Ash-Shuraa 42:46
The Consultation · Juz 25 · Page 488
وَمَا كَانَ لَهُم مِّنۡ أَوۡلِيَآءَ يَنصُرُونَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِۗ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن سَبِيلٍ ٤٦
And there will not be for them any allies to aid them other than Allāh. And whoever Allāh sends astray - for him there is no way.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 42:44–46
44- Allah kimi saptırırsa artık O’ndan sonra onun hiçbir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde zalimlerin:“(Dünyaya) dönmenin bir yolu yok mu?” dediklerini görürsün. 45- Onların zilletten dolayı boyunlarını bükmüş ve (korkudan ateşe) göz ucuyla bakar bir halde ateşe sokulduklarını görürsün. İman edenler derler ki:“Asıl hüsrana uğrayanlar, hem kendilerini hem de ailelerini Kıyamet gününde hüsrana sürükleyenlerdir.” Haberiniz olsun ki zalimler, sürekli bir azap içindedirler. 46- Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir (kurtuluş) yolu yoktur.
44. Yüce Allah, hidâyete iletenin ve saptıranın yalnızca kendisi olduğunu haber vermektedir.. “Allah” zulmü sebebi ile “kimi saptırırsa artık O’ndan sonra onun” işlerini üstlenecek ve onu hidâyete iletecek “hiçbir dostu olmaz.”“Azabı” korkunç bir manzara, dehşetli ve zor bir hal içinde “gördüklerinde” pek büyük bir pişmanlık ve geçmişte yaptıklarına pek büyük bir keder ve üzüntü duyarak “zalimlerin: (Dünyaya) dönmenin bir yolu yok mu?” yani daha önce işlediklerimizden başka iyi işler yapalım diye dünyaya dönmemiz için bir yol, bir çare var mıdır? “dediklerini görürsün.” Bu ise imkânsız bir şeyi istemektir.
45. “Onların zilletten dolayı boyunlarını bükmüş” kalplerindeki duygular sebebi ile bedenleri zelil olmuş “ve (korkudan ateşe) göz ucuyla” Yani ateşe, heybetinden ve ondan korktukları için gizlice ve fark ettirmeden “bakar bir halde ateşe sokulduklarını görürsün.”“İman edenler” insanların âkıbetleri açıkça belli olup da doğru söyleyen kimseler ile öyle olmayanlar birbirlerinden açıkça ayırt edildiklerinde “derler ki: Asıl” gerçek anlamda “hüsrana uğrayanlar, hem kendilerini hem de yakınlarını Kıyamet gününde hüsrana sürükleyenlerdir.” Çünkü bunlar, pek büyük mükâfatı ellerinden kaçırmışlar, can yakıcı cezaya maruz kalmışlar, kendileri ile yakınları birbirlerinden ayrı bırakılmışlardır ve bir daha da bir araya gelemeyeceklerdir. “Haberiniz olsun ki” küfür ve masiyetlerle kendilerine zulmeden “zalimler, sürekli bir azap içindedirler.” Bu azabın ortasında olacaklardır. Hiçbir zaman içinden çıkmamak üzere o azabın içerisinde kalacaklardır. Asla bu azapları hafifletilmeyecek ve onlar orada kurtuluş ümitlerini de kaybetmiş olacaklardır.
46. “Onların Allah’tan başka” dünyada iken kurdukları boş hayallerin aksine “kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur.” Kıyamet gününde hem kendileri hem de başkaları açıkça şunu göreceklerdir: Onların dünyada iken ümit bağladıkları bağlar paramparça olmuş, çareler de tükenmiş olacaktır. Allah’ın azabı kendilerine geldi mi, bu azabı hiç kimse onlardan uzaklaştıramayacaktır. “Allah kimi saptırırsa artık onun için” hidâyete ulaştıracak “hiçbir (kurtuluş) yolu yoktur.” Çünkü böyleleri Allah’a koştukları ortakların kendilerine fayda sağlayacaklarını ve zararları önleyeceklerini zannetmekle haktan sapmıştırlar. İşte o vakit sapıklıkları açıkça ortaya çıkmış olacaktır.
Page 488
42:45
وَتَرَىٰهُمۡ يُعۡرَضُونَ عَلَيۡهَا خَٰشِعِينَ مِنَ ٱلذُّلِّ يَنظُرُونَ مِن طَرۡفٍ خَفِيّٖۗ وَقَالَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَأَهۡلِيهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَآ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ فِي عَذَابٖ مُّقِيمٖ ٤٥
And you will see them being exposed to it [i.e., the Fire], humbled from humiliation, looking from [behind] a covert glance. And those who had believed will say, "Indeed, the [true] losers are the ones who lost themselves and their families on the Day of Resurrection. Unquestionably, the wrongdoers are in an enduring punishment."
42:46
وَمَا كَانَ لَهُم مِّنۡ أَوۡلِيَآءَ يَنصُرُونَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِۗ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن سَبِيلٍ ٤٦
And there will not be for them any allies to aid them other than Allāh. And whoever Allāh sends astray - for him there is no way.
42:47
ٱسۡتَجِيبُواْ لِرَبِّكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمٞ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۚ مَا لَكُم مِّن مَّلۡجَإٖ يَوۡمَئِذٖ وَمَا لَكُم مِّن نَّكِيرٖ ٤٧
Respond to your Lord before a Day comes from Allāh of which there is no repelling. No refuge will you have that Day, nor for you will there be any denial.1
1 translator’s note
- Of your sins or "disapproval" of your punishment. ↩
42:48
فَإِنۡ أَعۡرَضُواْ فَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ حَفِيظًاۖ إِنۡ عَلَيۡكَ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُۗ وَإِنَّآ إِذَآ أَذَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِنَّا رَحۡمَةٗ فَرِحَ بِهَاۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ فَإِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ كَفُورٞ ٤٨
But if they turn away - then We have not sent you, [O Muḥammad], over them as a guardian; upon you is only [the duty of] notification. And indeed, when We let man taste mercy from Us, he rejoices in it; but if evil afflicts him for what his hands have put forth, then indeed, man is ungrateful.
42:49
لِّلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ يَهَبُ لِمَن يَشَآءُ إِنَٰثٗا وَيَهَبُ لِمَن يَشَآءُ ٱلذُّكُورَ ٤٩
To Allāh belongs the dominion of the heavens and the earth; He creates what He wills. He gives to whom He wills female [children], and He gives to whom He wills males.
42:50
أَوۡ يُزَوِّجُهُمۡ ذُكۡرَانٗا وَإِنَٰثٗاۖ وَيَجۡعَلُ مَن يَشَآءُ عَقِيمًاۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٞ قَدِيرٞ ٥٠
Or He makes them [both] males and females, and He renders whom He wills barren. Indeed, He is Knowing and Competent.
42:51
۞ وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ ٱللَّهُ إِلَّا وَحۡيًا أَوۡ مِن وَرَآيِٕ حِجَابٍ أَوۡ يُرۡسِلَ رَسُولٗا فَيُوحِيَ بِإِذۡنِهِۦ مَا يَشَآءُۚ إِنَّهُۥ عَلِيٌّ حَكِيمٞ ٥١
And it is not for any human being that Allāh should speak to him except by revelation or from behind a partition or that He sends a messenger [i.e., angel] to reveal, by His permission, what He wills. Indeed, He is Most High and Wise.