Al-Ahqaf 46:16
The Wind-Curved Sandhills · Juz 26 · Page 504
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنۡهُمۡ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواْ وَنَتَجَاوَزُ عَن سَيِّـَٔاتِهِمۡ فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلۡجَنَّةِۖ وَعۡدَ ٱلصِّدۡقِ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ ١٦
Those are the ones from whom We will accept the best of what they did and overlook their misdeeds, [their being] among the companions of Paradise. [That is] the promise of truth which they had been promised.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 46:15–16
15- Biz insana ana-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zahmet çekerek taşımış ve yine zahmet çekerek doğurmuştur. Onun (ana karnında) taşınması ve sütten kesilmesi de otuz aydır. Nihâyet o, rüşt çağına ulaşınca ve (ardından) kırk yaşına varınca der ki: “Rabbim! Beni hem bana hem ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve Senin razı olacağın salih ameller işlemeye muvaffak kıl ve soyumdan gelenleri de benim için salih eyle. Şüphesiz ben tevbe edip Sana döndüm ve gerçekten ben teslim/müslüman olanlardanım.” 16- İşte bunlar, yaptıklarının en güzelini kabul ettiğimiz ve kötülüklerini affedip cennetlikler arasında kıldığımız kimselerdir. Bu, kendilerine vaat edilmiş gerçek bir sözdür.
15. Yüce Allah’ın, anne ve babanın yaptıklarının teşekküre değer işler olduğunu belirtmesi, kullarına bir lütfudur. Çünkü çocuklarına anne ve babalarına güzel ve yumuşak sözlerle hitap etmek, onlar için gereken harcamaları yapmak ve başka iyiliklerde bulunmak suretiyle iyi davranmalarını (ihsan) emretmiş bulunmaktadır. Daha sonra bu şekilde davranmayı gerektiren sebebe dikkati çekerek annenin çocuğu sebebiyle katlandığı sıkıntıları, ona hamileliği sırasında karşı karşıya kaldığı zorlukları, arkasından pek büyük bir zorluk olan doğum sıkıntılarını, arkasından süt emzirme ve bakım zorluklarını dile getirmektedir. Sözü edilen haller, bir iki saatten ibaret kısacık bir zamanda olmamaktadır. Aksine o, uzunca bir süreyi kapsar ki bu da “otuz aydır.” Hamilelik dokuz ay civarında bir süredir, geri kalan süre ise süt emzirmek içindir. Normalde görülen budur. Bu âyet, Yüce Allah’ın:“Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler”(el-Bakara, 2/233) buyruğu ile bir arada değerlendirilerek hamileliğin asgari süresinin altı ay olduğuna delil gösterilmiştir. Çünkü iki yıl olan süt emzirme süresi, otuz aydan çıkarılacak olursa geriye hamilelik süresi olarak altı ay kalır. “Nihâyet o, rüşt çağına” yani gücünün ve gençliğinin doruğuna, aklının en kâmil seviyesine “ulaşınca ve kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Beni hem bana hem ana-babama verdiğin nimete şükretmeye... muvaffak kıl!” Beni bu hususta başarılı kıl. Yani dinî ve dünyevî nimetlerine şükretmemi sağla! Nimete şükür, onları, ihsan edip bağışlayana itaat uğrunda harcamak, onun lütuf ve minnetlerine karşı şükür etmekten aciz olduğunu itiraf etmek ve Yüce Allah’a hamd-u senâ etmekte olanca gayretini harcamakla olur. Anne-babaya ihsan edilen nimetler, aynı zamanda onların çocukları ve soyundan gelenler için de bir nimettir. Çünkü çocuklarının da bu nimetlerden yararlanmaları kaçınılmaz bir şeydir. Özellikle dinî nimetler böyledir. Anne-babanın ilim ve amel dolayısı ile salih olmaları, çocuklarının salih olmalarının en önemli sebeplerindendir. “...ve Senin razı olacağın salih ameller işlemeye (muvaffak kıl)” Bu da ameli ıslâh edecek vasıflara sahip olmak, onu bozup ifsad edecek niteliklerden de uzak olmakla mümkün olur. İşte Yüce Allah’ın razı olup kabul edeceği ve karşılığında mükâfat ihsan edeceği amel türü de budur. “...soyumdan gelenleri de benim için salih eyle!” Bu, kendi adına salâh ile dua ettikten sonra Yüce Allah’a soyundan gelenlerin hallerini ıslâh etmesi için yapılmış bir duadır. Ayrıca onların salih olmalarının, anne-babalarının da faydasına olduğuna dikkat çekilmiştir. Çünkü burada “benim için salih eyle” buyrulmaktadır. “Şüphesiz ben” günahlardan, masiyetlerden “tevbe edip Sana döndüm.” Sana itaate yöneldim. “ve gerçekten ben teslim/müslüman olanlardanım.”
16. “İşte bunlar” yani nitelikleri anılan bu kimseler, “yaptıklarının en güzelini” yani itaatlerini, zira onlar itaat olmayan başka ameller de işlerler “kabul ettiğimiz ve kötülüklerini affedip cennetlikler arasında kıldığımız kimselerdir.” Böylelikle onlar, hayra ve sevdikleri şeylere nail olmuş, kötülüklerden ve hoşlanmadıkları şeylerden de uzak kalmış kimseler olacaklardır. “Bu, kendilerine vaat edilmiş gerçek bir sözdür.” Yani bizim onlara vermiş olduğumuz bu söz, asla sözünden caymayan ve söz verenlerin en doğru sözlüsü olanın sözüdür.
Page 504
46:15
وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيۡهِ إِحۡسَٰنًاۖ حَمَلَتۡهُ أُمُّهُۥ كُرۡهٗا وَوَضَعَتۡهُ كُرۡهٗاۖ وَحَمۡلُهُۥ وَفِصَٰلُهُۥ ثَلَٰثُونَ شَهۡرًاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَبَلَغَ أَرۡبَعِينَ سَنَةٗ قَالَ رَبِّ أَوۡزِعۡنِيٓ أَنۡ أَشۡكُرَ نِعۡمَتَكَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَيَّ وَأَنۡ أَعۡمَلَ صَٰلِحٗا تَرۡضَىٰهُ وَأَصۡلِحۡ لِي فِي ذُرِّيَّتِيٓۖ إِنِّي تُبۡتُ إِلَيۡكَ وَإِنِّي مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ١٥
And We have enjoined upon man, to his parents, good treatment. His mother carried him with hardship and gave birth to him with hardship, and his gestation and weaning [period] is thirty months. [He grows] until, when he reaches maturity and reaches [the age of] forty years, he says, "My Lord, enable me1 to be grateful for Your favor which You have bestowed upon me and upon my parents and to work righteousness of which You will approve and make righteous for me my offspring. Indeed, I have repented to You, and indeed, I am of the Muslims."
1 translator’s note
- Literally, "gather within me the utmost strength and ability." ↩
46:16
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنۡهُمۡ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواْ وَنَتَجَاوَزُ عَن سَيِّـَٔاتِهِمۡ فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلۡجَنَّةِۖ وَعۡدَ ٱلصِّدۡقِ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ ١٦
Those are the ones from whom We will accept the best of what they did and overlook their misdeeds, [their being] among the companions of Paradise. [That is] the promise of truth which they had been promised.
46:17
وَٱلَّذِي قَالَ لِوَٰلِدَيۡهِ أُفّٖ لَّكُمَآ أَتَعِدَانِنِيٓ أَنۡ أُخۡرَجَ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلۡقُرُونُ مِن قَبۡلِي وَهُمَا يَسۡتَغِيثَانِ ٱللَّهَ وَيۡلَكَ ءَامِنۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞ فَيَقُولُ مَا هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٧
But one who says to his parents, "Uff1 to you; do you promise me that I will be brought forth [from the earth] when generations before me have already passed on [into oblivion]?" while they call to Allāh for help [and to their son], "Woe to you! Believe! Indeed, the promise of Allāh is truth." But he says, "This is not but legends of the former peoples" -
1 translator’s note
- An expression of distaste and irritation. ↩
46:18
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلُ فِيٓ أُمَمٖ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِم مِّنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ خَٰسِرِينَ ١٨
Those are the ones upon whom the word [i.e., decree] has come into effect, [who will be] among nations which had passed on before them of jinn and men. Indeed, they [all] were losers.
46:19
وَلِكُلّٖ دَرَجَٰتٞ مِّمَّا عَمِلُواْۖ وَلِيُوَفِّيَهُمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ ١٩
And for all there are degrees [of reward and punishment] for what they have done, and [it is] so that He may fully compensate them for their deeds, and they will not be wronged.
46:20
وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَذۡهَبۡتُمۡ طَيِّبَٰتِكُمۡ فِي حَيَاتِكُمُ ٱلدُّنۡيَا وَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهَا فَٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ عَذَابَ ٱلۡهُونِ بِمَا كُنتُمۡ تَسۡتَكۡبِرُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَبِمَا كُنتُمۡ تَفۡسُقُونَ ٢٠
And the Day those who disbelieved are exposed to the Fire [it will be said], "You exhausted your pleasures during your worldly life and enjoyed them, so this Day you will be awarded the punishment of [extreme] humiliation because you were arrogant upon the earth without right and because you were defiantly disobedient."