Al-Waqi'ah 56:29
The Inevitable · Juz 27 · Page 535
وَطَلۡحٖ مَّنضُودٖ ٢٩
And [banana] trees layered [with fruit]
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 56:27–40
27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.
27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını)” cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.
39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.
Page 535
56:17
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنٞ مُّخَلَّدُونَ ١٧
There will circulate among them young boys made eternal
56:18
بِأَكۡوَابٖ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسٖ مِّن مَّعِينٖ ١٨
With vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring -
56:19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ ١٩
No headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated -
56:20
وَفَٰكِهَةٖ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ٢٠
And fruit of what they select
56:21
وَلَحۡمِ طَيۡرٖ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ ٢١
And the meat of fowl, from whatever they desire.
56:22
وَحُورٌ عِينٞ ٢٢
And [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes,
56:23
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ ٢٣
The likenesses of pearls well-protected,
56:24
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٢٤
As reward for what they used to do.
56:25
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا تَأۡثِيمًا ٢٥
They will not hear therein ill speech or commission of sin -
56:26
إِلَّا قِيلٗا سَلَٰمٗا سَلَٰمٗا ٢٦
Only a saying [of] peace, peace.
56:27
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ ٢٧
The companions of the right - what are the companions of the right?
56:28
فِي سِدۡرٖ مَّخۡضُودٖ ٢٨
[They will be] among lote trees with thorns removed
56:29
وَطَلۡحٖ مَّنضُودٖ ٢٩
And [banana] trees layered [with fruit]
56:30
وَظِلّٖ مَّمۡدُودٖ ٣٠
And shade extended
56:31
وَمَآءٖ مَّسۡكُوبٖ ٣١
And water poured out
56:32
وَفَٰكِهَةٖ كَثِيرَةٖ ٣٢
And fruit, abundant [and varied],
56:33
لَّا مَقۡطُوعَةٖ وَلَا مَمۡنُوعَةٖ ٣٣
Neither limited [to season] nor forbidden,
56:34
وَفُرُشٖ مَّرۡفُوعَةٍ ٣٤
And [upon] beds raised high.
56:35
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءٗ ٣٥
Indeed, We have produced them [i.e., the women of Paradise] in a [new] creation
56:36
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا ٣٦
And made them virgins,
56:37
عُرُبًا أَتۡرَابٗا ٣٧
Devoted [to their husbands] and of equal age,
56:38
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ٣٨
For the companions of the right [who are]
56:39
ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ٣٩
A company of the former peoples
56:40
وَثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ٤٠
And a company of the later peoples.
56:41
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ ٤١
And the companions of the left - what are the companions of the left?
56:42
فِي سَمُومٖ وَحَمِيمٖ ٤٢
[They will be] in scorching fire and scalding water
56:43
وَظِلّٖ مِّن يَحۡمُومٖ ٤٣
And a shade of black smoke,
56:44
لَّا بَارِدٖ وَلَا كَرِيمٍ ٤٤
Neither cool nor beneficial.
56:45
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ ٤٥
Indeed they were, before that, indulging in affluence,
56:46
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ ٤٦
And they used to persist in the great violation,1
1 translator’s note
- i.e., shirk (association with Allāh) or disbelief. ↩
56:47
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ ٤٧
And they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected?
56:48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ ٤٨
And our forefathers [as well]?"
56:49
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ ٤٩
Say, [O Muḥammad], "Indeed, the former and later peoples
56:50
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ ٥٠
Are to be gathered together for the appointment of a known Day."