 46- Onlar sabah akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün ise:“Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine sokun” denilecek.

23. “Andolsun Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” onunla gönderdiklerimizin gerçek olduğuna, kendilerine gönderildiği kimselerin izledikleri şirk ve ona bağlı hususların da batıl olduğuna kat’i olarak delil teşkil eden pek büyük “âyetlerimizle ve apaçık bir delille” yılana dönüşen asa ve benzeri gibi Yüce Allah’ın kendileri ile Mûsâ’yı desteklediği ve davet ettiği hakka güç ve imkân verdiği diğer apaçık mucizeler gibi kalplere hakimiyet kuran ve kalpleri kendisine boyun eğdiren açık deliller ile bu inkarcıların benzeri kimselere “gönderdik.”

24. Bu şekilde onu, “Firavun’a”, onun veziri olan “Hâmân’a ve” Mûsâ’nın kavminden olmakla birlikte elindeki malı sebebi ile kavmine karşı azgınlaşan “Kârûn’a” gönderdik. Hepsi de onu kesin ve ağır bir şekilde reddederek; “Bu, bir sihirbaz, bir yalancı!, dediler.”

25. “O, katımızdan onlara hakkı getirdiğinde” Yüce Allah da tam anlamı ile boyun eğmelerini gerektiren, göz kamaştırıcı mucizeler ile onu desteklemiş olduğu halde onlar, gereğini yapıp bu mucizeler karşısında boyun eğmediler. Yalnızca bunları terk edip yüz çevirmekle kalmadılar, hatta onları inkâr etmek ve sahip oldukları batıllar ile onlara karşı çıkmakla da yetinmediler. Aksine izledikleri çirkin yol sonunda onları:“Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını da sağ bırakın” demek noktasına kadar gittiler. Onlar, bu tuzak ve planlarını uygulayıp da onların oğullarını öldürdüklerinde onların güçlenemeyeceklerini, kölelikleri altında kalmaya ve kendilerine kulluk yapmaya devam edeceklerini zannettiler. “Halbuki kâfirlerin tuzağı, mutlaka boşa çıkar.” Nitekim onların maksatları da istedikleri gibi gerçekleşmedi. Aksine maksatlarının zıddı olan bir musibetle karşı karşıya kaldılar. Allah, kendilerini helâke uğrattı da onlardan tek bir fert kalmamak üzere hepsini yok etti. Burada Kur’ân üslubundaki bir kaideye dikkat çekelim: Yüce Allah’ın Kitabında muayyen bir kıssa veya muayyen bir konudan söz edildiği vakit bu türden bir incelik çokça geçer. Bu gibi durumlarda eğer Yüce Allah o muayyen kıssa veya konu hakkında yalnızca ona has olmayan bir hükümden bahsedecek olursa, o hükmü, sebebini teşkil eden genel bir vasfa bağlı olarak zikreder ki o hüküm, daha kapsamlı olsun. Böylece onun kapsamına hem o ifadelerde anlatılan husus girsin, hem de o hükmün, anlatılan o muayyen kıssa veya konuya has olduğu vehmi ortadan kalksın. Bundan dolayı burada da:“Onların tuzağı boşa çıktı” denmeyerek: “Halbuki kâfirlerin tuzağı, mutlaka boşa çıkar” buyurmuştur.

26. “Firavun” büyüklenerek, zorbalık taslayarak ve kıt akıllı kavmini kandırmak maksadı ile “dedi ki: Bırakın beni Mûsâ’yı öldüreyim, o da varsın Rabbini çağırsın.” Yani o -kahrolasıca- kavminin hatırını göz önünde bulundurmasaymış, Mûsâ’yı öldürecekmiş! Onun Rabbine yalvarması dahi kendisine engel teşkil etmiyormuş! Daha sonra onu niçin öldürmek istediğini, kavminin iyiliğini isteyip yeryüzünde kötülüğü ortadan kaldırmak maksadını güttüğünü belirterek şöyle dedi:“Çünkü ben onun” izlemekte olduğunuz “dininizi değiştirmesinden veya ülkede bozguculuk çıkarmasından korkuyorum.” Bu da çok hayret edilecek bir husustur. İnsanların, hatta yaratılmışların en kötüsü, insanlara insanların en hayırlısına tâbi olmamayı öğütlüyor. Bu ise gerçekleri tersyüz etmek ve aleyhte propaganda yapmak kabilindendir ki ondan, Yüce Allah’ın kendileri hakkında:“Kavmini böylece hafife aldı, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar, fâsıklar topluluğu idi.”(ez-Zuhruf, 43/54) buyurduğu akılsız kimselerden başkası etkilenmez.

27. Firavun, azgınlaşmasını ve bu doğrultuda güç ve iktidarını kullanmasını gerektiren bu çirkin sözlerini söyleyince “Mûsâ” aleyhisselam da: “Ben hesap gününe iman etmeyen her bir kibirliden benim de sizin de Rabbiniz (olan Allah’a) sığınırım, dedi.” Yani ben, bütün işleri çekip çeviren Yüce Allah’ın rubûbiyetine sığınırım ve O’nun beni korumasını isterim. Kibri ve âhiret gününe iman etmemesi, kendisini kötülükler işlemeye ve fesad çıkarmaya iten herkesten O’na sığınırım. Bunun kapsamına -az önce açıkladığımız kuraldan da anlaşıldığı gibi- hem Firavun hem de başkaları girmektedir. Yüce Allah Mûsâ aleyhisselam’ı lütfu ile hesap gününe iman etmeyen, büyüklük taslayan herkesten korudu ve ona Firavun ve yakın adamlarının kötülüklerini kendisinden uzaklaştıracak sebepleri müyesser kıldı. Bu sebeplerden birisi de krallık hanedanına mensup Firavun ailesinden aşağıda sözü edilecek olan şu mü’min şahıstır:

28. Burada sözü edilen kimsenin, sözünün dinlenilir bir kimse olması kaçınılmaz görülmektedir. Özellikle de imanını gizlediği ve zahiren onlara uygun hareket ettiği düşünülecek olursa bu böyledir. Zira eğer zahiren onlara muhalefet ediyor olsaydı onun sözlerine bu kadar kulak asmazlardı. Bu durum tıpkı Yüce Allah’ın Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’i Muhammed’in amcası Ebu Talib vasıtası ile Kureyş’ten korumasına benzemektedir. Çünkü Ebu Talib, Kureyş nezdinde ulu ve dinleri hususunda da kendilerine uyan bir kimse idi. Eğer müslüman olmuş olsa idi onun peygamberi koruması söz konusu olmazdı. İşte ilâhî tevfike mazhar olmuş, aklı başında ve kararlı bir kimse olan bu mü’min kişi, kavminin yaptıkları işin çirkinliğini ve kararlarının ne kadar olumsuz olduğunu belirterek “şöyle dedi: Siz ‘Rabbim Allah’tır’, dedi diye bir adamı öldürecek misiniz?” Yani böyle bir adamı öldürmeyi nasıl caiz görebilirsiniz? Onun günahı ve suçu, Rabbim Allah’tır, demekten ibarettir. Halbuki onun bu sözleri delilsiz de değildir. Bundan dolayı sözlerini şöyle sürdürdüğünü görüyoruz:“Üstelik o, size Rabbinizden apaçık deliller getirmiştir.” Çünkü onun getirdiği apaçık deliller, onlar yanında oldukça ün salmıştı. Küçükleri de büyükleri de bunları biliyordu. Yani bu durum, onun öldürülmesini gerektirmez. Siz niçin bundan önce onun getirdiği hakkı çürütmeye kalkışmıyor ve onun delillerine, onları reddedecek delillerle karşılık vermiyorsunuz? Bundan sonra şayet delilinizle ona galip gelecek olursanız onu öldürmeniz helâl olur mu, olmaz mı diye o zaman düşünürsünüz? Ama onun delili üstünlük sağlamış ve belgeleri galip gelmiş olursa o halde onu öldürmenizi engelleyecek pek çok mani vardır. Hatta buna imkânınız yoktur. Daha sonra durum ne olursa olsun, aklı başında herkesin ikna olacağı son derece mantıklı bir söz söyleyerek şöyle dedi:“Eğer o yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir, eğer doğru söylüyor ise onun sizi tehdit ettiklerinin bir bölümü gelir sizi bulur.” Yani Mûsâ aleyhisselam ya iddiasında yalancıdır yahut doğru söylemektedir. Şâyet yalan söylüyorsa bu yalan, onun aleyhinedir, zararı da sadece ona dokunacaktır. Bu konuda size herhangi bir zarar gelmez. Çünkü siz onun çağrısını kabul etmediğiniz gibi onu tasdik de etmiyorsunuz. Eğer doğru sözlü ise size apaçık deliller getirmiş ve sizlere çağrısını kabul etmediğiniz takdirde Allah’ın sizleri dünyada da âhirette de cazalandıracağını bildirmiş olduğuna göre o vakit size tehdit ettiklerinin bir bölümü -ki bu da dünya azabıdır- gelip elbette sizi bulacaktır. Bu söz, onun oldukça akıllı olduğunu ve Mûsâ aleyhisselam’ı incelikli bir şekilde savunduğunu göstermektedir. Çünkü bu sözleri ile herkesin açıkça anlayacağı bir cevap vermiş ve durum ne olursa olsun bu iki halden birisinin söz konusu olacağını belirtmiş ve her halükarda onu öldürmenin bir cahillik ve akılsızlık olduğunu ifade etmiştir. Daha sonra o, -Allah ondan razı olsun, onu razı etsin, ona mağfiret ve merhamet buyursun- bundan daha ileri bir noktaya geçerek Mûsâ aleyhisselam’ın hakka ne kadar yakın olduğunu açıklama gayreti ile:“Şüphesiz Allah” hakkı terk etmek ve batıla yönelmek sureti ile “haddi aşan ve” aşırılığa kaçtığı hususları Yüce Allah’a nispet etmek sureti ile “yalan söyleyen kimseleri doğru yola iletmez.” Allah, böylelerini ne anlatmak istediklerinde, ne de bunun için ortaya koydukları delili açıklamakta doğru yola iletmez, sırat-i müstakimi izleme başarısını vermez. Yani siz, Mûsâ’nın hakka davet ettiğini ve Yüce Allah’ın ona aklî delilleri ve semavî olağanüstü halleri (mucizeleri) açıklayıp gösterme hidâyetini bahşetmiş olduğunu gördünüz. Bu şekilde hidâyet bulan bir kimsenin haddi aşan ve de yalancı bir kimse olması ise mümkün değildir. Bu açıklamalar onun gerçekten ilminin de aklının da Rabbini bilip tanımasının da mükemmel olduğuna delildir. Daha sonra o, kavmini sakındırarak, onlara öğüt vererek, âhiret azabı ile onları korkutarak ve de yeryüzünde sahip olunan mülke aldanmamaları gerektiğini belirterek şunları söyledi:

29. “Ey kavmim, bugün” dünyada, yönettiğiniz kimseler üzerinde “üstünlük sağlayan hükümranlık sahipleri sizlersiniz.” Onlara istediğiniz uygulamayı yapıyor ve onları istediğiniz gibi yönetiyorsunuz. Gerçi bunun sürekli böyle olacağı söylenemez ama farzedelim ki bu hep böylece sürüp gitti. “Ama eğer Allah’ın azabı bize gelirse ona karşı bize kim yardım eder?” Bu ifadeler, onun güzel davetinin bir parçasıdır. Çünkü o, işin kendisi ile onlar araında ortak olduğunu belirtmiş ve:“bize gelirse”, “Bize kim yardım eder?” tabirlerini kullanarak kendi iyiliğini istediği kadar onların da iyiliğini istediğini ve kendisi için tercih ettiğini onlar için de tercih ettiğini anlamalarını istemişti. “Firavun” bu hususta ona karşı çıkarak ve kavminin Mûsâ aleyhisselam’a tâbi olmasını önlemek kastı ile onları aldatarak “dedi ki: Ben size ancak uygun bulduğum görüşü söylüyorum ve size ancak doğru yolu gösteriyorum.” Firavun’un: “Ben size ancak uygun bulduğum görüşü söylüyorum” sözü doğrudur. Ancak onun uygun bulduğu ne idi? O, kavmini hafife almayı ve kendisine tâbi olmalarını uygun görmüştü. Böylelikle başkanlığını onlar sayesinde sürdürebilecekti. Ancak o, kendinsin haklı olduğu görüşünde değildi. Zira Mûsâ aleyhisselam’ın haklı olduğunu görmekle ve kesin doğru olduğunu kabul etmekle birlikte bile bile onu inkâr etmişti. Firavun:“ve size ancak doğru yolu gösteriyorum” sözünde ise yalancıdır. Çünkü bu, hakkı tersyüz etmek demektir. Eğer kendilerine küfrü ve sapıklığı üzere olduğu gibi tâbi olmalarını emretmiş olsa idi kötülüğün çapı nispeten daha küçük olurdu. Ancak o, kavmine kendisine uymalarını emretmekle birlikte hakkın kendisine tabi olmakta olduğunu, buna karşılık hakka tâbi olmanın ise sapıklığa tâbi olmak demek olacağını iddia etmişti.

Continue in the whole surah's tafsir

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 472

GhafirJuz 24 · Page 472

40:41

۞ وَيَٰقَوۡمِ مَا لِيٓ أَدۡعُوكُمۡ إِلَى ٱلنَّجَوٰةِ وَتَدۡعُونَنِيٓ إِلَى ٱلنَّارِ ٤١

And O my people, how is it that I invite you to salvation while you invite me to the Fire?

40:42

تَدۡعُونَنِي لِأَكۡفُرَ بِٱللَّهِ وَأُشۡرِكَ بِهِۦ مَا لَيۡسَ لِي بِهِۦ عِلۡمٞ وَأَنَا۠ أَدۡعُوكُمۡ إِلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡغَفَّٰرِ ٤٢

You invite me to disbelieve in Allāh and associate with Him that of which I have no knowledge, and I invite you to the Exalted in Might, the Perpetual Forgiver.1

1 translator’s note
  1. Refer to footnotes in 38:66. ↩

40:43

لَا جَرَمَ أَنَّمَا تَدۡعُونَنِيٓ إِلَيۡهِ لَيۡسَ لَهُۥ دَعۡوَةٞ فِي ٱلدُّنۡيَا وَلَا فِي ٱلۡأٓخِرَةِ وَأَنَّ مَرَدَّنَآ إِلَى ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلۡمُسۡرِفِينَ هُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ ٤٣

Assuredly, that to which you invite me has no [response to a] supplication in this world or in the Hereafter; and indeed, our return is to Allāh, and indeed, the transgressors will be companions of the Fire.

40:44

فَسَتَذۡكُرُونَ مَآ أَقُولُ لَكُمۡۚ وَأُفَوِّضُ أَمۡرِيٓ إِلَى ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بَصِيرُۢ بِٱلۡعِبَادِ ٤٤

And you will remember what I [now] say to you, and I entrust my affair to Allāh. Indeed, Allāh is Seeing of [His] servants."

40:45

فَوَقَىٰهُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُواْۖ وَحَاقَ بِـَٔالِ فِرۡعَوۡنَ سُوٓءُ ٱلۡعَذَابِ ٤٥

So Allāh protected him from the evils they plotted, and the people of Pharaoh were enveloped by the worst of punishment -

40:46

ٱلنَّارُ يُعۡرَضُونَ عَلَيۡهَا غُدُوّٗا وَعَشِيّٗاۚ وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ أَدۡخِلُوٓاْ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ أَشَدَّ ٱلۡعَذَابِ ٤٦

The Fire; they are exposed to it morning and evening.1 And the Day the Hour appears [it will be said], "Make the people of Pharaoh enter the severest punishment."

1 translator’s note
  1. From the time of their death until the Day of Resurrection, when they will be driven into it. ↩

40:47

وَإِذۡ يَتَحَآجُّونَ فِي ٱلنَّارِ فَيَقُولُ ٱلضُّعَفَٰٓؤُاْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُنَّا لَكُمۡ تَبَعٗا فَهَلۡ أَنتُم مُّغۡنُونَ عَنَّا نَصِيبٗا مِّنَ ٱلنَّارِ ٤٧

And [mention] when they will argue within the Fire, and the weak will say to those who had been arrogant, "Indeed, we were [only] your followers, so will you relieve us of a share of the Fire?"

40:48

قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُلّٞ فِيهَآ إِنَّ ٱللَّهَ قَدۡ حَكَمَ بَيۡنَ ٱلۡعِبَادِ ٤٨

Those who had been arrogant will say, "Indeed, all [of us] are in it. Indeed, Allāh has judged between the servants."

40:49

وَقَالَ ٱلَّذِينَ فِي ٱلنَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ٱدۡعُواْ رَبَّكُمۡ يُخَفِّفۡ عَنَّا يَوۡمٗا مِّنَ ٱلۡعَذَابِ ٤٩

And those in the Fire will say to the keepers of Hell, "Supplicate your Lord to lighten for us a day from the punishment."

As-Sa'diTafsir · 40:45

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском