Al-Ahqaf 46:21
The Wind-Curved Sandhills · Juz 26 · Page 505
۞ وَٱذۡكُرۡ أَخَا عَادٍ إِذۡ أَنذَرَ قَوۡمَهُۥ بِٱلۡأَحۡقَافِ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦٓ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٖ ٢١
And mention, [O Muḥammad], the brother of ʿAad,1 when he warned his people in [the region of] al-Aḥqāf - and warners had already passed on before him and after him - [saying], "Do not worship except Allāh. Indeed, I fear for you the punishment of a terrible day."2
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 46:21–26
21- Âd kavminin kardeşi (Hûd’u) an. Ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçmiştir. Hani o, kavmini (yaşadıkları yer olan) Ahkaf’ta: “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” diyerek uyarmıştı. 22- Dediler ki:“Sen bizi ilâhlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin? O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin (azabı) getir (de görelim)!” 23- Dedi ki:“(Azaba dair) bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Ben, size bana gönderilenleri tebliğ ediyorum. Fakat görüyorum ki siz, cahillik eden bir toplumsunuz.” 24- Onlar o (azabı) vadilerine yönelmiş gelmekte olan yayılmış bir bulut halinde gördüklerinde: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. Hayır; aksine o, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde can yakıcı azap bulunan bir rüzgardır. 25- O, Rabbinin emri ile her şeyi yerle bir eder. Sonunda onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, günahkâr toplumları işte böyle cezalandırırız. 26- (Ey Mekkeliler!) Andolsun onlara size vermediğimiz imkânları vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler de vermiştik; fakat ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda alay etmekte oldukları (azap), onları çepeçevre kuşattı.
21. “Âd kavminin kardeşi” Hûd aleyhisselam’ı güzel övgülerle “an.” Çünkü o da Yüce Allah’ın, dinine davet etmekle ve insanlara Allah’a giden yolu göstermekle görevlendirdiği, böylelikle üstün kıldığı şerefli rasûllerdendi. “Ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçmiştir.” Yani o, benzeri görülmedik biri, ilk peygamber değildi ve diğer peygamberlere aykırı bir iddiası da yoktu. “Hani o, kavmini” Âd’ı, onların bulundukları ve “Ahkaf” denilen, Yemen topraklarında kumlukları çok olan (onun için de bu isimle anılan) yerde: “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphesiz ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” diyerek uyarmıştı.” Bu sözleriyle o, her türlü doğru sözü ve öğülmeye değer ameli içine alan Allah’a ibadeti onlara emretmiş, Allah’a ortak koşmalarını da yasaklamış, kendisine itaat etmemeleri halinde de azap ile korkutmuştu. Ancak bu davetin onlara hiçbir faydası olmadı.
22. “Dediler ki: Sen bizi ilâhlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin?” Yani senin tek maksadın, kendileri sebebiyle bizi kıskandığın ilâhlarımızdan yüz çevirmemizi sağlamaktır. Yoksa senin hak diye getirdiğin bir şey yoktur. “O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin” azabı “getir (de görelim)!” Bu ise cehalet ve inadın en ileri derecesidir.
23. “Dedi ki: (Azaba dair) bilgi, ancak Allah’ın katındadır.” Bütün işlerin dizginleri ve anahtarları O’nun elindedir. Dolayısıyla dilerse azabınızı verecek olan da O’dur. “Ben, size bana gönderilenleri tebliğ ediyorum.” Yani benim görevim, apaçık tebliğden ibarettir. “Fakat görüyorum ki siz, cahillik eden bir toplumsunuz.” Zaten şu son derece küstahça işleri yapmanızın sebebi de budur.
24. Yüce Allah, üzerlerine büyük bir azap gönderdi. Bu azap, onları helak ve perişan eden bir rüzgar idi. “Onlar” bu azabı sel suları ile akıp taşan, tarlalarını sulayan, kuyularından ve göllerinden su içtikleri “vadilerine yönelmiş gelmekte olan yayılmış bir bulut halinde” bir bulut gibi kendilerine doğru geldiğini “gördüklerinde” sevinç içerisinde: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur, dediler.” Yüce Allah ise şöyle buyurmaktadır: “Hayır; aksine o, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir.” Yani kendi aleyhinize yaptıklarınızın cezasıdır. Çünkü siz:“O halde (iddialarında) doğru söyliyorsan bizi kendisi ile tehdit ettiğin (azabı) getir (de görelim)” demiştiniz. O, “içinde can yakıcı azap bulunan bir rüzgardır.” 25. “O, Rabbinin emri ile” O’nun dilemesi ile üzerinden geçtiği “her şeyi” şiddetinden ve helâk edici oluşundan dolayı “helâk eder.” Yüce Allah, bu rüzgarı onlara aralıksız olarak yedi gece ve sekiz gündüz musallat etti. Onlar sonunda içi boşalmış hurma ağacı kütükleri gibi yere serildiler. “Sonunda onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu.” Davarları, malları telef olmuş, kendileri de yok olup gitmişlerdi. “Biz, günahkâr toplumları” günahları ve zulümleri sebebiyle “işte böyle cezalandırırız.” Çünkü Yüce Allah, onlara pek büyük nimetler ihsan etmiş olmakla birlikte O’na şükretmediler, O’nu anmadılar. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
26. “(Ey Mekkeliler!) Andolsun onlara size vermediğimiz imkânları vermiştik.” Yani biz, onlara yeryüzünde güç ve imkân vermiş idik. Oranın hoş ve güzel mahsullerinden yararlanır, arzu edip istedikleri şeyleri elde ederlerdi. Onlara öğüt alacak kimselerin öğüt, hidâyet bulmak isteyenlerin ibret alabileceği bir süre yaşatmıştık. Yani ey muhataplar! Biz size verdiğimiz imkânları Ad kavmine de fazlasıyla vermiştik. O bakımdan size vermiş olduğumuz bu imkânların sizden başkasına verilmemiş olduğunu zannetmeyin. Bu imkânlarınızın, size gelecek Allah’ın azabını kısmen dahi olsa sizden uzaklaştırabileceğini zannetmeyin. Aksine sizden başkalarına verilmiş bulunan güç ve imkânlar, sizinkilerden çok daha fazla idi. Ama mallarının da çocuklarının da ordularının da Allah’a karşı kendilerine hiçbir faydası olmadı. “Onlara kulaklar, gözler ve kalpler de vermiştik.” Duyu organlarında, gözlerinde ve kavrayışlarında herhangi bir kusur yoktu ki bilgisizlikleri ve hakkı bilme imkânını bulamayışları dolayısıyla hakkı terk ettikleri söylenebilsin. Akıllarında da bir dengesizlik yoktu. Fakat başarı Allah’ın elindedir. “Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara” az ya da çok “hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın” tevhidine ve yalnızca O’na ibadet edilmesi gerektiğine dair kesin belgeler teşkil eden “âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Sonunda alay etmekte oldukları (azap), onları çepeçevre kuşattı.” Yani gerçekleşeceğini yalanladıkları ve kendilerini ona karşı uyaran peygamberler ile de alay ettikleri azap, tepelerine indi.
Page 505
46:21
۞ وَٱذۡكُرۡ أَخَا عَادٍ إِذۡ أَنذَرَ قَوۡمَهُۥ بِٱلۡأَحۡقَافِ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦٓ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٖ ٢١
And mention, [O Muḥammad], the brother of ʿAad,1 when he warned his people in [the region of] al-Aḥqāf - and warners had already passed on before him and after him - [saying], "Do not worship except Allāh. Indeed, I fear for you the punishment of a terrible day."2
46:22
قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا لِتَأۡفِكَنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا فَأۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ٢٢
They said, "Have you come to delude us away from our gods? Then bring us what you promise us, if you should be of the truthful."
46:23
قَالَ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦ وَلَٰكِنِّيٓ أَرَىٰكُمۡ قَوۡمٗا تَجۡهَلُونَ ٢٣
He said, "Knowledge [of its time] is only with Allāh, and I convey to you that with which I was sent; but I see you [to be] a people behaving ignorantly."
46:24
فَلَمَّا رَأَوۡهُ عَارِضٗا مُّسۡتَقۡبِلَ أَوۡدِيَتِهِمۡ قَالُواْ هَٰذَا عَارِضٞ مُّمۡطِرُنَاۚ بَلۡ هُوَ مَا ٱسۡتَعۡجَلۡتُم بِهِۦۖ رِيحٞ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٞ ٢٤
And when they saw it as a cloud approaching their valleys, they said, "This is a cloud bringing us rain!" Rather, it is that for which you were impatient:1 a wind, within it a painful punishment,
1 translator’s note
- When you challenged your prophet. See verse 22 of this sūrah. ↩
46:25
تُدَمِّرُ كُلَّ شَيۡءِۭ بِأَمۡرِ رَبِّهَا فَأَصۡبَحُواْ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَٰكِنُهُمۡۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٢٥
Destroying everything by command of its Lord. And they became so that nothing was seen [of them] except their dwellings. Thus do We recompense the criminal people.
46:26
وَلَقَدۡ مَكَّنَّٰهُمۡ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّٰكُمۡ فِيهِ وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ سَمۡعٗا وَأَبۡصَٰرٗا وَأَفۡـِٔدَةٗ فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُمۡ سَمۡعُهُمۡ وَلَآ أَبۡصَٰرُهُمۡ وَلَآ أَفۡـِٔدَتُهُم مِّن شَيۡءٍ إِذۡ كَانُواْ يَجۡحَدُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٢٦
And We had certainly established them in such as We have not established you, and We made for them hearing and vision and hearts [i.e., intellect]. But their hearing and vision and hearts availed them not from anything [of the punishment] when they were [continually] rejecting the signs of Allāh; and they were enveloped by what they used to ridicule.
46:27
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَا مَا حَوۡلَكُم مِّنَ ٱلۡقُرَىٰ وَصَرَّفۡنَا ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ٢٧
And We have already destroyed what surrounds you of [those] cities, and We have diversified the signs [or verses] that perhaps they might return [from disbelief].
46:28
فَلَوۡلَا نَصَرَهُمُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ قُرۡبَانًا ءَالِهَةَۢۖ بَلۡ ضَلُّواْ عَنۡهُمۡۚ وَذَٰلِكَ إِفۡكُهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ ٢٨
Then why did those they took besides Allāh as deities by which to approach [Him]1 not aid them? But they had strayed [i.e., departed] from them. And that was their falsehood and what they were inventing.
1 translator’s note
- According to their claim. ↩
Translation: Saheeh International · Text and layout: Quran Foundation · Mushaf fonts: King Fahd Complex, provided by Quran Foundation · Privacy