Al-Waqi'ahJuz 27 · Page 537

Al-Waqi'ah 56:90

The Inevitable · Juz 27 · Page 537

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ٩٠

And if he was of the companions of the right,

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 56:88–96

88- Eğer o (ölü) Allah'a yakın kullardan ise; 89- Artık (onun için) bir rahatlık, hoş nimetler ve Naim cenneti vardır. 90- Eğer amel defterleri sağdan verilenlerden ise, 91- “Amel defterleri sağdan verilenlerden sana selam olsun!”(denir ona). 92- Ama eğer sapık yalanlayıcılardan ise; 93- Artık (onun için) kaynar sudan bir ziyafet, 94- Ve cehenneme girip yanmak (vardır). 95- Şüphesiz ki bu, kesin hakikatin ta kendisidir. 96- O halde yüce Rabbinin adını tesbih et!

88-89. Yüce Allah, yakın (mukarreb) kulların, amelleri sağ taraflarındna verilenlerin ve yalanlayıcı sapıkların ebedilik yurdundaki durumlarını, sûrenin baş taraflarında söz konusu etmişti. Şimdi de ölüm esnasındaki hallerini sûrenin bu son kısımlarında zikrederek şöyle buyurmaktadır: "Eğer o (ölü) Allah'a yakın kullardan ise” yani ölen kişi Allah’a yakın, farz ve müstehabları edâ etmek, haramları, mekruhları ve gereksiz mubahları terk etmek sureti ile O’na yakınlaşmaya çalışan kimselerden ise “artık” onun için “bir rahatlık” huzur, sevinç, kalp ve ruh nimetleri ve “hoş nimetler” vardır. Bu da yiyecek, içecek ve başka türlerden olan her türlü bedenî nimeti kapsamına alan bir ifadedir. Bunun bilinen anlamda hoş koku olduğu da söylenmiştir. O vakit bu, bir şeyi zikredip onun genel türünü kasdetmek kabilinden olur. “Ve Naîm cenneti vardır.” İçinde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insan kalbinin hatırından geçirmediği ve daha önceki iki hususu (rahatı ve hoş nimetleri) kendisinde toplayan nimet dolu cennetler vardır. İşte Allah'a yakın (mukarreb) kullar, ölümleri esnasında sevinç ve mutluluktan adeta ruhları uçuracak olan bu bu müjde ile müjdelenirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Muhakkak, Rabbimiz Allah’tır, deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler: Korkmayın, üzülmeyin ve size vaadolunan cennetle sevinin, diyerek inerler. Dünya hayatında da âhirette de sizin en yakın dostlarınız biziz. Orada canlarınız neyi arzu ediyorsa, orada neyi istiyorsanız sizin için vardır. Çok bağışlayıcı ve pek merhametli (Allah'tan) bir ikram ve ihsan olmak üzere.”(Fussilet, 41/30-32) Yüce Allah’ın: “Onlar için dünya hayatında da âhirette de müjde vardır.”(Yunus, 10/64) buyruğundaki müjde de burada sözü edilen müjde diye açıklanmıştır ki o da dünya hayatındaki müjdedir.

90. “Eğer amel defterleri sağdan verilenlerden ise...” Bunlar, farzları edâ eden ve haramları terk eden, bununla birlikte iman ve tevhîdlerine halel getirmeyecek bazı hakları yerine getirmekte kısmen kusur işleyen kimselerdir. 91. İşte bunlardan olan kimseye:“Amel defterleri sağdan verilenlerden sana selam olsun” denir. Yani kardeşlerin olan bu kimselerden sana selâm vardır, denilir. Bu da şu demektir: O, onlara ulaştığında ve onlar da onu karşıladığında onu selâmlayacaklardır. Yahut da ona şöyle denilecektir: Her türlü afet, belâ ve azaptan yana sana esenlik vardır. Çünkü sen amel defterleri sağdan verilenlerden yani helâk edici günahlardan uzak bir kimsesin.

92-94. “Ama eğer sapık yalanlayıcılardan ise” hakkı yalanlayıp hidâyetten sapan kimselerden ise “artık (onun için) kaynar sudan bir ziyafet ve cehenneme girip yanmak vardır.” Rablerinin huzuruna varacakları gündeki ziyafetleri, onları çepeçevre kuşatacak ve acısı kalplerine kadar varacak olan cehennem ateşine girip yanmak olacaktır. Aşırı derecedeki susuzluktan dolayı yardım isteyecekleri vakit de “erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su ile yardımlarına varılacaktır. O, ne fena içecektir ve orası ne kötü bir konaktır!”(el-Kehf, 18/29)

95. “Şüphesiz ki bu” Yüce Allah’ın sözünü ettiği hayrı ile şerri ile kulların amellerinin karşılığı ve buna dair etraflı bilgiler; “kesin hakikatin ta kendisidir.” Bunda şüphe ve tereddüdü gerektirecek bir taraf yoktur. Aksine bunlar gerçekleşmesi muhakkak ve kaçınılmaz olan değişmez haktır. Yüce Allah kullarına, buna dair kat’î delilleri göstermiştir. O kadar ki olgun akıl sahiplerine göre onlar, bunu adeta tatmış, hakikatine şahitlik etmiş gibidirler. Bundan dolayı da Yüce Allah’a özellikle kendilerine ihsan etmiş olduğu bu pek büyük nimet ve muazzam bağışından dolayı hamd-u senâ ederler. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:

96. Pek büyük ve yüce olan Rabbimizi tesbih ederiz! O, zalimlerin ve inkârcıların söylediklerinden münezzehtir ve yücedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mübarek, tertemiz ve pek çok hamd-u senâlar olsun.

Vakıâ Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir.

***

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 537

Al-Waqi'ahJuz 27 · Page 537

56:77

إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانٞ كَرِيمٞ ٧٧

Indeed, it is a noble Qur’ān.

56:78

فِي كِتَٰبٖ مَّكۡنُونٖ ٧٨

In a Register well-protected;1.

1 translator’s note
  1. The Preserved Slate (al-Lawḥ al-Maḥfūẓ), which is with Allāh (subḥānahu wa taʿālā). ↩

56:79

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ ٧٩

None touch it except the purified [i.e., the angels].

56:80

تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٨٠

[It is] a revelation from the Lord of the worlds.

56:81

أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ ٨١

Then is it to this statement that you are indifferent

56:82

وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ ٨٢

And make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]?

56:83

فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ ٨٣

Then why, when it [i.e., the soul at death] reaches the throat

56:84

وَأَنتُمۡ حِينَئِذٖ تَنظُرُونَ ٨٤

And you are at that time looking on -

56:85

وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ ٨٥

And We [i.e., Our angels] are nearer to him than you, but you do not see -

56:86

فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ ٨٦

Then why do you not, if you are not to be recompensed,

56:87

تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٨٧

Bring it back,1 if you should be truthful?

1 translator’s note
  1. i.e., return the soul to the body, meaning that just as you cannot prevent death when it is decreed, you will not escape the recompense when it is decreed. ↩

56:88

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ٨٨

And if he [i.e., the deceased] was of those brought near [to Allāh],

56:89

فَرَوۡحٞ وَرَيۡحَانٞ وَجَنَّتُ نَعِيمٖ ٨٩

Then [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure.

56:90

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ٩٠

And if he was of the companions of the right,

56:91

فَسَلَٰمٞ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ٩١

Then [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right."

56:92

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ٩٢

But if he was of the deniers [who were] astray,

56:93

فَنُزُلٞ مِّنۡ حَمِيمٖ ٩٣

Then [for him is] accommodation of scalding water

56:94

وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ ٩٤

And burning in Hellfire.

56:95

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ ٩٥

Indeed, this is the true certainty,

56:96

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ٩٦

So exalt the name of your Lord, the Most Great.

سورة الحديد

Al-Hadid

The Iron · Medinan · 29 ayahs

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

57:1

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ١

Whatever is in the heavens and earth exalts Allāh,1 and He is the Exalted in Might, the Wise.

1 translator’s note
  1. By praising Him and declaring Him far above and beyond any failure or imperfection. ↩

57:2

لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٌ ٢

His is the dominion of the heavens and earth. He gives life and causes death, and He is over all things competent.

57:3

هُوَ ٱلۡأَوَّلُ وَٱلۡأٓخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلۡبَاطِنُۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ ٣

He is the First1 and the Last,2 the Ascendant3 and the Intimate,4 and He is, of all things, Knowing.

4 translator’s notes
  1. Before whom nothing existed. Also, He who is supreme, foremost or uppermost.

    [1624] Enduring eternally when nothing else remains.

    [1625] Nothing being above Him. Another meaning is "the Apparent," i.e., evident through His creation and revelation.

    [1626] Nothing being nearer than Him by way of His knowledge. Another meaning is "the Unapparent," i.e., concealed from man's physical senses.

    ↩
  2. ↩
  3. ↩
  4. ↩
As-Sa'diTafsir · 56:90

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском