Al-Waqi'ahJuz 27 · Page 537

Al-Waqi'ah 56:79

The Inevitable · Juz 27 · Page 537

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ ٧٩

None touch it except the purified [i.e., the angels].

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 56:75–87

75- Yıldızların battıkları yerlere yemin ederim; 76- Ki eğer bilirseniz bu, gerçekten büyük bir yemindir. 77- Şüphesiz o, çok değerli bir Kur’ân’dır. 78- Saklı bir Kitaptadır. 79- Ona tertemiz olanlardan başkası el süremez. 80- O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. 81- Şimdi siz bu sözü mü hafife alıyorsunuz? 82- Size verilen rızka yalanlayarak mı şükrediyorsunuz? 83- Hele can boğaza gelince; 84- O vakit siz bakar durursunuz. 85- Biz ise o (ölmekte olana) sizden daha yakınızdır; ama siz görmezsiniz. 86- Madem ki siz (dirilip) hesaba çekilmeyeceksiniz; 87- Haydi, (bu iddianızda) samimiyseniz, o canı (bedene) geri döndürsenize!

75. Yüce Allah, yıldızlara ve yıldızların batış yerlerine ve Yüce Allah’ın o sırada meydana getirdiği ve O’nun azametine, büyüklüğüne ve tevhîdine delil olan olaylara yemin etmektedir. 76. Daha sonra hakkında yemin ettiği bu hususların büyüklüğüne dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır:“Ki eğer bilirseniz bu, gerçekten büyük bir yemindir.” Bu yeminin büyük olması yıldızların, onların akıp gitmesinin ve batış yerlerine kaymalarının, pek çok delil ve ibretleri ihtiva etmesinden dolayıdır ki bunların tümünü sayıp dökmeye imkân yoktur. Kendisi için yemin edilen husus ise Kur’ân-ı Kerîm’dir. Onun hak olduğu, hakkında herhangi bir şüphenin söz konusu olmadığı ve ona herhangi bir şüphenin ulaşamadığı gerçeğidir:

77. “Şüphesiz o, çok değerli bir Kur’ân’dır.” Yani hayırları pek çoktur. İlmi oldukça fazladır. Her türlü hayır ve ilim ancak Yüce Allah’ın Kitabından çıkartılır ve ondan anlaşılır.

78. “Saklı” yani insanların gözlerinin göremeyeceği “bir Kitaptadır.” Bu saklı kitap ise Levh-i Mahfûzdur. Yani bu Kur’ân-ı Kerîm, Levh-i Mahfuzda yazılıdır. Allah nezdinde de mele-i a’lâdaki melekler nezdinde de ta’zim gören bir kitaptır. Saklı Kitaptan maksadın Yüce Allah’ın vahiy ve risaleti için indirdiği meleklerin ellerinde bulunan kitap olma ihtimali de vardır. Bundan kasıt da şu olur: Bu Kitap, şeytanların göremeyeceği şekilde saklıdır. Onlar onu değiştiremezler. Ona herhangi bir şey ilave edemez, ondan bir şey eksiltemez ve ona herhangi bir yolla ulaşamazlar.

79. “Ona tertemiz olanlardan başkası el süremez.” Yani Kur’ân-ı Kerîm’e ancak Yüce Allah’ın türlü afetlerden, günahlardan ve kusurlardan tertemiz kıldığı melâike-i kiram dokunabilir. Ona ancak iyiden iyiye temizlenmiş kimseler el sürebildiğine, pis ve murdarlar ile şeytanlar ona el sürmeye güç yetiremeyeceklerine ve ona yaklaşamayacaklarına göre âyet-i kerime -dikkat çekme yolu ile- Kur’ân-ı Kerim’e temizlenmiş/abdestli kimseden başkasının el sürmesinin caiz olmayacağına da delildir. Nitekim bu konuda hadisler de gelmiştir. Bu sebeple bu ayetin emir manasında bir haber olduğu söylenmiştir. Yani “Kur'ân’a temiz olanlardan başkası el sürmesin.” demektir.

80. “O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.” Yani bu üstün sıfatlara sahip Kur’ân-ı Kerîm, kullarını dinî ve dünyevî nimetleri ile görüp gözeten âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Kullarını kendisi ile görüp gözettiği en üstün ve en değerli şey ise Kur’ân’dır. Bu Kur’ân, dünya ve âhiret maslahatlarını kapsayan bir kitaptır. Allah, bununla kullarına şükrünün altından kalkamayacakları şekilde merhamet etmiş bulunmaktadır. Onların görevlerinden birisi de bu Kur’ân’ın gereklerini yerine getirmek, onu açıklayıp ilan etmek, ona davet edip onu açıktan açığa bildirmektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

81. “Şimdi siz bu sözü” bu pek büyük Kitab’ı ve hikmet dolu öğüdü “mü hafife alıyorsunuz?” Bundan dolayı mı gizlenip saklanıyorsunuz? İnsanlardan, onların kınamalarından ve dillerine düşmekten mi korkuyorsunuz? Buna gerek yok. Bu yakışmaz da. Çünkü bu gibi tutumlar sözüne güvenmeyen kimsenin yapacağı işlerdir. Kur’ân-ı Kerîm ise haktır. Öyle ki kim onu yenik düşürmek isterse mutlaka karşısında yenilgiye uğrar, kim kendisine karşı hücuma geçmeye kalkışırsa mutlaka Kur’ân ona üstün gelir. O hiçbir şekilde gizlenip örtülecek bir Kitap değildir. Aksine o, açıkça ortaya konmalı ve ilan edilmelidir.

82. “Size verilen rızka yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?” Allah’ın size lütfettiği rızka siz, yalanlama ve Allah’ın nimetini inkâr/nankörlükle mi karşılık veriyorsunuz? “Falan yıldız sebebiyle yağmura kavuştuk”, diyor ve nimeti gerçek ihsan edicisinden ve gerçek sahibinden başkasına mı izafe ediyorsunuz? Yağmur yağdırdığında O’nun bu lütuf ve ihsanından ötürü Allah’a şükretmeniz gerekmez mi? Ki O da size lütfunu daha çok ihsan etsin. Çünkü yalanlamak, küfür ve nankörlük, nimetlerin kaldırılmasına, azap ve musibetlerin gelip çatmasına sebep olur.

83-85. Yani can gelip boğaza dayandığında ve sizler ölüm döşeğinde bu halde can çekişen kimseye bakıp durduğunuzda, biz ilmimizle ve meleklerimiz ile sizden ona daha yakınızdır. Ama siz bunu göremezsiniz.

86-87. Eğer iddia ettiğiniz gibi gerçekten sizler öldükten sonra diriltilmeyecek, hesap görmeyecek ve amellerinizin karşılığını almayacaksanız ruhu bedene “geri döndürsenize!” Halbuki sizler de onu geri çevirmekten aciz olduğunuzu itiraf etmektesiniz. O halde sizler ya Muhammed aallalahu aleyhi ve sellem’in getirdiği hakkı ikrar ve kabul edeceksiniz ya da inatlaşmaya devam edeceksiniz, böylelikle de sizin durumunuz ve kötü âkıbetiniz açıkça bilinmiş olacaktır.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 537

Al-Waqi'ahJuz 27 · Page 537

56:77

إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانٞ كَرِيمٞ ٧٧

Indeed, it is a noble Qur’ān.

56:78

فِي كِتَٰبٖ مَّكۡنُونٖ ٧٨

In a Register well-protected;1.

1 translator’s note
  1. The Preserved Slate (al-Lawḥ al-Maḥfūẓ), which is with Allāh (subḥānahu wa taʿālā). ↩

56:79

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ ٧٩

None touch it except the purified [i.e., the angels].

56:80

تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٨٠

[It is] a revelation from the Lord of the worlds.

56:81

أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ ٨١

Then is it to this statement that you are indifferent

56:82

وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ ٨٢

And make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]?

56:83

فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ ٨٣

Then why, when it [i.e., the soul at death] reaches the throat

56:84

وَأَنتُمۡ حِينَئِذٖ تَنظُرُونَ ٨٤

And you are at that time looking on -

56:85

وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ ٨٥

And We [i.e., Our angels] are nearer to him than you, but you do not see -

56:86

فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ ٨٦

Then why do you not, if you are not to be recompensed,

56:87

تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٨٧

Bring it back,1 if you should be truthful?

1 translator’s note
  1. i.e., return the soul to the body, meaning that just as you cannot prevent death when it is decreed, you will not escape the recompense when it is decreed. ↩

56:88

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ٨٨

And if he [i.e., the deceased] was of those brought near [to Allāh],

56:89

فَرَوۡحٞ وَرَيۡحَانٞ وَجَنَّتُ نَعِيمٖ ٨٩

Then [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure.

56:90

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ٩٠

And if he was of the companions of the right,

56:91

فَسَلَٰمٞ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ٩١

Then [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right."

56:92

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ٩٢

But if he was of the deniers [who were] astray,

56:93

فَنُزُلٞ مِّنۡ حَمِيمٖ ٩٣

Then [for him is] accommodation of scalding water

56:94

وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ ٩٤

And burning in Hellfire.

56:95

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ ٩٥

Indeed, this is the true certainty,

56:96

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ٩٦

So exalt the name of your Lord, the Most Great.

سورة الحديد

Al-Hadid

The Iron · Medinan · 29 ayahs

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

57:1

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ١

Whatever is in the heavens and earth exalts Allāh,1 and He is the Exalted in Might, the Wise.

1 translator’s note
  1. By praising Him and declaring Him far above and beyond any failure or imperfection. ↩

57:2

لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٌ ٢

His is the dominion of the heavens and earth. He gives life and causes death, and He is over all things competent.

57:3

هُوَ ٱلۡأَوَّلُ وَٱلۡأٓخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلۡبَاطِنُۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ ٣

He is the First1 and the Last,2 the Ascendant3 and the Intimate,4 and He is, of all things, Knowing.

4 translator’s notes
  1. Before whom nothing existed. Also, He who is supreme, foremost or uppermost.

    [1624] Enduring eternally when nothing else remains.

    [1625] Nothing being above Him. Another meaning is "the Apparent," i.e., evident through His creation and revelation.

    [1626] Nothing being nearer than Him by way of His knowledge. Another meaning is "the Unapparent," i.e., concealed from man's physical senses.

    ↩
  2. ↩
  3. ↩
  4. ↩
As-Sa'diTafsir · 56:79

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском