Al-Waqi'ah 56:8
The Inevitable · Juz 27 · Page 534
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ ٨
Then the companions of the right - what are the companions of the right?1
1 translator’s note
- i.e., those given their records in their right hand and who are destined for Paradise. ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 56:1–26
1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.
(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. “(kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. “(Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:“(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.
20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.
21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...
22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
Page 534
55:68
فِيهِمَا فَٰكِهَةٞ وَنَخۡلٞ وَرُمَّانٞ ٦٨
In both of them are fruit and palm trees and pomegranates.
55:69
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٦٩
So which of the favors of your Lord would you deny?
55:70
فِيهِنَّ خَيۡرَٰتٌ حِسَانٞ ٧٠
In them are good and beautiful women -
55:71
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٧١
So which of the favors of your Lord would you deny? -
55:72
حُورٞ مَّقۡصُورَٰتٞ فِي ٱلۡخِيَامِ ٧٢
Fair ones reserved in pavilions -
55:73
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٧٣
So which of the favors of your Lord would you deny? -
55:74
لَمۡ يَطۡمِثۡهُنَّ إِنسٞ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنّٞ ٧٤
Untouched before them by man or jinnī -
55:75
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٧٥
So which of the favors of your Lord would you deny? -
55:76
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفۡرَفٍ خُضۡرٖ وَعَبۡقَرِيٍّ حِسَانٖ ٧٦
Reclining on green cushions and beautiful fine carpets.
55:77
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٧٧
So which of the favors of your Lord would you deny?
55:78
تَبَٰرَكَ ٱسۡمُ رَبِّكَ ذِي ٱلۡجَلَٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ ٧٨
Blessed is the name of your Lord, Owner of Majesty and Honor.
سورة الواقعة
Al-Waqi'ah
The Inevitable · Meccan · 96 ayahs
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
56:1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ١
When the Occurrence occurs,
56:2
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ ٢
There is, at its occurrence, no denial.
56:3
خَافِضَةٞ رَّافِعَةٌ ٣
It will bring down [some] and raise up [others].1
1 translator’s note
- According to their deeds rather than wealth and social position, as is the case in this world. ↩
56:4
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجّٗا ٤
When the earth is shaken with convulsion
56:5
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسّٗا ٥
And the mountains are broken down, crumbling
56:6
فَكَانَتۡ هَبَآءٗ مُّنۢبَثّٗا ٦
And become dust dispersing,
56:7
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجٗا ثَلَٰثَةٗ ٧
And you become [of] three kinds:
56:8
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ ٨
Then the companions of the right - what are the companions of the right?1
1 translator’s note
- i.e., those given their records in their right hand and who are destined for Paradise. ↩
56:9
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ ٩
And the companions of the left - what are companions of the left?1
1 translator’s note
- i.e., those given their records in their left hand and who are destined for Hell. ↩
56:10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ ١٠
And the forerunners, the forerunners1 -
1 translator’s note
- The words can also be understood as a complete sentence, i.e., "The forerunners [in good deeds] are the forerunners [in entering Paradise]." ↩
56:11
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ ١١
Those are the ones brought near [to Allāh]
56:12
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ١٢
In the Gardens of Pleasure,
56:13
ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٣
A [large] company of the former peoples
56:14
وَقَلِيلٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ١٤
And a few of the later peoples,
56:15
عَلَىٰ سُرُرٖ مَّوۡضُونَةٖ ١٥
On thrones woven [with ornament],
56:16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ ١٦
Reclining on them, facing each other.