MuhammadJuz 26 · Page 509

Muhammad 47:21

Muhammad · Juz 26 · Page 509

طَاعَةٞ وَقَوۡلٞ مَّعۡرُوفٞۚ فَإِذَا عَزَمَ ٱلۡأَمۡرُ فَلَوۡ صَدَقُواْ ٱللَّهَ لَكَانَ خَيۡرٗا لَّهُمۡ ٢١

Obedience and good words. And when the matter [of fighting] was determined, if they had been true to Allāh, it would have been better for them.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 47:20–23

20- İman edenler:“(Keşke cihadı emreden) bir sûre indirilseydi!” derler. Ama hükmü kesin bir sûre indirilip de içinde savaş (emri) söz konusu edilince kalplerinde hastalık bulunanların, sana üzerlerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi baktıklarını görürsün. Halbuki onlar için en uygunu; 21- İtaat etmek ve güzel söz söylemekti. (Savaş konusunda) iş ciddiye bindiğinde de eğer onlar, Allah’a karşı samimi olsalardı bu, onlar için elbette daha hayırlı olurdu. 22- Şayet yüz çevirirseniz yeryüzünde fesat çıkarmanızdan ve akrabalık bağlarınızı parçalamanızdan başka sizden ne beklenir ki? 23- İşte böyleleri Allah’ın lanetlediği, sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.

20. “İman edenler” ağır ve zor emirlerin çabuk verilmesini isteyerek: Savaş emrini ihtiva eden “bir sûre indirilseydi! derler. Ama hükmü kesin” yani gereğince amel olunması istenen “bir sûre indirilip de içinde” nefislere en ağır şey olan “savaş (emri) söz konusu edilince kalplerinde hastalık bulunanların” imanı zayıf olanların, bu emri yerine getiremeyip sebat gösteremedikleri ve bu işten hoşlanmayıp onu çok ağır buldukları için “üzerlerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi baktıklarını görürsün.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır:“Kendilerine: (Savaştan) ellerinizi çekin, namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin, denilmiş olanlara bakmaz mısın? Şimdi onlara savaş farz kılınınca bakarsın ki içlerinden bir grup, müşriklerden Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla korkarlar.”(en-Nisâ, 4/77)

20-21. Daha sonra Yüce Allah, onlar için en uygun olanı gösterip teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Halbuki onlar için en uygunu itaat edip güzel söz söylemekti.” Yani onlar için en uygun olan, kendileri için kesinlik kazanmış mevcut emri yerine getirmek ve bu uğurda bütün gayretlerini ortaya koymaktır. Kendilerine ağır gelecek hükümlerin teşr’i edilmesini istememeli, aksine Allah’ın verdiği esenlik ve afiyet dolayısı ile sevinmelilerdi. “İş ciddiye bindiğinde” ve onlara kesin emir gelince “eğer onlar” böyle bir durumda Allah’tan yardım isteyerek ve O’nun emrini yerine getirmek için gayretlerini ortaya koyarak “Allah’a karşı samimi olsalardı bu, onlar için” önceki hallerinden “elbette daha hayırlı olurdu.” Bunun birkaç nedeni vardır: 1. Kul, her bakımdan eksiktir, acizdir. Yüce Allah’ın ona yardım etmesi hali hariç onun hiçbir şeye gücü yetmez. O bakımdan kul, içinde bulunduğu mükellefiyet ve yükümlülüklerden fazlasını istememelidir. 2. Kul, gözünü geleceğe dikecek olursa hem hali hazırdaki görevini hem de gelecekteki görevini yerine getirme gücü azalır. Halihazırdaki güce gelince ona ait gayret ve emek başka bir vakte kaymış olur. Amel ise gayrete ve kararlılığa bağlıdır. Gelecekteki güce gelince ise o günker gelinceye kadar kişinin gayreti azalıp tükenir. O vakit de o işi yapması için ona yardım edilmez. 3. Halihazırdaki işini yapmayıp tembellik göstermekle birlikte geleceğe dair birtakım hayaller kuran kişi, birtakım işleri gelecekte yapacağına dair karar verip dair yemin eden kimseye benzer. Böyle birisinin gücünün zayıflaması, verdiği kararı yerine getirememesi ve yapmaya hazırlandığı sözleri ifa edememesi sıkça görülen bir durumdur. O nedenle yapılması gereken, kulun bütün gayreti, düşüncesi ve çabası ile içinde bulunduğu vakitte yapacağı işlere odaklanması ve gücü oranında görevini yerine getirmeye çalışmasıdır. Sonra da yeni her bir iş geldikçe ona tam bir gayretle, sağlam bir kararlılıkla, gücünü başka taraflara dağıtmaksızın ve o hususta Rabbinden yardım isteyerek sarılmalıdır. Bütün işlerde başarılı ve isabetli iş yapmak için en uygun olan tutum budur.

22. Yüce Allah, Rabbine itaatten yüz çeviren kimseyi söz konusu etmekte ve böyle birisinin hayra yönelmeyeceğini, aksine hep kötülüğe yöneleceğini belirterek şöyle buyurmaktadır:“Şayet yüz çevirirseniz yeryüzünde fesat çıkarmanızdan ve akrabalık bağlarınızı parçalamanızdan başka sizden ne beklenir ki?” Ortada iki iş vardır: Ya Allah’a itate bağlanmak ve O’nun emirlerini yerine getirmek -ki bu hayırdır, doğruyu bulmaktır ve kurtuluştur- yahut da bundan yüz çevirmek ve Allah’a itaat etmekten uzaklaşmaktır. Bu durumda ise yeryüzünde masiyetler işlemek ve akrabalık bağlarını kesmek sureti ile fesat çıkarmaktan başka bir şey söz konusu olmaz.

23. “İşte böyleleri” yeryüzünde fesat çıkartan ve akrabalık bağlarını kopartan kimseler “Allah’ın lanetlediği” rahmetinden uzaklaştırıp gazabına yaklaştırdığı “sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.” Artık bunlar kendilerine faydalı olacak şeyleri ne işitirler ne de görürler. Bunların kulakları olmakla birlikte -itaat ve kabul anlamına- işitmezler. Onların işitmeleri, Allah’ın delilinin, kendi aleyhlerinde sabit olmasını sağlayacak bir işitmedir. Onların gözleri olmakla birlikte ibretleri ve ilâhi belgeleri görmezler. Gözlerini kat’i delillere ve apaçık belgelere çevirmezler.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 509

MuhammadJuz 26 · Page 509

47:20

وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَوۡلَا نُزِّلَتۡ سُورَةٞۖ فَإِذَآ أُنزِلَتۡ سُورَةٞ مُّحۡكَمَةٞ وَذُكِرَ فِيهَا ٱلۡقِتَالُ رَأَيۡتَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ يَنظُرُونَ إِلَيۡكَ نَظَرَ ٱلۡمَغۡشِيِّ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡمَوۡتِۖ فَأَوۡلَىٰ لَهُمۡ ٢٠

Those who believe say, "Why has a sūrah1 not been sent down?" But when a precise sūrah is revealed and battle is mentioned therein, you see those in whose hearts is disease [i.e., hypocrisy] looking at you with a look of one overcome by death. And more appropriate for them2 [would have been]

2 translator’s notes
  1. i.e., one in which permission is given the believers to fight their enemies.

    [1503] The words "awlā lahum" can also be interpreted as "woe to them!" In that case, the following verse would begin, "[Better for them would have been] obedience and good words."

    ↩
  2. ↩

47:21

طَاعَةٞ وَقَوۡلٞ مَّعۡرُوفٞۚ فَإِذَا عَزَمَ ٱلۡأَمۡرُ فَلَوۡ صَدَقُواْ ٱللَّهَ لَكَانَ خَيۡرٗا لَّهُمۡ ٢١

Obedience and good words. And when the matter [of fighting] was determined, if they had been true to Allāh, it would have been better for them.

47:22

فَهَلۡ عَسَيۡتُمۡ إِن تَوَلَّيۡتُمۡ أَن تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَتُقَطِّعُوٓاْ أَرۡحَامَكُمۡ ٢٢

So would you perhaps, if you turned away,1 cause corruption on earth and sever your [ties of] relationship?

1 translator’s note
  1. From Islām or from jihād (struggling in the cause of Allāh). ↩

47:23

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فَأَصَمَّهُمۡ وَأَعۡمَىٰٓ أَبۡصَٰرَهُمۡ ٢٣

Those [who do so] are the ones that Allāh has cursed, so He deafened them and blinded their vision.

47:24

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلۡقُرۡءَانَ أَمۡ عَلَىٰ قُلُوبٍ أَقۡفَالُهَآ ٢٤

Then do they not reflect upon the Qur’ān, or are there locks upon [their] hearts?

47:25

إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱرۡتَدُّواْ عَلَىٰٓ أَدۡبَٰرِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلۡهُدَى ٱلشَّيۡطَٰنُ سَوَّلَ لَهُمۡ وَأَمۡلَىٰ لَهُمۡ ٢٥

Indeed, those who reverted back [to disbelief] after guidance had become clear to them - Satan enticed them and prolonged hope for them.

47:26

ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُواْ لِلَّذِينَ كَرِهُواْ مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ سَنُطِيعُكُمۡ فِي بَعۡضِ ٱلۡأَمۡرِۖ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ إِسۡرَارَهُمۡ ٢٦

That is because they said to those who disliked what Allāh sent down,1 "We will obey you in part of the matter." And Allāh knows what they conceal.

1 translator’s note
  1. i.e., the Jews of Madīnah. ↩

47:27

فَكَيۡفَ إِذَا تَوَفَّتۡهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَضۡرِبُونَ وُجُوهَهُمۡ وَأَدۡبَٰرَهُمۡ ٢٧

Then how [will it be] when the angels take them in death, striking their faces and their backs?

47:28

ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱتَّبَعُواْ مَآ أَسۡخَطَ ٱللَّهَ وَكَرِهُواْ رِضۡوَٰنَهُۥ فَأَحۡبَطَ أَعۡمَٰلَهُمۡ ٢٨

That is because they followed what angered Allāh and disliked [what earns] His pleasure, so He rendered worthless their deeds.

47:29

أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَن لَّن يُخۡرِجَ ٱللَّهُ أَضۡغَٰنَهُمۡ ٢٩

Or do those in whose hearts is disease think that Allāh would never expose their [feelings of] hatred?

As-Sa'diTafsir · 47:21

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском