Al-Ahqaf 46:34
The Wind-Curved Sandhills · Juz 26 · Page 506
وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيۡسَ هَٰذَا بِٱلۡحَقِّۖ قَالُواْ بَلَىٰ وَرَبِّنَاۚ قَالَ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ٣٤
And the Day those who disbelieved are exposed to the Fire [it will be said], "Is this not the truth?" They will say, "Yes, by our Lord." He will say, "Then taste the punishment for what you used to deny."1
1 translator’s note
- Or "because you used to disbelieve." ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 46:34–35
34- Kâfirlerin ateşe sokulacakları gün (onlara): “Hani, bu (azap) hak değil miymiş?”(denir). Onlar da:“Evet, Rabbimize yemin olsun ki (hak imiş)” derler. O da:“O halde inkâr etmenizden dolayı tadın azabı!” buyurur. 35- Peygamberlerden üstün azim sahiplerinin sabrettiği gibi sen de sabret ve bunlar hakkında (azap için) acele etme. Zira onlar, tehdit edildikleri o (azabı) gördükleri gün sanki (dünyada) ancak gündüzün bir bölümü kadar kaldıklarını sanacaklardır. Bu (Kur'ân, insanlara) bir tebliğdir. Artık fasık toplumlardan başkası helâk edilir mi hiç?
34. Yüce Allah, kâfirlerin dünyada iken yalanladıkları cehennem ateşine sunulacakları vakit karşı karşıya bulunacakları korkunç hallerini haber vermekte, azarlanacaklarını ve onlara:“Hani, bu (azap) hak değil miymiş?” denileceğini bildirmektedir. İşte şimdi bu azapla karşı karşıya bulunuyorsunuz ve onu gözlerinizle görmektesiniz. “Onlar da: “Evet, Rabbimize yemin olsun ki (hak imiş)” derler” ve böylelikle günahlarını itiraf etmiş olurlar, yalan söyledikleri de açıkça ortaya çıkmış olur. “O halde inkâr etmenizden dolayı tadın azabı!” buyurur.” Sizin küfrünüz nasıl sizden ayrılmaz bir nitelik idiyse, sizin çekeceğiniz bu azap da yakanızı bırakmayacaktır.
35. Daha sonra Yüce Allah, Rasûlüne kendisini yalanlayanların ve ona karşı çıkanların eziyetlerine sabretmesini, onları Allah’ın yoluna daveti sürdürmesini, bu konuda insanları efendileri, sabırları pek büyük, yakînleri eksiksiz, kararları tam olan “azim sahibi” peygamberlere uyarak sabretmesini emretmektedir. Çünkü insanlar arasında kendilerine uyulmaya, açıklanan aydınlık yolda hidâyet bulmaya en layık olanlar onlardır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Rabbinin emrine uydu, kendinden önce hiçbir peygamberin sabretmediği şekilde sabretti. Onun düşmanları hep birlikte ona karşı çıktılar. Hepsi de onu Allah’ın yoluna davet etmekten engellediler. Ellerinden geldiğince ona düşmanlık ettiler ve ona karşı savaştılar. O ise Allah’ın emrini açıklamaya devam etti, Allah’ın düşmanlarına karşı cihadı sürdürdü. Karşı karşıya kaldığı her türlü eziyete sabredip direndi. Nihâyet Yüce Allah, ona yeryüzünde güç ve imkân verdi. Dinini diğer dinlere, ümmetini de diğer ümmetlere üstün kıldı. Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun. “Ve bunlar” yani azabı çabucak isteyen yalanlayıcılar “hakkında acele etme!” Çünkü bunlar, cahilliklerinden ve ahmaklıklarından bu tutumu sergiliyorlar. Onların bilgisizlikleri seni aceleciliğe sürüklemesin, onların acele ettiklerini görmen, seni azabın gelişi için onlara beddua etmeye sevk etmesin. Çünkü gelecek olan her şey, yakın demektir. “Zira onlar, tehdit edildikleri o (azabı) gördükleri gün sanki” dünyada “ancak gündüzün bir bölümü kadar kaldıklarını sanacaklardır.” Dolayısıyla o korkunç azaba doğru yol alırlarken onların azıcık bir süre faydalanmaları seni sakın üzmesin. “Bu, tebliğdir.” Yani bu dünya, onun zevkleri, arzuları ve lezzetleri, hevesi kursakta bırakan ve halihazırdaki azıcık bir vaktin ihtiyaçlarının karşılandığı geçici bir şeydir. Size yeterli açıklamayı yapmış olduğumuz bu Kur’ân-ı Azim de sizin için bir tebliğdir ve âhiret yurdu için de bir azıktır. O, çok bir güzel azıktır ve maksada da ulaştırıcıdır. Nimetler yurdu cennete ulaştıran, can yakıcı azaptan da koruyan bir azıktır. O, bütün insanların edinecekleri en üstün azık, Allah’ın kendilerine ihsan ettiği en değerli nimettir. “Artık” büsbütün hayırsız, Rablerinin itaatinin dışına çıkmış, peygamberlerinin kendilerine getirmiş olduğu hakkı kabul etmeyen “fasık toplumlardan başkası” îlâhî cezalarla “helâk edilir mi hiç?” Zira Allah, onlara gereken uyarıcıları göndermiş, onlara ileri sürebilecekleri bir mazeret bırakmamıştır. Onlar ise buna rağmen yalanlamalarını ve küfürlerini sürdürmüşlerdir. Yüce Allah bizleri korusun.
Ahkaf Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.
***
Page 506
46:29
وَإِذۡ صَرَفۡنَآ إِلَيۡكَ نَفَرٗا مِّنَ ٱلۡجِنِّ يَسۡتَمِعُونَ ٱلۡقُرۡءَانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوٓاْ أَنصِتُواْۖ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوۡاْ إِلَىٰ قَوۡمِهِم مُّنذِرِينَ ٢٩
And [mention, O Muḥammad], when We directed to you a few of the jinn, listening to the Qur’ān. And when they attended it, they said, "Listen attentively." And when it was concluded, they went back to their people as warners.
46:30
قَالُواْ يَٰقَوۡمَنَآ إِنَّا سَمِعۡنَا كِتَٰبًا أُنزِلَ مِنۢ بَعۡدِ مُوسَىٰ مُصَدِّقٗا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلۡحَقِّ وَإِلَىٰ طَرِيقٖ مُّسۡتَقِيمٖ ٣٠
They said, "O our people, indeed we have heard a [recited] Book revealed after Moses confirming what was before it which guides to the truth and to a straight path.
46:31
يَٰقَوۡمَنَآ أَجِيبُواْ دَاعِيَ ٱللَّهِ وَءَامِنُواْ بِهِۦ يَغۡفِرۡ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُجِرۡكُم مِّنۡ عَذَابٍ أَلِيمٖ ٣١
O our people, respond to the Caller [i.e., Messenger] of Allāh1 and believe in him; He [i.e., Allāh] will forgive for you your sins and protect you from a painful punishment.
1 translator’s note
- Prophet Muḥammad (ﷺ). ↩
46:32
وَمَن لَّا يُجِبۡ دَاعِيَ ٱللَّهِ فَلَيۡسَ بِمُعۡجِزٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَيۡسَ لَهُۥ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءُۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٍ ٣٢
But he who does not respond to the Caller of Allāh will not cause failure [to Him] upon earth, and he will not have besides Him any protectors. Those are in manifest error."
46:33
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَلَمۡ يَعۡيَ بِخَلۡقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰۚ بَلَىٰٓۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ٣٣
Do they not see that Allāh, who created the heavens and earth and did not fail in their creation, is able to give life to the dead? Yes. Indeed, He is over all things competent.
46:34
وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيۡسَ هَٰذَا بِٱلۡحَقِّۖ قَالُواْ بَلَىٰ وَرَبِّنَاۚ قَالَ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ٣٤
And the Day those who disbelieved are exposed to the Fire [it will be said], "Is this not the truth?" They will say, "Yes, by our Lord." He will say, "Then taste the punishment for what you used to deny."1
1 translator’s note
- Or "because you used to disbelieve." ↩
46:35
فَٱصۡبِرۡ كَمَا صَبَرَ أُوْلُواْ ٱلۡعَزۡمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسۡتَعۡجِل لَّهُمۡۚ كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَ مَا يُوعَدُونَ لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا سَاعَةٗ مِّن نَّهَارِۭۚ بَلَٰغٞۚ فَهَلۡ يُهۡلَكُ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ٣٥
So be patient, [O Muḥammad], as were those of determination among the messengers and do not be impatient for them.1 It will be - on the Day they see that which they are promised - as though they had not remained [in the world] except an hour of a day. [This is] notification. And will [any] be destroyed except the defiantly disobedient people?
1 translator’s note
- i.e., for Allāh's punishment of the disbelievers. ↩