Ash-Shuraa 42:11
The Consultation · Juz 25 · Page 484
فَاطِرُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ جَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٰجٗا وَمِنَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ أَزۡوَٰجٗا يَذۡرَؤُكُمۡ فِيهِۚ لَيۡسَ كَمِثۡلِهِۦ شَيۡءٞۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ ١١
[He is] Creator of the heavens and the earth. He has made for you from yourselves, mates, and among the cattle, mates; He multiplies you thereby. There is nothing like unto Him,1 and He is the Hearing, the Seeing.2
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 42:10–12
10- Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz her ne olursa, onun hükmünü vermek Allah’a aittir. İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben, yalnız O’na tevekkül eder ve sadece O’na yönelirim. 11- O, gökleri ve yeri yaratandır. Sizin için kendi cinsinizden eşler ve davarlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu yolla çoğaltmaktadır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işitendir, görendir. 12- Göklerin ve yerin anahtarları yalnız O’nundur. O, rızkı dilediğine bol verir (dilediğine de) kısar. Çünkü O, her şeyi çok iyi bilendir.
10. İster dininizin esaslarını teşkil eden itikad ile ilgili meseleler olsun, ister ahkamı ilgilendiren fer’î meseleler olsun, üzerinde görüş birliğine varmayarak “hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz her ne olursa, onun hükmünü vermek Allah’a aittir.” O, O’nun Kitabına ve Rasûlünün sünnetine havale edilmelidir. Onlar neye hüküm verirlerse hak olan odur. Ona muhalif olan her şey de batıldır. “İşte benim Rabbim olan Allah budur.” Yüce ve mutlak Rab, yaratan, rızık veren ve her şeyi idare eden O olduğu gibi, aynı şekilde şeriati ile kulları arasındaki bütün işlerde tek hakim olarak hüküm veren de O’dur. Âyet-i kerimenin mefhumundan anlaşıldığı üzere ümmetin ittifakı, kat’î bir delildir. Çünkü Yüce Allah, bize sadece hakkında ihtilâf ettiğimiz şeyleri kendisine havale etmemizi emretmektedir. Hakkında ittifak ettiğimiz hususlarda ise ümmetin bu ittifakı yeterlidir. Çünkü ümmetin ittifakı, hatadan korunmuştur. Ayrıca ümmetin bu ittifakının Allah’ın Kitabı ve Rasûlünün sünnetinde bulunanlara uygun olması kaçınılmazdır. “Ben, yalnız O’na tevekkül eder” Menfaatlari sağlamak, zararları önlemek hususunda kalbimle O’na güvenip dayanırım. Bu konuda O’nun yardımıma yetişeceğine güvenim tamdır. “ve” kalbimle, bedenimle, itaat ve ibadetimle “sadece O’na yönelirim.” Bunlar (ibadet ve tevekkül) Yüce Allah’ın Kitab-ı Kerim’inde çokça zikrettiği iki önemli esastır. Çünkü bunların bir arada olması ile kul kemale erişir. Kul bunların ikisini ya da birini kaybedecek olursa kemale erişme imkânını da kaybeder. Nitekim şu ayetler de böyledir:“Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz.”(el-Fâtiha, 1/5); “O halde O’na ibadet et ve O’na güvenip dayan”(Hûd, 11/123)
11. “O, gökleri ve yeri” kudreti, meşîeti ve hikmeti ile “yaratandır.” Kendileri ile sükûn bulasınız, soyunuz devam etsin ve bu yolla birçok faydalar husule gelsin diye “sizin için kendi cinsinizden eşler ve davarlardan” bütün türlerinden erkek ve dişi olmak üzere “çiftler yaratmıştır.” Ki böylelikle bu davarların nesli de devam etsin ve sizin pek çok menfaatleriniz için çoğalsınlar. Bundan dolayı Yüce Allah, sebebe delâlet eden “sizin için” ifadesini kullanmıştır. Yani O, bunları sizin için, sizin faydanıza olmak üzere yaratmıştır, demektir. “O, sizi bu yolla çoğaltmaktadır.” Yani o, sizin için eşler var etmek suretiyle sizi çoğaltıp yeryüzüne yaymaktadır. Aynı şekilde hayvanlarınızı çiftler halinde yaratmakla onları da türetip çoğaltmaktadır. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” Yüce Allah’ın yaratıklarından O’na benzeyen, O’na denk olan hiçbir varlık yoktur. Ne zatında, ne isimlerinde, ne sıfatlarında, ne fiillerinde. Çünkü O’nun bütün isimleri husnâ (en güzel) isimlerdir. Bütün sıfatları da kemal ve azamet sıfatıdır. O, fiilleri ile hiçbir ortağı bulunmaksızın bunca büyük varlıkları var etmiştir. Tek olması, her bakımdan bütün kemal sıfatlarına sadece O’nun sahip olması dolayısı ile hiçbir şey O’nun benzeri değildir. “O, her şeyi” çeşitli ihtiyaçların dile getirildiği, çeşitli dillerin çıkardığı bütün sesleri “işitendir, görendir” O kapkaranlık bir gecede, kara kaya üzerindeki siyah karıncanın hareketini dahi görür. Gıdanın oldukça küçük canlıların azalarında nasıl sirâyet ettiğini, suyun incecik dallarda nasıl yükseldiğini görür. Bu ve benzeri âyet-i kerimeler, ehl-i sünnet ve’l-cemaatin, Allah’ın sıfatlarını kabul etme (isbat) ve mahlukata benzerliğini reddetme (nefiy) şeklindeki görüşlerinin delilidir. Aynı şekilde:“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” buyruğunda Allah’ı mahlukata benzeten Müşebbihe’nin, “O her şeyi işitendir, görendir” buyruğunda da Muattıla’nın (Allah’ın sıfatlarını kabul etmeyenlerin) görüşleri reddedilmektedir.
12. “Göklerin ve yerin anahtarları yalnız O’nundur.” Yani göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur. Rahmet ve rızık anahtarları ile gizli ve açık nimetlerin anahtarları da yalnız O’nun elindedir. Bütün yaratılmışlar menfaatlerinin sağlanması, onlara gelecek zararların önlenmesi vb. tüm hallerinde Allah’a muhtaçtırlar. Hiç kimsenin elinde en ufak bir yetki yoktur. Veren, engelleyen, fayda sağlayan, zarar veren yalnız O’dur. Kulların sahip olduğu bütün nimetler, hep O’ndandır. Kötülüğü de O’ndan başkası önleyemez. “Allah'ın insanlara göndereceği herhangi bir rahmeti engelleyebilecek yoktur, O’nun engellediğini de salıverecek yoktur.”(Fâtır, 35/2) Bundan dolayı da burada: “O, rızkı dilediğine bol verir” buyrulmaktadır. Yani genişletir ve ona dilediği rızıklardan türlü türlü verir “(dilediğine de) kısar.” Dilediğinin de rızkını ancak ihtiyacına yetecek kadar ve ihtiyacından bir şey artmayacak şekilde daraltır. Bütün bunlar ise O’nun ilmine ve hikmetine bağlıdır. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Çünkü O, her şeyi çok iyi bilendir.” Kullarının hallerini bilir. O bakımdan herkese hikmetinin ve meşîetinin gerektirdiği şekilde verir.
Page 484
42:11
فَاطِرُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ جَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٰجٗا وَمِنَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ أَزۡوَٰجٗا يَذۡرَؤُكُمۡ فِيهِۚ لَيۡسَ كَمِثۡلِهِۦ شَيۡءٞۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ ١١
[He is] Creator of the heavens and the earth. He has made for you from yourselves, mates, and among the cattle, mates; He multiplies you thereby. There is nothing like unto Him,1 and He is the Hearing, the Seeing.2
42:12
لَهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٞ ١٢
To Him belong the keys of the heavens and the earth. He extends provision for whom He wills and restricts [it]. Indeed He is, of all things, Knowing.
42:13
۞ شَرَعَ لَكُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا وَصَّىٰ بِهِۦ نُوحٗا وَٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ وَمَا وَصَّيۡنَا بِهِۦٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَىٰٓۖ أَنۡ أَقِيمُواْ ٱلدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُواْ فِيهِۚ كَبُرَ عَلَى ٱلۡمُشۡرِكِينَ مَا تَدۡعُوهُمۡ إِلَيۡهِۚ ٱللَّهُ يَجۡتَبِيٓ إِلَيۡهِ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِيٓ إِلَيۡهِ مَن يُنِيبُ ١٣
He has ordained for you of religion what He enjoined upon Noah and that which We have revealed to you, [O Muḥammad], and what We enjoined upon Abraham and Moses and Jesus - to establish the religion and not be divided therein. Difficult for those who associate others with Allāh is that to which you invite them. Allāh chooses for Himself whom He wills and guides to Himself whoever turns back [to Him].
42:14
وَمَا تَفَرَّقُوٓاْ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةٞ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰٓ أَجَلٖ مُّسَمّٗى لَّقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُورِثُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَفِي شَكّٖ مِّنۡهُ مُرِيبٖ ١٤
And they did not become divided until after knowledge had come to them - out of jealous animosity between themselves. And if not for a word1 that preceded from your Lord [postponing the penalty] until a specified time, it would have been concluded between them. And indeed, those who were granted inheritance of the Scripture after them are, concerning it, in disquieting doubt.
1 translator’s note
- Decree. See footnote to 10:19. ↩
42:15
فَلِذَٰلِكَ فَٱدۡعُۖ وَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَۖ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡۖ وَقُلۡ ءَامَنتُ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِن كِتَٰبٖۖ وَأُمِرۡتُ لِأَعۡدِلَ بَيۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمۡۖ لَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡۖ لَا حُجَّةَ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ يَجۡمَعُ بَيۡنَنَاۖ وَإِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ١٥
So to that [religion of Allāh] invite, [O Muḥammad],1 and remain on a right course as you are commanded and do not follow their inclinations but say, "I have believed in what Allāh has revealed of scripture [i.e., the Qur’ān], and I have been commanded to do justice among you. Allāh is our Lord and your Lord. For us are our deeds, and for you your deeds.2 There is no [need for] argument between us and you.3 Allāh will bring us together, and to Him is the [final] destination."
3 translator’s notes
Another meaning understood from the Arabic is "So because of that [division and separation into sects], invite [them back to Allāh]..."
[1415] i.e., the consequences thereof.
[1416] Since the truth has been made clear and since those who refuse it do so only out of stubbornness or worldly interests.
↩- ↩
- ↩